40 yıla 40 başarı hikayesi

Geçtiğimiz ekim ayında 40’ıncı yılını kutlayan WWF-Türkiye, doğal yaşam alanlarını ve tehlike altındaki türleri korumak için çalışıyor. WWF-Türkiye’den Doğa Koruma Direktörü Dr. Sedat Kalem’le 40 yıl temalı bir röportaj gerçekleştirdik.

40 yılda WWF-Türkiye olarak neler yaptınız?

WWF-Türkiye olarak 40 yıldır farklı alanlarda yürüttüğümüz onlarca proje ve etkinlikle en az 40 başarı hikayesi yazdık. 40’ıncı yıl gecemizde de “40 Yılda 40 Başarı Sergisi” ile bu hikayeleri paylaştık. Başta tehlike altındaki altı tür (kelaynak, caretta caretta, yeşil deniz kaplumbağası, kardelen, saz kedisi, orfoz) olmak üzere çok sayıda türün doğal yaşam alanında varlığını sürdürmesini sağladık. Çünkü kilit türlerin yok olması, temsil ettikleri ekosistemlerin temel taşlarının yerinden oynaması anlamına geliyor.

Türü korumak aslında onun yaşadığı alanın korunmasından geçiyor. Bu sebeple 20 alanın, milli park, tabiatı koruma alanı gibi çeşitli yasal statülerle koruma altına alınmasını, sekiz sulak alana ise uluslararası önemde sulak alan (Ramsar) statüsü kazandırılmasını sağladık. Türkiye’de esaret altında ayı oynatma geleneğinin son bulması ve Kaş’taki yunus parkının kapatılması gibi başarılarda da önemli payımız oldu.

Bunların yanında, Türkiye’nin çeşitli bölgelerine 5 binden fazla çiftçiye sürdürülebilir tarım eğitimi verdik. Konya Havzası’nda 1.4 milyar litre suyun tasarruf edilmesini sağladık.

Şu an vakfın gündeminde neler var ve yapacağınız projelerden nasıl bir yarar sağlamayı hedefliyorsunuz?

Şu an gündemimizde hayata geçirmek için sabırsızlandığımız beş yeni projemiz var. 40’ıncı yıl gecemizde bu projelerin tanıtımını gerçekleştirdik. Doğa Öncüleri adını verdiğimiz eğitim programı, Kaş-Kekova’da deniz çayırlarının korunması, Büyük Menderes Havzası’nda kirliliğin önlenmesi, plastik atıkların azaltılmasıyla ilgili bir kampanya ve akıllı tarım uygulamaları gündemimizdeki yeni konular.

Doğa Öncüleri eğitim programıyla teknoloji çağında yetişen çocuklarımızı doğayla buluşturmak ve kaynaştırmak istiyoruz. Doğanın karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümü için sorumluluk alan, aktif vatandaşlık bilinci gelişmiş yeni bir kuşak yaratmayı hedefliyoruz.

Programın ilk aşamasında bir ildeki 10 okul, sonraki her sene yedi ildeki 50 okul olmak üzere üç yılın sonunda 17 ildeki toplam 110 okulda çalışmalar yapacağız. Sonraki iki yıl içinde ise devlet okulları ve özel okullarda ortaokul ve lise seviyesindeki 3 bin öğrenciye ulaşarak, kuracağımız teknoloji altyapısı ve destek hizmetleriyle 120 bin öğrenciyi doğayla buluşturarak Doğa Öncüsü haline getirmeyi hedefliyoruz.

Denizlerin oksijen kaynağı olarak bilinen, denizleri berraklaştıran, kıyı erozyonunu önleyen, su altındaki milyonlarca canlının üremesi ve beslenmesi için gerekli ortamı sunan deniz çayırları, Kaş-Kekova gibi turistik bölgelerde çok sayıda teknenin demir atması sebebiyle ciddi bir tehdit altında.

Deniz çayırlarını ve barındırdığı canlı yaşamı korumak için 2004 ve 2009 yıllarında Kaş deniz koruma alanı içerisindeki 10 dalış noktasına 10 şamandıra yerleştirdik. Bu sayede artık tekneler demir atmak yerine şamandıraya bağlanıyor ve deniz tabanını tahrip etmiyor. Ancak bu sayı çok yetersiz; şamandıra sistemini tüm alanda hayata geçirmek için toplam 100 şamandıra yerleştirmemiz gerekiyor. Proje kapsamında toplanacak kaynakla maksimum sayıda şamandıranın Kaş-Kekova Deniz Koruma Alanı’na yerleştirilmesini ve deniz çayırlarının korunmasını sağlamayı hedefliyoruz.

Büyük Menderes Nehri ve etrafındaki havza, tarımsal üretim için olduğu kadar, barındırdığı biyolojik çeşitlilik, ekosistem hizmetleri ve korunan alanlarıyla çarpıcı bir coğrafya. Havzanın bu niteliklerinin korunması ve sürdürülebilirliği için nehirden akan suyun yeterli ve temiz olması kilit önem taşıyor. Oysa bugün nehrin suları deri ve tekstil sanayinin atıkları ve sulak alanlar etrafında yapılan aşırı tarımsal ilaç ve gübre kullanımından ötürü had safhada kirleniyor.

Dünyadaki toplam sayısı yalnızca 4 bin 500 olan tepeli pelikanlar 1950-1960’lı yıllarda ülkemizdeki 17 farklı sulak alanda üremekteyken Büyük Menderes Deltası artık bu türün son sığınaklarından biri olarak kaldı. Türkiye’de toplam üreyen nüfusu 340 çift olan B. Menderes deltasının bu önemli sakininin varlığını sürdürebilmesi için su kalitesinin iyileşmesi şart. Bunu sağlamak amacıyla, proje kapsamında nehirdeki su kirliliğinin önüne geçmek için havzada faaliyet gösteren sanayi kuruluşlarının temiz üretime geçmesini ve havza çevresinde yapılan pamuk tarımındaki kimyasal ilaç kullanımını kontrol altına alınarak iyi pamuk uygulamasının yaygınlaştırılmasını sağlamaya çalışacağız.

Dünya çığ gibi büyüyen bir plastik sorunuyla karşı karşıya olduğu için çalışma alanlarımızdan birisi de plastik atıklar. Okyanuslara her yıl 8 milyon ton plastik atık boşalıyor. Türkiye plastik üretiminde Avrupa ikincisi dünya yedincisi. Türkiye’deki kişi başına plastik tüketimi 50 kgla dünya ortalamasının neredeyse iki katı. Geri dönüşümde de kat etmemiz gereken çok mesafe var. Türkiye’de PET şişe geri dönüşüm oranı yalnızca yüzde 50 iken, dünya lideri Almanya’da bu oran yüzde 93,6.

WWF-Türkiye’nin hedefi, özellikle plastikteki kullan-at alışkanlığının değiştirilmesine odaklanarak hem ortaya çıkan atığı azaltmak, hem de tüketilen plastiğin geri dönüşüm oranlarının artmasını sağlamak. Bu amaçla, bir yandan özel sektör ve kamu kurumlarıyla, diğer yandan sivil toplum, bilim dünyası ve tüketicilerle birlikte çalışacağız. Bunu gerçekleştirirken de WWF’in uluslararası ölçekteki bilgi birikimi ve deneyimi bize yol gösterecek.

Hava, su, toprak gibi yaşamak için ihtiyacımız olan en değerli kaynaklarımızı en çok kullanan sektörlerden biri de tarım sektörü. Türkiye yüzölçümünün yaklaşık üçte biri tarım arazisi ve ülkemizdeki tatlı su miktarının yüzde 79’u da bu arazileri sulamak için kullanılıyor.

Bu nedenle, WWF-Türkiye olarak son yıllarda sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılmasını gündemimize aldık. Modern sulama teknikleriyle boşa harcanan suyun önüne geçmek için Konya Havzası’nda; biyolojik mücadele yöntemleriyle aşırı tarım ilacı ve gübre kullanımını durdurmak için Eğirdir Gölü çevresinde çalışmalar yaptık; birtakım olumlu sonuçlar ve tespitler elde ettik. Geliştireceğimiz “akıllı tarım” projeleriyle, Türkiye’nin farklı bölgelerinde farklı sektörlerdeki çiftçileri teknolojiyi kullanarak bilgilendirmeye, modern sulama tekniklerine ve sürdürülebilir tarım uygulamalarına geçiş yapma yönünde teşvik etmeye devam edeceğiz. Geleceğimiz için, temiz toprak ve temiz su için.

Bundan sonra neler yapacaksınız ya da neler yapmayı düşünüyorsunuz?

WWF-Türkiye olarak kendi geliştirdiğimiz ve yürüttüğümüz projelerin yanı sıra ülkemizin biyolojik çeşitliliği ve doğal değerlerinin korunmasına yönelik yerel STK projelerine de destek veriyoruz. Bu amaçla 2010 yılında başlattığımız bir kampanyayla Türkiye’nin Canı Hibe Programı’nı kurduk. Bireylerin ve kurumların bağışlarıyla oluşturulan kaynak, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde doğa koruma konusunda faaliyet gösteren yerel sivil toplum projelerine katkı sağlıyor. 2011 ve 2014 yılında gerçekleştirdiğimiz iki dönemde toplam 10 projenin hayata geçirilmesini sağladık.  Bu yıl başlattığımız üçüncü dönemde ise üç proje destek almaya hak kazandı. Bu projelerden biri Kars’ta kadife ördeklerin korunmasını, ikincisi Marmara Denizindeki mercanların restorasyonunu, diğeri ise ve Akdeniz’deki deniz memelilerinin korunmasını amaçlıyor.

0 cevaplar

Bir yorum bırakın


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir