ELDAY Beykoz’da Atık Kütüphanesi kuracak

ELDAY, Beykoz 1908 Spor Kulübü ve Beykoz Eğitime Destek Derneği (BEDES) iş birliğiyle Atık Kütüphanesi oluşturmak hedefiyle e-atık toplama seferberliği için protokol imzaladı. İş birliğiyle hem e-atıklar konusunda farkındalık yaratılması hem de daha çok kişiye okuma alışkanlığı kazandırılması hedefleniyor. 

İşbirliğine ilişkin bilgi veren ELDAY Genel Müdürü Muharrem Yamaç; “Öncelikle Beykoz 1908 Spor Kulübü ve Beykoz Eğitime Destek Derneği’ne bu anlamlı proje için verdikleri emeklerden dolayı teşekkür ediyoruz. Türkiye’de maalesef hala e-atıklar konusunda yeterli farkındalık oluşmadı. Aslında çok kıymetli olan e-atıklara çöp muamelesi yapılıyor. Oysa Avrupa Birliği ülkeleri, sadece atık yönetimiyle yılda 400 milyar Euro gelir elde ediyor. Biz ise hem çok değerli hem de ülke ekonomimiz ve sürdürülebilir bir çevre için önemli olan bu kaynağı geri dönüşüm zincirine kazandıramıyoruz. Bu çerçeveden bakıldığında bu işbirliğinin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Beykozluların e-atık konusunda daha fazla bilinç kazanması hedefiyle çıktığımız yolda Beykoz’a bir kütüphane de kazandıracak olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.

Beykoz 1908 Spor Kulübü Başkanı Zeki Aksu ise konuya ilişkin olarak; “110 yıllık Kulübümüz büyük başarılara imza attı. Eski parlak günlerimize dönerken taraftarlarımızla el ele vererek toplumsal bilinci ve farkındalığı yüksek genç bir nesil yetiştirmek için üzerimize düşen görevi yerine getireceğiz. İlk adımı kitap aşısı ve elektronik atıkların toplanması kampanyaları ile başlattık. Geri dönüşümle hammadde konusunda dışarıya bağımlılığımızı azaltacak böyle bir projeyi Türkiye’de başlatan ilk spor kulübü olmaktan büyük onur ve gurur duyuyoruz. ELDAY’a bize verdiği destekten dolayı çok teşekkür ediyoruz” dedi.

Eğitimin önemine vurgu yapan Beykoz Eğitime Destek Derneği (BEDES) Başkanı Gülay Demirel; “Gençlerin sosyalleşme imkanlarının kısıtlı olduğu ilçemizde, Beykoz 1908’in farklı branşlarla zenginleşerek gençlere alternatif etkinlik alanları yaratması açısından önemli olduğunu düşünüyorum.  Muhteşem bir taraftar kulübü var. Bu taraftarla Beykozluluk ruhunu geliştirmek fırsatı yaratabiliyoruz. Bu kez ELDAY ve Beykoz 1908 ile birlikte hem çevre hem de ekonomi için büyük önem taşıyan e-atıklar konusunda farkındalık yaratmak için çalışacağız. Bu çalışmanın neticesinde Beykoz’a bir kütüphane kazandırmak da bizim için büyük bir mutluluk olacak” diye konuştu.

Sabri Ülker Vakfı iyot yetersizliğine dikkat çekiyor

Sabri Ülker Vakfı, 21 Ekim Dünya İyot Eksikliği Günü vesilesiyle dünyadaki en önemli ancak önlenebilir besin yetersizliği sorunlarından biri olan iyot yetersizliğine dikkat çekiyor.

Kurulduğu 2009 yılından bu yana sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesine katkı sağlamak, toplumu beslenme ve sağlık alanlarında bilimsel ve güvenilir bilgiyle aydınlatmak üzere birçok projeyi hayata geçiren Sabri Ülker Vakfı, 21 Ekim Dünya İyot Eksikliği Günü vesilesiyle iyot ve iyot yetersizliğinin neden olduğu sağlık sorunları hakkında önemli bilgiler paylaşıyor. Hormon ve sinir sistemi işlevleri, normal büyüme ve gelişme için gerekli bir mineral olan iyotun yetersizliği bilişsel gelişim ve işlev bozukluğu, hipotroidizm, doğumsal anomaliler, kretinizm ve endemik guatr gibi hastalıklara yol açıyor. Türkiye’de toprak ve suda yeterli miktarda iyot bulunmadığı için iyot yetersizliği ve bunun bir sonucu olarak guatr hastalığı yaygın olarak görülüyor. İyot yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan tiroit hastalıkları ve guatra eşlik edebilecek şişmanlık veya zayıflık, kalp çarpıntısı, unutkanlık veya depresyon bireyin yaşam kalitesinin düşmesine neden olabiliyor.

Türkiye’de iyot yetersizliği görülme sıklığı yüzde 28 olarak belirlendi

Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF iyot yetersizliğinin yaygın olduğu ülkelerde tuzun iyotla zenginleştirilmesini desteklemiştir. Türkiye’de 1995 yılından günümüze “İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi ve Tuzun İyotlanması Programı” yürütülmektedir. Program kapsamında 1998 yılında sofra tuzunun iyotlanması konusunda yasal düzenleme yapılmış ve zenginleştirme zorunlu hale getirilmiştir. Tuzun iyotla zenginleştirilmesi, iyot yetersizliği ile mücadelede önemli katkı sağlamış, dolayısıyla ülkemizde iyot yetersizliğine bağlı hastalıkların görülme sıklığı da önemli ölçüde azalmıştır. 1997’de ileri ve orta düzey iyot yetersizliğinin görülme sıklığı yüzde 58 olarak saptanmıştır. Sofra tuzunun iyot ile zenginleştirme çalışmalarıyla birlikte 2002’de görülme sıklığı yüzde 39’a düşmüştür. Türkiye İyot İzleme ve Değerlendirme Çalışması-2007 sonuçlarına göre ileri ve orta düzey iyot yetersizliği görülme sıklığı yüzde 28 olarak saptanmıştır.

İyot kaybını önlemek için tuz yemek piştikten sonra eklenmeli

Dünya Sağlık Örgütü ve diğer referans kurumlar, günlük tuz alımının toplam 5-6 gramla sınırlandırılmasının günlük iyot ihtiyacını karşılayacağını belirtiyor. Ancak iyot güneş ışınları, nem ve sıcaklığa maruz kaldığında kayba uğrayabiliyor. Tuzda oluşabilecek bu iyot kaybını önlemek için iyotlu tuzu koyu renkli, kapaklı ve cam bir kavanozda saklamak, sıcaklık, nem ve güneş ışığından korumak ve yemek piştikten sonra tuz eklemek gerekiyor.

Günümüzde kaya tuzu, Himalaya tuzu gibi diğer tuzların tercih edilmesine yönelik bilgiler kafa karışıklığı yaratabiliyor. Oysa iyotlu sofra tuzu tüketimi, toplumda iyot yetersizliği ile mücadelede son derece etkili… Bu nedenle iyotlu sofra tuzuna yerine iyotla zenginleştirilmemiş kaya tuzu, Himalaya tuzu gibi tuzların kullanımı konusunda hassas davranılması gerekiyor. Bunun yanı sıra tuz kaynağı ne olursa olsun tüketim miktarına ve dolayısıyla aşırı sodyum alımına dikkat etmek şart.

Balık yemeyi ihmal etmeyin

Genetik etmenler, iyot yetersizliği veya lahana gibi guatrojen adı verilen ve iyotu bağlayarak vücutta kullanımına engel olan sebzelerin çok sık tüketilmesi tiroit hastalıklarına yol açabiliyor. Diyetle iyot alımı, tiroit bezi işlevlerini doğrudan etkileyebiliyor. Hem iyot hem selenyum içeriğiyle tiroit hormonunun yapısına katılan balık ve denüz ürünlerini haftada iki kez tercih edebilirsiniz. Bununla birlikte besin gruplarını dengeli tüketmek ve günde en az iki litre su içmek, tiroit hormonunun üretimi ve salınımını destekleyecektir.

Dalin ve AÇEV ile çocuklar doğru el yıkama alışkanlığı kazanacak

Dalin ve Anne Çocuk Eğitim Vakfı, okul öncesi çocuklara el yıkama alışkanlığını kazandırmak amacıyla el ele verdi.

Anne babaların çocuklarına eğlenerek doğru el yıkama alışkanlığını kazandırabilmeleri ve çocuklarıyla birlikte okuyarak keyifli vakit geçirebilmeleri amacıyla hayat bulan “Eğlenceli El Yıkama Kitabı-Arkadaşım Cikcik”, AÇEV’in“Okuyan Bir Gelecek” programı kapsamında çocuklarla buluşuyor. Dalin’in sevilen civciv karakterinin de kitaba katılmasıyla doğan “el yıkama şarkısı”nı söyleyen çocuklar, şarkı sözleriyle hem doğru el yıkama alışkanlıklarını öğrenecekler hem de şarkıyı bir kez söylediklerinde,  bunun için gereken 30 saniyelik süreyi farkına bile varmadan doldurmuş olacaklar.

AÇEV’in “Okuyan Bir Gelecek” programı,ihtiyaç sahibi bölgelerde yaşayan 5-8 yaş arası çocuklara yönelik tasarlanmış, onların dil becerilerini geliştirirken, okuma sevgisi ve alışkanlığı edindirmeyi amaçlayan, diğer yandan ebeveynlere okumanın önemi konusunda farkındalık kazandırmak için yürütülen bir program. AÇEV’ in“Okuyan Bir Gelecek” programının kitaplarından biri olarak “Yıkama Kitabı-Arkadaşım Cikcik”, proje kapsamında düzenlenen okuma gruplarında ücretsiz olarak dağıtılacak.

“Dalin olarak AÇEV’in‘Okuyan Bir Gelecek’ programına destek olmaktan dolayı çok mutluyuz” diyen Dalin Pazarlama Direktörü Sibel Çağlar sözlerine; “Bundan yaklaşık bir yıl önce, Türkiye’de çocuklar eğlenerek el yıkama alışkanlığı edinseler, biz de Dalin olarak bu konuda ebeveynlerin gizli yardımcısı olsak gibi bir vizyonla yola çıktık.Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) ile yollarımız kesişti ve bu harika işbirliği doğdu! Okul öncesi çocuklara el yıkama alışkanlığını kazandırmak için el ele verdik. Bu işbirliğinden, çocuk kitabı ‘Eğlenceli El Yıkama Kitabı-Arkadaşım Cikcik’ veçocukların keyifle söyleyecekleri bir şarkı doğdu. www.dalin.com.tr ‘den de dinlenebilen bu şarkı ile çocuklar hem doğru el yıkama alışkanlıklarını öğrenecek hem de şarkıyı bir kez söyleyince el yıkama için gereken 30 saniyeyi doldurmuş olacaklar. ‘Eğlenceli El Yıkama Kitabı-Arkadaşım Cikcik’ kitap ile anne babaların çocuklarıyla birlikte okuyarak, öğrenerek ve eğlenerek keyifli vakit geçirmelerini diliyoruz” şeklinde sürdürdü

AÇEV Erken Çocukluk Eğitimleri Birimi Direktörü Duygu Yaşar; “AÇEV olarak, erken yaş grubu çocuklara ve ailelerine yönelik uyguladığımız eğitimlerde çocuğun gelişim alanlarını bir bütün olarak desteklemeye çalışıyoruz. Çünkü bu dönemde çocuklar büyük bir hızla gelişiyor; fiziksel, zihinsel ve dil gelişimleri birbirini tamamlıyor. Dalin’le işbirliğinde geliştirdiğimiz kitap serisi, çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmayı, onların hijyen ve özbakım becerilerini güçlendirmeyi hedefliyor. Serinin ilk kitabı olan “Eğlenceli El Yıkama Kitabı-Arkadaşım Cikcik”, AÇEV’inOkuyan Bir Gelecek’ programında yapılacak tüm okuma gruplarında ücretsiz olarak dağıtılacak. Bu vesileyle, Dalin’e  ‘Okuyan Bir Gelecek’ programına destek verdikleri için çok teşekkür ediyoruz. Çocukların erken yaşta okuma alışkanlığı kazanmaları çok önemli. Okula başladıklarında çocuklar arasında görülen akademik başarı farklılıkları, okuma sayesinde kapanabiliyor. Evde her gün 10 dakika kitap okumak, masal anlatmak çocukların gelişiminde önemli bir fark yaratıyor” dedi.

El yıkamanın öneminin dünyanın en saygın tıp dergilerinde yayınlanan gerçekler arasında yerini aldığını, çocuklarımızı bilimsel doğrularla yetiştirmeyi hedefliyorsak el hijyeninin sağlanmasının ilk öğretmemiz gereken, en güvenilir doğrulardan olduğunu söyleyen Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Önder Ergönül; “El yıkama gibi koruyuculuğu defalarca kanıtlanmış bilimsel bir doğrunun uygulanması için öncelikle sevdirmek gerekiyor. Doğru olduğunu biliyoruz ama uygulamadıktan sonra önemi yok. Uygulamak ve uygulamanın sürekliliği için sevmek gerekiyor. Bunun için de eğlenceli hale dönüştürmek önemli. Toplumun tüm kesimlerine el yıkamayı sevdirerek aşılamalıyız. Bunu yaparken, mantığını anlatarak yapmak daha kalıcı olmasını sağlar. Özellikle çocukların ellerinin yıkanmasıyla pek çok enfeksiyon hastalığı önlenir. Solunum yoluyla bulaşan nezle ve grip gibi virüslerin neden olduğu enfeksiyonlar, ishalle seyreden hastalıklar engellenir. Sandığımızdan çok daha fazla sayıda, hatta tüm enfeksiyon hastalıklarının engellenmesinde el yıkamak oldukça etkili hatta en etkili yöntemlerden biri. Çünkü el yıkama ile geçiş yolu kırılmış oluyor” dedi.

Pembe Top Sahada projesi tüm hızıyla devam ediyor

Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekmek amacıyla Anadolu Sağlık Merkezi ve Anadolu Efes Spor Kulübü iş birliğiyle gerçekleştirilen “Pembe Top Sahada” projesi, beş yaşında.

Meme kanseri tüm dünyada kadınlarda görülen kanserlerin üçte birini oluşturuyor. Her yıl 1,3 milyon kadına tanısı konan meme kanseri her sekiz kadından birinde görülüyor. Kanserden ölümlerin yüzde 14’ünden sorumlu olan meme kanserinde erken tanı ise hayat kurtarıyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nin Anadolu Efes Spor Kulübü iş birliğiyle gerçekleştirdiği Pembe Top Sahada, projesi beşinci yılında yeniden “erken tanı hayat kurtarır” diyecek.

Boyner’den projeye büyük destek

Proje bu yıl perakende sektörünün lider markası Boyner’in desteği ile daha fazla kadına ulaşacak. Mağazalarının ve www.boyner.com.tr‘nin kapılarını Pembe Top Sahada projesine açan Boyner, Ekim ayı boyunca meme kanserinde erken tanı farkındalığı için iletişim yapacak.

İstanbul’daki mağazalarında bulunan soyunma kabinlerinde erken tanı mesajlarını posterler aracılığıyla kadınlara ulaştıracak olan Boyner, online alışverişlerde de farkındalık mesajlarını yayacak. Ayrıca Anadolu Sağlık Merkezi uzmanları, Boyner çalışanlarına farkındalık eğitimi de verecek.

Pembe Top 17 Ekim’de tekrar sahada olacak

Anadolu Efes Spor Kulübü’nün 17 Ekim 2018 Çarşamba günü, saat 20.00’de Zalgiris Kaunas ile oynayacağı sezonun ilk EuroLeague maçının hava atışını dört yıldır olduğu gibi, yine ünlü bir isim Pembe Top ile yapacak.

Sosyal Fayda Zirvesi’nde iyilik konuşuldu

Bu yıl beşincisi düzenlenen Sosyal Fayda Zirvesi, Hilton Bosphorus İstanbul Convention Center’da gerçekleşen oturumlarla devam ediyor.

Sosyal Fayda Zirvesi’nin 2018 İstanbul ayağında sunuculuk yapan Halit Ergenç, “Bizler dünyayı kurtarabilecek son nesiliz. Sadece dünyaya değil, hayvanlara, diğer insanlara ve en önemlisi kendimize kötü davranıyoruz. İnanılmaz bir tüketim çılgınlığı içerisindeyiz. Dünyanın tüm bilgisine sahipken bir yandan da cehalete mahkumuz. Dünyanın sonuna doğru büyük bir hızla yaklaşıyoruz.” diyerek açılış konuşmasını gerçekleştirdi.

Zirvede, “Geleceğin Değerleri, Değerlerin Geleceği” başlıklı bir konuşma yapan Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Begüm Doğan Faralyalı; “Dünya nüfusunun yüzde 1’lik geliri dünya nüfusunun yüzde 99’undan fazla. Bu uçurum derin ancak kaderlerimiz birbirine bağlanıyor. Ancak en zayıfımız kadar güçlüyüz, kendimizi dünyanın en uzak köşesinde çıkan bir hastalıktan izole edemiyoruz. Örneğin, mülteci sorunu hepimizi etkiliyor. Hiçbir zaman bu kadar ortak bir kader paylaşmadık. Herkesi kapsayan yeni bir sisteme geçmek zorundayız. BM’nin 2015’te ortaya koyduğu hedefler aslında bu yeni sistem için bize yol gösteriyor. Toplumun her kesimine, özellikle de iş dünyasına önemli roller düşüyor. Onlar olmadan bu değişimi gerçekleştirmemiz imkânsız. Sürdürülebilir iş modelleri 380 milyon istihdam yaratabilir. Bankacılıktan teknolojiye, yeni şehirleşmeden sağlığa kadar yeni fırsatlar yaratıyor. Kadının ve erkeğin iş hayatına eşit şekilde katılımını sağlamak son derece önemli. Sürdürülebilirlik hedeflerini iş stratejimize temel büyüme stratejimize dâhil etmeliyiz. Sektörel oluşumlarda neler yapılabileceğini birlikte tartışmak çok değerli olacaktır. Bugünün dünyasında, hikâyesinde fayda taşımayan markalar kaybolmaya mahkûm olacaklar. Ortak Değerler Hareketi’ni işte bu anlayışlarla benimsedik. Ortak değerlerimizi sadece ülke olarak değil, tüm dünyayı göz önüne alarak tanımlamalıyız. Ortak Değerler Hareketi, değerleri yaşamın merkezine koymaktır. Bireysel değerlerimizi keşfederek, müşterek değerlerimiz etrafında bütünleşmemizi sağlayan ve ayrıştırıcılıktan ziyade birleştirici bir yaklaşım benimsememizi hedefleyen bir sosyal sorumluluk projesidir” dedi.

 

Kadınların Artan Gücü panelinde Avukat Ece Güner Toprak ve Koton Yönetim Kurulu Üyesi Gülden Yılmaz konuştu. Toplumsal cinsiyet eşitliği için neler yapılmalı?”üzerine konuşan Ece Toprak; “Devletimizin cinsiyet eşitliği konusunda örnek olması gerekiyor. En temel konulardan biri kadının yaşam hakkını korumak. Kadınlarımızın yüzde 36’sı hayatlarında bir dönem şiddet gördüğünü söylüyor. Yargının sıfır tolerans konusunu daha iyi uygulaması gerekiyor. En önemli konulardan biri de karar alıcı pozisyonlarda toplumsal cinsiyet kotası. Kota uygulamasından sonra toplum da bu durumu benimseyecektir. Kadınların daha fazla dayanışma göstermesi gerekiyor” dedi.

 

Dayanışma projesi örneği olarak Koton-El emeği projesini gösteren Koton’un sahibi Gülden Yılmaz, Toplumsal hayata katılmayan kadınları gelir elde edebilecekleri bir projeye dahil etmek istediklerini vurguladı ve 18 şehirde 6 binden fazla kadının 120 mağaza için el emeğiyle üretim yaptığını ve elde edilen toplam 2 milyondan TL’den fazla gelirin kadınlar arasında paylaştırıldığını söyledi.

 

Sosyal Fayda ve Teknoloji oturumu

Sosyal Fayda ve Teknoloji oturumunda Armut.com Kurucu Ortağı ve Genel Koordinatörü Başak Taşpınar Değim; “Biz veriyi iki tarafın birbirine güvenmesini sağlamaya çabalıyor ve etik yöntemler kullanıyoruz. Hizmeti alan kişilerin iyiliğine odaklanıyoruz. Teknoloji sayesinde kişiler evlerine ekmek götürebiliyor. Çok fazla insani hikâye yaratıyoruz. Teknoloji bizce buna hizmet etmeli ve biz de Armut.com olarak bunu hayata geçirmek için çalışmayı sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

 

Core Strateji’nin CEO’su Ussal Şahbaz konuyla ilgili olarak şu ifadeleri kullandı: “Start-upları, ‘Mültecilerin sorunlarını çözmek için ne yapabiliriz?’ sorusuna yanıt bulmaya odaklanan Birleşmiş Milletler ve Bill Gates Vakfı şu anda bir çalışma gerçekleştiriyorlar. ‘Bu iş modellerini başka yerlerde uygulayabilir miyiz?’ diye kafa yoruyorlar. Biz de Türkiye olarak önce kendimizden başlayarak, start-upları ve girişimleri ülkemizdeki sorunların çözümü için kullanabilmeliyiz.”

 

Fjord İş Tasarım Direktörü Selim Aykut ise; “Yapay zekâ veriden besleniyor. Ne ekerseniz onu biçiyorsunuz. Biz teknolojiyi sosyal fayda çerçevesinde düşünürken bazı şeyleri öngörmekle mükellefiz. Örneğin, Twitter’ın yapay zekâlı chatbotlarından biri her gün olumlu gönderiler paylaşırken bir anda ırkçı paylaşımlar yapmaya başladı ve kapatıldı. Bu noktada öngörülü olup, gerekli altyapıyı sağlayıp teknolojiyi imkânlar dâhilinde doğru kurgulayabilmeliyiz” dedi.

 

“İyiliğin Reklamı Olur Mu?” oturumunda konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi akademisyeni Itır Erhart; “İyiliğin reklamını yapmak umudu yaymaktır. Genelde etkiyi görebildiğimiz, ölçekleyebildiğimiz zaman paylaşmamıza, reklamını yapmamıza değer diye düşünüyorum. Faydalanan kişinin, doğanın veya bazen bir hayvanın hikâyesi olabilir bu, aslında burada onur kırıcı bir durum yok. Çözmeye çalıştığımız sorunu odağımıza alıp yaptığımız işin sonuçlarını mutlaka paylaşmalıyız. Yani iyiliğin reklamı olur mu? Olur. Yeter ki nasıl yapacağımızı bilelim” dedi.

 

TBWA/İstanbul Başkan Yardımcısı Toygun Yılmazer ise; “Toplum hangi konuda duyarlı? yerine ‘Kurum olarak hangi konuda sorumluluk hissediyoruz?’ sorusunu sormak daha doğru bir başlangıç. Bu soruya odaklanmak hem kurum hem de hedeflediği soruna çözüm açısından çok daha verimli sonuçlar yaratıyor” ifadelerini kullandı.

UNDP Türkiye Ülke Direktörü Claudio Tomasi; “Bugün buraya hep birlikte gezegenimizin 2030’da nasıl bir yer olacağını hayal etmeye ve sizlerin dünyanın 2030 yılındaki haliyle ilgili fikirlerinizi almaya geldik” dedi. Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu, Sosyal Fayda Zirvesi’nde yaptığı konuşmada; “Gençliği bilgisayar ve telefonların başından kaldırıp gönüllülük aktivitelerine yönlendirmeliyiz. Sanal dünyanın yanında, insanlara ve toprağa dokunmak gerçekten önemli, bunu teşvik ediyoruz” dedi. Mert Fırat, İyi Niyet Elçisi olduğu proje hakkında; “İhtiyaç Haritası ilk kez 2015’teki Sosyal Fayda Zirvesi’nde duyurulmuştu. Bu yaz Londra’yı, Cenevre’yi ve Zürih’i ziyaret ettik. Globalde de yapmak istediklerimizi anlattık” diyerek projeyi geliştireceklerini vurguladı. Rixos Oteller Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Fettah Tamince, etkinlikte yaptığı konuşmada; “Turizm aslında barışın, huzurun ve birlikte yaşamanın en önemli adımlarından biridir. Tesislerimizde dünyanın farklı ülkelerinden gelen insanları, bünyemizdeki farklı kültürden insanlarla beraber yaşatmaya çalışıyoruz. Amacımız gelenleri sadece güzel odalarımızda konaklatmak değil, doğal ve kültürel güzelliklerimizle de tanıştırmak” dedi.

 

“Facebook Grupları: Anlam Katan Topluluklar”

Mert Fırat, UNDP İyi Niyet Elçisi, Aktör

Zeynep Arapoğlu, Bisikletli Kadın İnisiyatifi, Yönetici

Nilay Erdem, Facebook, Kamu Politikaları Yöneticisi

MEMEDER Başkanı’ndan Meme Kanseri Farkındalık Günü açıklaması

Prof. Dr. Vahit Özmen, Meme Kanseri Farkındalık Günü hakkında yaptığı açıklamada meme kanseri sıklığının giderek arttığını ve dünyada her yıl 2 milyon, Türkiye’de ise 25 bin kadına meme kanseri tanısı konulduğunu söyledi.

Ülkemizde meme kanseri tanı ve tedavisi ücretsiz olmasına rağmen, erken evre meme kanseri oranı yüzde 35’i geçmediğini söyleyen Prof. Dr. Vahit Özmen, 1985’ten itibaren tüm dünyada ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı, 15 Ekim ise Meme Kanseri Farkındalık Günü’nde meme kanseri farkındalığı oluşturmak ve MEMEDER gibi kamuya yararlı hasta hakları savunucusu dernek ve vakıflara bağış toplamasının amaçlandığını belirtti.

1991 yılında Susan Kommen Vakfı tarafından farkındalık yürüyüşünde ‘Pembe Kurdele’ dağıtıldığını ve 1993 yılında ‘Pembe Kurdele’meme kanserinin sembolü olarak gösterildiğini söyleyen Özmen, 2007 yılında kurulan ve kamuya yararlı bir dernek olan Meme Sağlığı Derneği (MEMEDER)’in kurulduğu günden beri her yıl ekim ayında çok sayıda etkinlik yaparak meme kanserinin erken tanısı ve farkındalığının artmasına katkı sağladığını söyledi.

MEMEDER’in gerçekleştirdiği bilimsel çalışmalarla Türkiye’de mamografik tarama yaşının 50’den 40’a indirilmesini sağladığını belirten Özmen, taramanın ucuz olduğunu, yaşam süresini 7 yıl uzattığını ve Muş’ta başlayan gezici tarama sisteminin Türkiye’de yaygınlaşmasında öncülük ettiğini söyledi.

Oyuncular otizmli çocuklar ile bir araya geldi

Sercan Badur ve Alper Saldıran Özel Tohum Vakfı Özel Okulu’nu ziyaret etti ve Tohum Otizm Vakfı öğrencilerinin eğitim bursunu sağlamak amacıyla kurulan Pour La Bonte projesi için bileklik tasarladı.

Otizmli çocukların geleceğine katkı sağlayabilmek adına sanatçılar, yazarlar, iş dünyasının önemli mensupları ile Tohum Otizm Vakfı öğrencilerini bir araya getiren proje kapsamında; ünlü oyuncular Sercan Badur ve Alper Saldıran, Özel Tohum Vakfı Özel Okulunda okuyan otizmli öğrenci ile çok özel anlar yaşayarak Pour La Bonte için bileklikler tasarladı.

Doğuştan gelen ve yaşamın ilk üç yılında fark edilen gelişimsel farklılık olan otizmin görülme sıklığı günümüzde çok büyük bir hızla artıyor. 1985 yılında her 2 bin 500 çocuktan birine otizm tanısı konulurken, 2000’li yılların başında otizm tanısı konan çocuk sayısı 150’ye yükselmiştir. 2013 yılında ise 88 çocuktan birinde otizm görülürken, 2014’te yüzde 30 artış göstermiştir. Bugün doğan her 68 çocuktan biri otizm riski ile dünyaya geliyor, dünyada her 20 dakikada bir çocuğa otizm tanısı konuluyor. Türkiye’de, 0-18 yaş grubu arasında yaklaşık 352 bin otizmli çocuk ve gencimiz var. Tüm bu gerçeklikten yola çıkan Pour La Bonte, Tohum Otizm Vakfı ile iş birliği yaparak otizm farkındalığını artırmak ve bu durumla mücadele eden çocuklara daha iyi bir gelecek sağlamak amacıyla kolye ve bilekliklerden oluşan ürün gamıyla siz değerli destekçilerini beklemekte.

Pour La Bonte ürünleri otizmli çocuklar yararına satışta

Pour La Bonte kolye ve bilekliklerinin geliri, Türkiye’deki otizmli çocuklar yararına farkındalık yaratmak ve bu çocukların ailelerine destek sağlamak amacıyla Tohum Otizm Vakfı’na bağışlanıyor. Otizmli çocuklar yararına satışta olan ürünler www.pourlabonte.com sitesinden alınabiliyor.

Dünya Elektronik Atık Günü’nde bağışlar TEGV ile eğitime dönüşüyor

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Atma Bağışla projesiyle evde, okulda, işyerinde kullanılmayan her türlü atık elektrikli ve elektronik eşyaları eğitime kazandırıyor.

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), geliştirdiği “Atma Bağışla” projesi ile evde, okulda, işyerinde kullanmadığınız her türlü AEEE (Atık Elektrikli ve Elektronik Eşyalar) ürünlerini eğitime kazandırarak, çocuklar için yaşanılabilir ve eğitimle güçlenmiş bir dünya hayaline sizi de ortak ediyor.

T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve TÜBİSAD (Türkiye Bilişim Sanayicileri Derneği) işbirliği ile ilerleyen projeye göre kullanılamayacak durumda olan AEEE ürünleri, TEGV’in anlaşmalı olduğu geri dönüşüm firmasına gönderiliyor. Elde edilen hurda değeri, imkânı kısıtlı çocukların TEGV’de nitelikli eğitim alması için bağış olarak kaydediliyor. Çalışır durumda olan cihazlar ise TEGV tarafından incelendikten sonra alınan onay karşılığında Vakıf envanterine kaydedilerek, TEGV’in Türkiye’nin dört bir yanındaki etkinlik noktalarında kullanılmak üzere muhafaza ediliyor.

Atma Bağışla TEGV için kaynak getirici bir proje olmasının yanı sıra doğanın korunması için önemli bir çevre faaliyetidir. Proje sayesinde 50 tondan fazla e-atık geri dönüştürülmüştür.

Elektronik atıklardan elde edilen gelirin yanı sıra, bağışlanan çalışır durumdaki cihazlar ile TEGV’e ciddi bir ayni bağış kapısı açılmıştır. Şu ana kadar bağışlanan cihazların mali değeri 50 bin TL’nin üzerindedir.

Atma Bağışla Projesi sayesinde, atmayıp bağışlayanlar, bugüne kadar 80 bin TL’nin üzerinde gelir sağlayarak, TEGV’de imkânları kısıtlı çocukların nitelikli eğitimle buluşmasına destek oldular.

Cinsiyet eşitliği konusunda Avrupa’nın lideri L’Oréal

L’Oréal, Equileap tarafından cinsiyet dengesi konusunda “Avrupa’nın lider şirketi” olarak seçildi. McKinsey tarafından 2018 Ocak ayında yapılan bir araştırma, cinsiyet farkı gözetmeksizin eşit fırsatlar sunulmasının, şirketlerin büyümesinde önemli bir faktör olacağını öngörüyor. Araştırma sonuçlarına göre, kadın erkek çalışan sayısı eşit ya da eşite yakın olan şirketlerin diğer şirketlere oranla yüzde 21 daha verimli olduğu görülüyor.

Equileaptarafından verilen ödülle ilgili olarak L’Oréal İnsan Kaynakları Kıdemli Başkan Yardımcısı Jean-Claude Le Grand ;“Çeşitlilik ve dahiliyet, L’Oréal’in DNA’sında yer alan değerlerin bir parçası. Equileap bu yıl bir kez daha cinsiyet eşitliğine verdiğimiz önemi tasdikleyerek taçlandırmış oldu. Cinsiyet eşitliği alanının öncülerinden biri olarak, attığımız her adımın önemine, cinsiyet eşitliğinin şirketler için performans konusu ve inovasyonun da en önemli itici güçlerinden olduğuna inanıyoruz” açıklamasında bulundu.

Cinsiyet eşitliği konusundaki ilerlemeleri hızlandırmaya yönelik çalışmaları ile öne çıkan Equileap, bu alanda farklı sektörleri mercek altına alarak, ülkeler arası sınıflandırma gerçekleştiriyor. Equileap, dünyanın dört bir yanından 3 bin şirketin yayınlanmış verilerini inceliyor. Bu sıralama, yatırımcıların cinsiyet eşitliği alanında öncü konumda olan şirketleri daha kolay bir şekilde tespit etmesine ve yatırım kararlarını bu finansal olmayan kritere dayanarak verebilmelerine yardımcı oluyor. Bu yıl Equileap uluslararası sıralamasına farklı coğrafi alanlar için ayrı listeler de ekledi. 2017’de bu alanda birincilik ödülü alan L’Oréal, 2018’de de Avrupa birincisi oldu.

Cinsiyet eşitliğinde öncü

L’Oréal, dünyanın dört bir yanında kadınların iş dünyasında teşvik edilmesine, onlara eğitim ve terfi konularında eşit hak verilmesine büyük önem veriyor. L’Oréal  ayrıca cinsiyetler arası maaş farkı ile mücadele konusunda da  öncü şirketlerden biri olarak 2007 yılında Fransız Ulusal Demografik Araştırma Enstitütüsü’ne çağrıda bulunarak cinsiyetler arası maaş farkı konusunda detaylı bir analiz yapılmasında önderlik etti. 2018’den bu yana L’Oréal grubu bu yaklaşımını tüm dünyaya yaymıştır. Şirket ayrıca 23 ülkede GEEIS (Cinsiyet Eşitliğinde Avrupa ve Uluslararası Standartlar) ve yedi ülkede de EDGE (Cinsiyet Eşitliğinde Ekonomik Faktörler) belgelerine sahip olmasının yanında; bu kurumlar tarafından düzenli olarak denetleniyor.Konuyla ilgili olarak Jean- Claude Le Grand; “Daha çok şirketin cinsiyet eşitliği konusunda çalışmalarda bulunması, bu konuda daha hızlı bir ilerleme kaydedileceğinin işareti”diye konuştu.

Kadın erkek çalışan sayısı eşit şirketler, daha verimli

McKinsey tarafından yapılan bir araştırma, cinsiyet farkı gözetmeden eşit fırsatlar sunulmasının şirketlerin büyümesinde önemli bir faktör olacağını öngörüyor. Kadın erkek çalışan sayısı eşit ya da eşite yakın olan şirketlerin diğer şirketlere oranla yüzde 21 daha verimli olduğu görülüyor.

Sabancı Vakfı’ndan 11 Ekim’e özel video

Sabancı Vakfı, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nü kız kardeşleriyle laboratuvarda buluşarak, hayallerini büyüten Mardinli kız çocuklarının filmi ile kutladı.

Sabancı Vakfı, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü dolayısıyla hazırladığı videoda Kız Kardeşler Laboratuvarı Projesi’ne katılan Mardinli kız çocuklarının görüşlerine yer verdi.

Kız çocukları filmde, Sabancı Vakfı’nın Hibe Programları kapsamında desteklediği ve Mardin Kültür Derneği tarafından hayata geçirilen proje ile hayatlarında yaşadıkları değişimi anlattı.

Filmde, üretken, araştıran, cesur, büyük hayaller kuran ve eşitlikçi nesiller için kız çocuklarının desteklenmesinin önemi vurgulandı.