Tekzen’den genç yeteneklere destek

4. Uluslararası Genç Yetenekler Müzik Yarışması kapsamında Tekzen, genç yeteneklere destek olmaya devam ediyor.

Türkiye’nin tamamen yerli sermayeli ve en yaygın ev güzelleştirme merkezi Tekzen’in katkılarıyla bu yıl dördüncüsü düzenlenecek Uluslararası Genç Yetenekler Müzik Yarışması’nda gençler yeteneklerini sergileyecek.

İlk ve ortaöğretim öğrencilerinin katılımına açık olan yarışma A, B ve C olmak üzere üç kategoride devam ediyor. Piyano, piyano hariç tüm enstrümanlar ve özel öğrenim ihtiyacı olan öğrenciler olmak üzere bölümlere ayrılan yarışmada C kategorisi için yaş sınırlandırması olmamakla birlikte, şarkı ile de katılım sağlanabiliyor. Yarışma için son başvuru tarihi 31 Mart 2019 olarak belirlendi.

Tekzen olarak genç yeteneklerin yanındayız

Uluslararası Genç Yetenekler Müzik Yarışması’na üç yıldır destek verdiklerini ifade eden Tekzen Pazarlama Müdürü Mehmet Cem Kızılkaya, “Tekzen olarak Kurumsal Sosyal Sorumluluk anlayışımız çerçevesinde genç yeteneklerin yanında yer almayı çok önemsiyoruz. Uluslararası Genç Yetenekler Müzik Yarışması, genç yetenekleri keşfederek onlara yeteneklerini sergileme fırsatı veriyor. Bu yarışma aynı zamanda gençlerin kendilerini müzik ile ifade etmelerini sağlayarak onların özgüvenlerini de geliştiriyor. Yarışma müzik eğitimi ve müzik eğitmenlerinin de önemini ön plana çıkararak bu alanda bir toplumsal farkındalık yaratıyor. Biz de Tekzen olarak üç yıldır böyle bir platformda olmaktan dolayı çok mutluyuz. Yarışmaya her yıl olduğu gibi bu sene de yoğun bir katılım bekliyoruz. Yarışmanın duyurulması ve desteklenmesi için ilgilenen herkesi, gençlerimize oy vermeye davet ediyoruz” dedi.

Milli Eğitim Bakanlığı onaylı

M.E.B onaylı Uluslararası Genç Yetenekler Müzik Yarışmasında hobi amaçlı veya profesyonel müzik öğrencileri Piyano, Klasik Batı Müziği, Türk/Halk Müziği enstrümanlarıyla yer alabilecekler. Performans deneyimi, özgüven ve başarıyı besleyen, kişisel gelişime katkı sağlayan yarışmada zihinsel veya bedensel engelli katılımcılar için yaş sınırı bulunmuyor. Yarışma sonuçları %60 Jüri, %40 Halk Halk oylaması ile belirleniyor. Dereceye girenler 14 Nisan 2019 tarihinde düzenlenecek törenle ödüllerini alacak.  Tüm genç yetenekler için yarışmaya katılım ücretsiz olarak gerçekleşiyor. Yarışma hakkında ayrıntılı bilgiye  buradan ulaşılabilirsiniz.

Eski köy okulları hayat buluyor

TANAP’ın Sosyal ve Çevresel Yatırım Programları (SEIP) kapsamında destek verdiği “Eski Köy Okulları Hayat Buluyor, Frig Vadisi Canlanıyor” Projesi, atıl durumdaki köy okullarının sosyal donatılara dönüşerek bölge turizmi için kullanımını amaçlıyor. Tadilatı tamamlanan Yazıdere ve Çukurca’daki iki tesis, TANAP Genel Müdürü Saltuk Düzyol, Seyitgazi Belediye Başkanı Hasan Kalın’ın katılımlarıyla açıldı.

Azerbaycan doğalgazını Avrupa’ya taşıyan Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP), Sosyal ve Çevresel Yatırım Programları (SEIP) Doğrudan Yatırım Fonlama Mekanizması kapsamında soysal ve kırsal kalkınma projelerine destek veriyor. Seyitgazi Belediyesi’nin “Eski Köy Okulları Hayat Buluyor, Frig Vadisi Canlanıyor” projesi, ilçenin sosyokültürel birikiminin korunmasına, ekonomik ve turistik kalkınmasına katkı sağlamayı amaçlıyor. 17 köy okulunun sosyal alanlara dönüşümünü sağlayacak projede Yazıdere ve Çukurca’da iki eski okul binasının tadilatı tamamlanarak törenle hizmete açıldı. Törene TANAP Genel Müdürü Saltuk Düzyol, TANAP Kalite, İSG, Sosyal ve Çevre Direktörü Fatih Erdem, Seyitgazi Belediye Başkanı Hasan Kalın ile il ve ilçe yönetiminden yetkililer katıldı.

Frig Vadisi’nin bir turizm merkezi olarak gelişimine katkıda bulunacak “Eski Köy Okulları Hayat Buluyor, Frig Vadisi Canlanıyor” projesi kapsamında, okul binaları ziyaretçilere ve bölge halkına hizmet vermek üzere sosyal alan ve donatılara dönüştürülüyor.

Saltuk Düzyol: 20 ilde kalkınmaya destek oluyoruz

TANAP Genel Müdürü Saltuk Düzyol; “TANAP, Sosyal ve Çevresel Yatırım Programları aracılığıyla Boru Hattı güzergâhı boyunca sürdürülebilir projeler vasıtasıyla bölge halkının ekonomik ve sosyal kalkınmasına destek verme bilinciyle hareket ediyor. Frig Vadisi, doğal ve kültürel varlıklarıyla ciddi bir turizm potansiyeli taşıyor. Destek verdiğimiz Proje ile Seyitgazi Belediyesi’nin bölgenin bu potansiyelini geliştirme yönündeki çalışmasının önemli aşamalarından birine katkı sunmaktan mutluluk duyuyoruz” dedi.

Seyitgazi Belediye Başkanı Kalın: Frig Yolu turizm merkezi olacak

Seyitgazi’deki İdrisyayla, Sandıközü, Göcenoluk, Karaören, Büyükyayla, Gökbahçe, Kümbet, Yapıldak, Çukurca, Şükranlı, Sarıcailyas, Gümüşbel, Yazıdere, Cevizli, Bardakçı, Ayvalı ve Sarayören mahallelerinde başlayan bakım, onarım ve yenileme çalışmaları hakkında bilgi veren Seyitgazi Belediye Başkanı Hasan Kalın şunları söyledi: “Proje ile Seyitgazi’nin cazibe merkezi olmasını hedefliyoruz. Amacımız Seyitgazi ilçesinin sosyokültürel birikiminin korunmasına ve ekonomik ve turistik anlamda kalkınmasına katkı sağlamak, Frig Yolu adı verilen yürüyüş güzergâhını turizm faaliyetleri ile canlandırarak turizm destinasyonu (gidilecek yer) haline getirmek, Frig Vadisi güzergâhı üzerinde Proje’nin uygulanacağı mahallelerde geleneklerin yaşatılmasına katkıda bulunmak. Köyden ekonomik endişelerle göç yoluyla şehre giden nüfusun, gerçekleştirilecek çalışmalar neticesinde artan gelir potansiyeliyle köye dönmesinin önünü açmak istiyoruz.”

TANAP’ın Sosyal ve Çevresel Yatırım Programları (SEIP) Doğrudan Yatırım Fonlama Mekanizması kapsamında destek verdiği Proje ile yörenin turistik ve sosyokültürel, ekonomik anlamda kalkınmasına katkı sağlanacağını belirten Kalın; “TANAP’ın destek olduğu Projemiz, bölgede turizmi canlandırmamızı sağlayacak” dedi.

İklim değişikliği hakkında radikal önlemler

COP24 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 24. Taraflar Toplantısı) 2-14 Aralık 2018 tarihleri arasında Katowice, Polonya’da gerçekleşti. Ana çalışma alanlarından biri iklim değişikliği olan İstanbul Politikalar Merkezi (İPM)-Sabancı Üniversitesi-Stiftung Mercator Girişimi’nin bu önemli organizasyonun ardından düzenlediği “2018 Katowice İklim Zirvesi-COP24’ten İzlenimler” paneli İstanbul’da yapıldı. COP24’ün değerlendirildiği panelin katılımcıları, “İklim değişikliği çığırından çıkmadan samimi ve radikal önlemler alınması gerektiği” mesajını verdi

COP24 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 24. Taraflar Toplantısı) 2-14 Aralık 2018 tarihleri arasında Katowice, Polonya’da gerçekleşti. Bu önemli organizasyonu takiben, ana çalışma alanlarından biri iklim değişikliği olan İstanbul Politikalar Merkezi (İPM)-Sabancı Üniversitesi-Stiftung Mercator Girişimi, “2018 Katowice İklim Zirvesi-COP24’ten İzlenimler”başlığıyla bir panel düzenledi.

Panelin moderatörlüğünü ve ilk sunumunu, İPM Kıdemli Uzmanı ve İklim Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahinyaptı. Ardından Mercator-İPM Araştırmacıları Pınar Ertör Akyazıve Cem İskender Aydın ile Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Semra Cerit Mazlum, COP24’ü değerlendirdikleri sunum ve konuşmalarını gerçekleştirdi.

Polonya’daki konferansa katılan ve gelişmeleri yerinde takip eden panelistler; Katowice’de ortaya çıkan sonucu, Türkiye’nin iklim değişikliği rejimi altındaki mevcut durumunu ve diğer izlenimlerini bu alanda çalışan akademisyenler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve kamuoyu ile paylaştı.

Panelde, Katowice’de Paris Anlaşması’nı tüm devletler için uygulanabilir kılacak kuralları belirlenmesinin ve devletlerin iklim koruma çabalarını güçlendirmek için her ülkenin takip edebileceği bir yol haritası çizmesinin amaçlandığı ifade edildi.

İklim değişikliğinin geldiği nokta artık geç kalmayı kaldıramaz

Katowice’ye de iki önemli rapor ve birkaç bilimsel araştırmanın damgasını vurduğunun ifade edildiği Panel’de Ümit Şahin şunları söyledi: “Araştırmaların en önemlisi Tyndall Center’dan Corinne Le Quéré’in başını çektiği seksene yakın bilim insanından oluşan bir ekibin yayınladığı 2018 Küresel Karbon Bütçesi. Raporlardan biri IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli)’ nin 2 ay önce yayınlanan 1,5 derece özel raporu, diğeri ise, Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın 2010’dan bu yana her yıl güncelleyerek ve geliştirerek yayınladığı Emisyon Açığı Raporu’nun 2018 basımı. Birleşmiş Milletler şemsiyesi altındaki uluslararası kurumların, bütün ülkelerin kılavuz olarak kabul etmek zorunda oldukları resmi raporları acil hareketi zorunlu kılıyor”.

Küresel toplam karbon salımı yeniden artışa geçti

Küresel karbon bütçesi araştırması 2018’de küresel karbon dioksit emisyonlarındaki artışın hızlandığını ortaya koyduğunu ifade eden Ümit Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünyadaki bütün ülkeler kömür, petrol, doğal gaz yakarak her yıl atmosfere büyük miktarda sera gazı salıyorlar. Bu gazların yaklaşık dörtte üçü karbon dioksit. 2014-2016 arası her yıl aşağı yukarı aynı miktarda sera gazı salınıyordu, yani artış duraklamış gibiydi. Oysa geçen sene artış tekrar başladı ve 2017’de 2016’ya göre yüzde 1,6 artış görüldü. Bu yıl artış daha da hızlandı ve 2018’de 2017’ye göre yüzde 2,7 daha fazla karbondioksiti atmosfere saldık.

Yirminci yüzyılda, 1980’lere kadar insanlar havaya daha fazla karbondioksit saldıkça, okyanuslar ve ormanlar daha fazla karbon tutarak dengelemeye çalıştılar. Ancak son 30-40 yıldır, salımlar o kadar hızlı artmış durumda ki, okyanus ve bitkilerin karbon tutma kapasitesi daha fazla artamıyor atmosferde biriken karbondioksit miktarı giderek fazlalaşıyor. Araştırmada atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun 2017’de ortalama milyonda 405 milyonda parçacığa (ppm) ulaştığı belirtilmiş. Bu yıl ise bu ortalama 408 ppm civarında olacak. Atmosferdeki bu karbondioksit yoğunluğu son 3 milyon yılın en yüksek düzeyi. Yakın geçmişle karşılaştırırsak, 19. yüzyılda 270-280 ppm civarındaydı.”

Bu yılki salımlardaki yüzde 2,7’lik artışın, birinci sırada Hindistan (yüzde 6,3 artış), ikinci sırada Çin (yüzde 4,7 artış), üçüncü sırada ABD (yüzde 2,5 artış)’den kaynaklandığını belirten Ümit Şahin;“Türkiye’nin de aralarında bulunduğu çoğu hızlı büyüyen veya gelişmekte olan diğer ülkelerin salımlarındaki artış yüzde 1,8 olarak gerçekleşti. Avrupa Birliği, toplam salımlarını biraz (yüzde 0,7) düşürdü, ama bu da bir zamanların iklim şampiyonu AB için çok düşük bir azaltım. Toplama etki edemiyor” dedi.

UNEP’in Emisyon Açığı Raporu’nun bu artışın nasıl vahim bir durum olduğunu net rakamlarla ortaya koyduğunu vurgulayan Ümit Şahin, IPCC’nin 1,5 derece Özel Raporu’na da değinerek, şu bilgileri aktardı: “Şu anda 1 derece olan küresel ısınma 2 dereceye çıkarsa bütün mercan yatakları ölüyor, Kuzey Kutbu’ndaki ve Alplerin tepelerindeki buzullar tamamen eriyor, deniz seviyeleri en az 1 metre yükseliyor. Dünyayı 2 dereceden de fazla ısıtırsak Grönland ve önce Batı sonra Doğu Antarktika buzulları eriyor, okyanus iyice asitleniyor, Amazon yağmur ormanları ve Boreal ormanlar yok oluyor, Gulf Stream akıntısı duruyor, Sibirya’daki donmuş toprak eriyor. Bunlar tabii gezegen ölçeğindeki etkiler. Buna iklim değişikliğinin çığırından çıkması deniyor ve bu yüzyıl sonuna kadar saydığım en kötü olasılıkların hepsi olabilir. 2 derecede olacak etkiler için ise salım artışı sürerse en fazla 30 yıl var. Bunlardan kaçınmanın tek yolu ısınmayı 1,5 dereceye gelmeden durdurmak. IPCC raporu bunun hâlâ mümkün olduğunu söylüyor ve formülünü veriyor: Küresel sera gazı salımlarını 2030’a kadar yarı yarıya azaltmak ve 2050’de net sıfıra indirmek (yani okyanusların ve bitkilerin emebileceğinden fazlasını salmamak.) Bu formülün daha kolay akılda kalanı şu: Her 10 yıl toplam salımları yarıya indirmek. Yani 2030’da 2020’nin yarısına, 2040’da 2030’un yarısına, 2050’de 2040’ın yarısına indirirseniz, 2050’de 5-6 milyar ton sera gazına inmiş oluyorsunuz, ki bu da net sıfır demek.”

Karbon vergisi düşük gelirli vatandaşa büyük bir yük getirir

2017/18 Mercator-İPM Araştırmacısı Pınar Ertör Akyazı, karbon vergisinden toplanan gelirin nereye aktarılacağı konusunun sosyal adalet çerçevesinde önemini vurgulayarak Fransa örneğinde bu gelirin sadece dörtte birinin yoksul kesimler için kullanıldığını ve bu vergilerin eşitsizlik kaynağı olarak konumlandığını belirtti. Karbon vergisinin düşük gelirli vatandaşlara büyük bir yük getireceğine dikkat çeken Ertör, bunun farklı politikalarla telafi edilmesinin mümkün olduğunu ve vergi düzenlemelerinin şeffaflık ilkesi gözetilerek yapılması gerektiğini ifade etti.

Paris hedefleri çok yetersiz: Emisyon açığı 2030’da 32 milyar ton olacak

Acil eylem gerektiğini belirten Ümit Şahin, şöyle devam etti: “Eğer şu anki artış sürerse, 2030’da küresel toplam sera gazı emisyonu 65 milyar tona çıkıyor. Oysa rapora göre ısınmayı 2 derecenin altında tutmak için 2030’da toplam 40 milyar tondan fazla sera gazı salmamamız gerekiyor. Yani bugünkünden 13 milyar ton daha az. Eğer yapılması gerekeni yapıp küresel ısınmayı 1,5 dereceye gelmeden durduracaksak 2030’da 24 milyar tona düşmüş olmamız lazım. Bu da bugünkü düzeyin yarısından az. İşte bu hesaba göre 1,5 derece hedefine ulaşma yolunda Paris hedeflerinin 2030’da yarattığı açık 32 milyar ton açığı kapatmak için hemen bugün emisyonları çok radikal biçimde azaltmaya başlamak zorundayız: Yılda yüzde 3,5 oranında azaltım yapmak zorunda olduğumuzdan Paris hedefleri yetersiz kalıyor. İyi haber ise şu: Acil eylem planı hem teknolojik hem de finansal açıdan mümkün. Rapora göre ülkelerin taahhütlerine eyaletlerin, yerel yönetimlerin ve diğer çok taraflı girişimlerin taahhütlerini de eklemek açığı kapamak için önemli. Ancak eğer geç kalınırsa fırsat kaçacak ve 2025’den sonra bugünkü teknoloji yetmez hale gelecek. O zaman mucize beklemek zorunda kalabiliriz, ya da 3,5-4 derece ısınmış bir dünyada yaşam mücadelesi vermeye razı oluruz.”

Zirvedeki sonuçların çok olumlu sayılamayacağını belirten Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Semra Cerit Mazlum, Polonya’da gerçekleşen zirvenin Kopenhag’la başlayan “iklim süreci” için önemli bir adım olduğuna, zirvede önerilen takvimdeki plandan daha hızlı çalışılması gerektiğine, son 3 yıldır doğru ilerlemeler kaydedilmediğine, ortaya çıkan alternatif çözüm seçeneklerinin de ilerleme sürecinde negatif etkili olabildiğine değindi. Zirvede elde edilen en olumlu sonucun anlaşmaların içeriğine odaklanmaktan ziyade ülkelerin birbirine olan güvenlerinin pekişmesi olduğunu ekleyen Mazlum, Kopenhag ile başlayan raporlama sisteminin şeffaflığı adına adımlar atıldığını söyledi.

Şeffaflık ve Sivil Toplum Katılımı Açısından COP24 Başarısız

Polonya’nın hâlihazırdaki baskıcı hükümetinin sivil toplumun sesini kısmaya yönelik hareketlerinin kabul edilemez olduğunu belirten 2018/19 Mercator-İPM Araştırmacısı Cem İskender Aydın, COP sonrası çıkan kararın iklim değişikliğini zamanında önleme ve iklim adaletini sağlama açısından başarısız olduğunu ve birçok önemli konuda alınan kararın yetersiz olduğunu ifade etti. Ayrıca, COP-24 etkinliğinin bir ‘’diplomatik başarı’’ olarak lanse edilmesinin bu eksiklikleri gölgede bıraktığını, Paris Anlaşmasının içerik ve bağlayıcılık anlamında zayıf olsa dahi, koyduğu hedefler açısından yaşamsal öneme sahip olduğunu ve anlaşmanın doğru uygulanabilmesi için daha iddialı ve kesin kurallara sahip olunması gerektiğini belirtti. Diğer taraftan, COP24’ün uluslararası fosil şirketlerinin lobi faaliyetlerine çok açık olduğunu ve şeffaflık açısından önemli sorunlara sahip olduğunu vurgulayan Aydın, şeffaflık ve sivil toplum katılımı açısından COP24’ün başarısız olduğunu ve pek çok önemli kararın kapalı kapılar ardında alındığını söyledi. 

Türkiye bir Güneş Ülkesi Olarak Aslında Yenilenebilir Enerji Ülkesidir

Türkiye’nin en önce kendi kendinin farkına varması ve enerji kaynakları ile durumunu samimi bir şekilde tespit etmesi gerektiğinin vurgulandığı panelde, Türkiye’nin bir güneş ülkesi olduğu ve pozisyonunu ve söz söyleme şeklini de buna göre yapması gerektiği ifade edildi.

Türkiye’nin iklim değişikliği rejimi alanında çalışan akademisyenler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve gazetecilerin arasında bulunduğu katılımcılarla gerçeklesen panel, Türkiye’nin küresel süreçteki konumu, izlediği iklim politikaları, global ölçekteki talepleri, beklentileri ve iklim değişikliği alanındaki yerel durum konuları çerçevesinde görüşlerin sunulmasıyla tamamlandı.

Çocuklara çevre bilinci kazandıracak projede ilk adım atıldı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve TEMA Vakfı iş birliği ile okullarda Sıfır Atık Eğitim Projesi başlatıldı.

Okullarda Sıfır Atık Eğitim Projesi’nin iş birliği protokolü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, Millî Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve TEMA Vakfı tarafından 25 Aralık’ta, Ankara’da imzalandı. İlk etapta 50 bin çocuğa ulaşılması planlanan proje ile doğal varlıkların korunması, çevre dostu tüketim alışkanlıklarının kazandırılması ve atık yönetimi ile ilgili konularda çocuklara farkındalık sağlanması hedefleniyor. Sıfır Atık Projesi, TEMA Vakfı gönüllüleri ve okul öğretmenlerinin iş birliğinde ilkokul öğrencilerine ulaşacak.

İsrafın önlenmesinin önemi anlatılıyor

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Sebahattin Dökmeci; “Dünya nüfusu hızla artarken yükselen tüketim, doğal varlıklar üzerindeki baskıyı artırıyor. Bu nedenle kaynakların verimli kullanılmasının önemi bir kez daha anlaşılıyor. Son yıllarda tüm dünyada sıfır atık uygulama çalışmaları hem bireysel hem kurumsal olarak yaygınlaşıyor. Bakanlığımızın son dönemde yaptığı çalışmalarla atık konusunu bir sorun olmaktan ziyade, hammadde ve yeni ürünlere dönüşecek bir kaynak olarak görmeye başladık.Yaşanabilir çevre, marka şehirler ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde atıklarımızı kontrol altına almak, gelecek nesillere temiz ve gelişmiş bir Türkiye ile yaşanabilir bir dünya bırakmak için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarakSıfır Atık Projesi’ni başlattık. 2023’e kadar bütün ülkede sistemin yaygınlaştırılmasını hedefliyoruz. Bakanlığımızca yürütülen Sıfır Atık Projesi ile atık oluşumunu azaltacak, israfı önleyecek, atıkları kaynağında ayrı toplayarak geri dönüşüme kazandıracak ve ekonomiye katkı sağlayacağız. Sıfır atık sisteminin etkin ve verimli bir şekilde uygulanması, yaygınlaştırılması, sürdürülebilir çalışmaların gerçekleştirilmesi için eğitim ve bilgilendirme çalışmalarının yapılması gerekiyor. Bu noktada da çocuklarımızın ve gençlerimizin projeye katılım sağlaması uygulamaların gelecek nesillere taşınması açısından önem arz ediyor. Şimdi de Millî Eğitim Bakanlığı ve TEMA Vakfı ile birlikte gelecek nesillere konunun önemini anlatabilmek için okullarda Sıfır Atık Projesi’ne başlıyoruz. Çocuklara israfın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, oluşan atık miktarının azaltılmasını, etkin toplama sisteminin kurulmasını ve atıkların geri dönüştürülmesi sürecini anlatacağız. Kısacası gelecek nesle tasarrufu ve verimliliği aktaracağız” dedi.

Proje ülkemizin geleceğine hizmet ediyor

Millî Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürü İsmail ÇOLAK, “Doğayı gelecek nesillere daha yaşanabilir bir halde bırakmak en öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Bu nedenle geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızı bugünden doğa bilinci ile yetiştirmemiz gerekiyor. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde başlayan Sıfır Atık Projesi kapsamında TEMA Vakfı’nın doğa eğitimi konusundaki deneyimiyle geliştirdiği Sıfır Atık Eğitim Projesi bu noktada çocuklarımızın bilinçlenmesi için önemli bir kazanım sağlayacaktır. Sıfır Atık Eğitim Projesi’ni okullarda öğretmenlerimiz TEMA Vakfı gönüllüleriyle birlikte uygulayacaktır. Yapılan çalışmalar ülkemizin sadece bugününe değil, aynı zamanda geleceğine de hizmet ediyor. Uzun yıllar devam edecek olan proje ile tüm kademedeki çocuklara ulaşmayı hedefliyoruz” dedi.

Çocuklar 5D ile atık yönetimi felsefesini tanıyacak

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz ATAÇ; “Doğal varlıklarımızı korumaya yönelik başlatılan Sıfır Atık projesini çok değerli görüyoruz. Bu önemli projeye biz de çocuklarımıza yönelik geliştirdiğimiz eğitim projemizle katkı sağlamak istedik. İl temsilciliklerimiz ve gönüllülerimiz sayesinde Millî Eğitim Bakanlığımız ile yıllardır Türkiye’nin 81 ilindeki okullarda doğa eğitim programları yürütüyoruz. Doğa eğitimlerimizi destekler nitelikte geliştirdiğimiz Sıfır Atık Eğitim Projesi ile de geleceğimiz çocuklarımızın doğal varlıkların korunması, çevre dostu tüketim alışkanlıkları ve atık yönetimi ile ilgili konularda farkındalık kazanmasını amaçlıyoruz. Bu eğitim ile çocuklarımızı 5D olarak tanımlanan aşamalı bir atık yönetimi felsefesi ile tanıştırmak istiyoruz. 5D Felsefesi: 1-Düşün ve Gerekli Değilse Tüketme, 2- Daha Az Tüket, 3- Değerlendir ve Yeniden Kullan, 4- Değiştir ve Farklı Amaçla Kullan, 5- Dönüştür ve Doğaya Geri Kazandır gibi tüketim ilkelerinden oluşuyor. Çocukların 5D ile “Sıfır Atık” kavramlarını tanımalarını ve atık oluşumunu nasıl engelleyeceklerini fark etmelerini hedefliyoruz. İlk etabında Ankara’da başlayacak olan Sıfır Atık Eğitim Projesi’ni tüm Türkiye’de yaygınlaştırıp çok daha fazla çocuğa eriştirmek için çalışmalarımız devam edecek. Bu süreçte emeği geçen tüm kurum ve kişilere teşekkür ediyoruz” dedi.

Türkiye’nin Kurum Çalışanları Hayırseverlik Endeksi’ne katılan ilk şirket Pfizer Türkiye oldu

Dünyada sayısı giderek artan kurum, çalışanlarının gönüllü projelerde yer almaları için alan açıyor ve onları çeşitli şekillerde destekliyor. Dünyanın en prestijli araştırma şirketlerinden Gallup, 2010 yılından beri bütün dünyada, World Giving Index’i (Dünya Hayırseverlik Sıralaması) yayınlıyor. Türkiye’de ise Açık Açık Derneği tarafından GALLUP’tan esinlenerek hazırlanan Kurum Çalışanları  Hayırseverlik Endeksi’ne katılan ilk firma Pfizer Türkiye oldu. Dünya’da da örneği bulunmayan bu ilk çalışmada Pfizer çalışanlarının gönüllülük ve bağışçılık konularında Türkiye’nin yaklaşık 3 katı daha duyarlı olduğu ve son 2 yılda çalışanların gönüllülük çalışmalarına katılımı konusunda önemli bir artış olduğu ortaya çıktı. Kurum Çalışanları  Hayırseverlik Endeksi’nin şeffaflık ve hesap verebilirliğin temel değerler olarak benimsenmesine, bağışçı haklarını imzalayan sivil toplum kuruluşlarının artmasına ve bu sayede bağışçılık kültürünün yaygınlaşmasına vesile olması, böylece Türkiye’deki şirketlere örnek olması hedefleniyor.

Adım Adım Derneği’nin kurucularından İ. Renay Onur’un da yönlendirmeleriyle, tüm Türkiye çapında farklı topluluklar arasında gerçekleştirilen Kurum Çalışanları  Hayırseverlik Endeksi’ne son iki senedir katılan Pfizer Türkiye, bu anket sonucunda kurumsal sosyal sorumluluk konusunda geldiği gurur verici noktayı da tescillemiş oldu. Pfizer’in ankete katıldığı iki yıl içerisinde gönüllülük ve bağışçılık konularında önemli bir gelişme gösterdiği ortaya çıktı. Şirket içindeki gönüllülük çalışmaları, bu konuya ayırdığı özel gün ve etkinlikleri, örnek projeleri teşvik edip ödüllendirmesi bu başarıyı destekleyen uygulamalar olarak gösterildi. Ayrıca Pfizer çalışanlarının gönüllülük ve bağışçılık konularında Türkiye’nin yaklaşık üç katı daha duyarlı davrandığı ortaya çıktı.

Pfizer Türkiye Sağlık Politikaları ve Kurumsal İletişim Müdürü Ahmet Kumkumoğlu anket sonuçlarını şöyle değerlendirdi: “Yaşamlara yıl, yıllara yaşam katmak için çıktığımız bu yolda toplumsal duyarlılık ve sosyal sorumluluk vazgeçilmez bir değerimiz ve geleneğimizdir. Daha fazla hayata dokunabilmenin yollarını keşfederek sosyal sorumluluktaki etki alanımızı genişletmek için ise Türkiye’de de yedi yıldır düzenlenen Sahiplen! isimli kurumsal kültürümüzden ilham alıyoruz. Sahiplenmeyi “benden bize, bizden herkese” ulaştıran bir öz sorumluluk bilinci olarak yaşıyor ve enerjimizle bütün toplumu kucaklamak için somut, elle tutulur faydalar sağlayan faaliyetler düzenliyoruz. İki senedir katıldığımız Kurum Çalışanları  Hayırseverlik Anketi’nde ise bu sene verilerimizi daha da artırdık ve güzel sonuçlar elde ettik. Hem şirket tarafından çalışanlara sunulan, hem de çalışanların eskiden beri desteklediği STK’ları kapsayan bu anket bize çok dengeli bir veri sunuyor. Anket verilerine göre Türkiye yardımseverlik ortalamasının yaklaşık üç katı üzerinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Geçen sene her 10 çalışanımızdan biri herhangi bir sosyal sorumluluk faaliyetine gönüllü olarak katıldığını belirtirken, bu sene bu oranın, her 6 çalışanımızdan biri olacak şekilde arttığını gördük. Anketin yapıldığı ay içerisinde dernek ve vakıflara bağış yapan çalışanların oranı ise %25’ten %38’e yükseldi. Ayrıca bir ay içerisinde 10 çalışanımızdan 9’unun tanımadığı birine bağış yapmış olduğunu gördük. Pfizer olarak toplum için sorumluluk almaya ve içinde yaşadığımız toplumun ihtiyaçlarını sahiplenmeye devam edeceğiz.”

En büyük hayalimiz bağışçılık ve gönüllülüğün Türkiye’de artmasıdır” diyen Açık Açık Derneği’nin kurucusu İ. Renay Onur, anket hakkında şöyle konuştu: “Birçok araştırmada kanıtlandığı üzere, hayırseverlik ve empati birbiri ile ilişkilidir. Empati duygusu olmayan bir insan ne bağış yapar, ne gönüllülük, ne de tanımadığı birisine yardım eder. Bu yüzden hayırseverlik endeksini bir nevi ülkelerin empati sıralaması olarak değerlendirebiliriz. İki yıldır özellikle gönüllülük konusundaki çalışmalarını yakından takip ettiğimiz Pfizer’in bu konudaki ilgisi ve faaliyetlerini ölçmek amacıyla bu çalışmayı kendi kurumunda başlatmak istemesi bizi çok mutlu etti. Önümüzdeki dönemde bu örneklerin artmasını diliyor ve Türkiye’nin ilk kurumsal hayırseverlik endeksi ölçümünün diğer kurumlara da ilham vermesini temenni ediyoruz. Amacımız şeffaflığı ve hesap verebilirliği temel değerleri olarak benimseyerek, bağışçı haklarını imzalayan sivil toplum kuruluşlarının artması ve bu sayede bağışçılık kültürünün yaygınlaşmasıdır. Bu nedenle, dünyada bir ilki gerçekleştirerek, Pfizer Türkiye’de hayırseverlik konusunun geliştirilmesi ve ölçülmesi konusuna, ilk duydukları andan beri sıcak bakarak bize destek veren Pfizer Türkiye ekibine teşekkür ederim.”

Hayırseverlik Endeksi Nedir?

Dünyanın en prestijli araştırma şirketlerinden Gallup, 2010 yılından beri bütün dünyada, Türkiye’de hayırseverlik araştırması olarak bilinen, World Giving Index’i yani Dünya Hayırseverlik sıralamasını yayınlamaktadır. Gallup bu araştırmayı dünya nüfusunun %90’ını oluşturan 140 ülkede ve bu ülkelerin bütün coğrafyasında (köy/kent) ülkenin nüfusuna göre 500-3.000 15 yaş üstü insana aynı soruları sorarak yapar. %95 güven seviyesinde tasarlanmış bir örneklemi ve metodolojisi vardır. Türkiye’nin dahil olduğu en son rapor olan 2014 raporunda dünyanın en hayırsever 10 ülkesi Myanmar, ABD, Kanada, İrlanda, Yeni Zelanda, Avusturya, Malezya, İngiltere, Sri Lanka iken; bütün dünyanın en az hayırsever 10 ülkesi ise şunlar oldu. Yemen, Venezuela, Filistin, Ekvator, Montenegro, Hırvatistan, Türkiye, Çin, Rusya, Bulgaristan.

Maddi imkansızlıklar eğitime engel olmasın

Türk Eğitim Derneği; kendini var etmek, hayallerini hayatı yapmak isteyen gençler için umudun kapısını açıyor. Herkesi, çevrelerindeki maddi durumu yetersiz ancak başarılı çocukları Türk Eğitim Derneği’nin Tam Eğitim Bursu Sınavı’na yönlendirmeye çağırıyoruz. Türk Eğitim Derneği güvencesinde, nitelikli bir eğitim ile hayallerindeki geleceğe ulaşabilmek için son başvuru tarihi 9 Mart 2019. Başvuru adresi www.ted.org.tr

30 Mart 2019 Cumartesi günü saat 10.00’da, TED Okullarının bulunduğu 35 il/ilçede düzenlenecek olan Tam Eğitim Bursu Sınavı için başvuru süreci 24 Aralık 2018’de başladı. Başvurular 9 Mart 2019 tarihine kadar www.ted.org.tr adresinden yapılabilecek. Sınavda başarı gösteren maddi imkanları kısıtlı, fakat akademik olarak başarılı 190 öğrenci ortaokuldan başlayarak Tam Eğitim Bursu kapsamında TED Okullarında eğitim alacak. Burs almaya hak kazanan öğrencilerin eğitim ücreti, kitap-kırtasiye, okul kıyafeti giderleri, yemek-servis ücretleri ve yatılı eğitim alması halinde pansiyon giderleri burs kapsamında karşılanacak. Ayrıca öğrencilere cep harçlığı da verilecek.

Tam Eğitim Bursu Sınavı için başvuru koşulları

 Sınava başvuracak adayların;

  • Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması,
  • 2018-2019 öğretim yılında 4, 5 ve 8’inci sınıfa devam ediyor olması,
  • 5 ve 8’inci sınıf öğrencilerinin, “bitirdiği sınıfa ait yılsonu karnesinde” (2017-2018 öğretim yılına ait, haziran ayında alınmış olan karnede), yıl sonu başarı ortalamasının 85 ve üzerinde olması,
  • Ailesinin aylık toplam gelirinin 4.500 TL’den düşük olması ve ekonomik koşulları itibariyle maddi desteğe ihtiyaç duyması gerekiyor.

Ayrıca, Türk Eğitim Derneği’ne bağlı okullarda öğrenimini sürdüren öğrenciler sınava başvuramıyor.

Tam Eğitim Bursu sınavı 35 il ve ilçede düzenlenecek

TED Okulları tarafından Tam Eğitim Bursu Sınavı yapılacak olan 35 il/ilçe merkezi ve sınavın düzenleneceği okullar şöyle: TED Adana Koleji, TED Afyon Koleji, TED Alanya Koleji, TED Aliağa Koleji, TED Ankara Koleji, TED Antalya Koleji, TED Atakent Koleji, TED Batman Koleji, TED Bodrum Koleji, , TED Çorum Koleji, TED Denizli Koleji, TED Diyarbakır Koleji, TED Edirne Koleji, TED Ege Koleji, TED Elazığ Koleji, TED Eskişehir Koleji, TED Gaziantep Koleji, TED Hatay Koleji, TED Isparta Koleji, TED İzmir Koleji, TED Karabük Koleji, TED Kayseri Koleji, TED Karadeniz Ereğli Koleji, TED Kocaeli Koleji, TED Konya Koleji, , TED Malatya Koleji, TED Mersin Koleji, TED Rönesans Koleji, TED Sakarya Koleji, TED Samsun Koleji, TED Sivas Koleji, TED Şanlıurfa Koleji, TED Trabzon Koleji, TED Van Koleji, TED Zonguldak Koleji.

“Tam Eğitim Bursu” nedir?

Türk Eğitim Derneği’nin 2003–2004 öğrenim yılında başlattığı burs düzenlemesiyle, başarılı fakat ekonomik yetersizlikler yaşayan öğrenciler “Tam Eğitim Bursu” (TEB) kapsamında okutuluyor. “Tam Eğitim Bursu”, burs desteği verilen öğrencilerin eğitim, servis, yemek, giyim, kitap-kırtasiye giderlerini ve harçlıklarını üniversite lisans eğitiminin sonuna kadar karşılıyor. “Tam Eğitim Bursu” alan öğrenciler, öğrenimlerinin üniversiteye kadar olan kısmını Türk Eğitim Derneği Okullarında sürdürüyorlar.

Yarını Kodlayanlar Eğitim Tırı 13 ilde 3 bin 700 çocuğa ulaştı

Türkiye Vodafone Vakfı’nın Habitat Derneği işbirliği ile hayata geçirdiği “Yarını Kodlayanlar” projesi kapsamında yola çıkanYarını Kodlayanlar Eğitim Tırı, 2018’de altı bin kilometrenin üzerinde yol kat ederek 13 ilde 3 bin 700 çocuğa ulaştı.  

Türkiye Vodafone Vakfı, Habitat Derneği işbirliği ile hayata geçirdiği “Yarını Kodlayanlar” projesini geliştirmeye ve yaygınlaştırmaya devam ediyor. Proje kapsamında kodlama eğitimlerini Türkiye’nin köy ve kasabalarına taşıma hedefiyle yola çıkan Yarını Kodlayanlar Eğitim Tırı, 2018’de 6 bin kilometrenin üzerinde yol kat ederek 13 ilde 3 bin 700çocuğa ulaştı.

Yarını Kodlayanlar Eğitim Tırı’nın ziyaret ettiği iller arasındaTekirdağ, Sinop, Ordu, Sivas, Trabzon, Erzincan, Mardin, Ankara, Gaziantep, Adana, Antalya, İzmir ve Çanakkale yer aldı. Bu illerde yaklaşık bir hafta kalan tırda, yaşları 7-14 arasında değişen çocuklara her gün iki ayrı seansta dörder saatlik kodlama eğitimleri verildi. Eğitimlerde, dünyanın en iyi teknik üniversitesi olarak tanınan MIT’nin (Massachusetts Institute of Technology) çocuklara yönelik geliştirdiği temel kodlama programı Scratch kullanıldı.

Tüketen değil üreten bir nesil istediklerini belirten Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Dr. Hasan Süel“Teknoloji üretebilmek için dijital dünyanın dili olarak kabul edilen kodlamayı öğrenmek gerekiyor. Kodlama eğitimlerimizde çocuklarımız, programlama hakkında fikir sahibi oluyor, yaratıcılıklarını ortaya çıkaracak çalışmalar yapıyor, kendi hayal dünyalarını oluşturuyor, kendi oyunlarını üretebiliyorlar. Onlara yenilikçi düşünmenin kapılarını açıyoruz. Projemizi iki yıldır başarıyla sürdürüyoruz. Bu süreçte 25 bini aşkın çocuğa kodlama öğrettik. Eğitimde fırsat eşitliğini yakalamak amacıyla, kodlama eğitimine ulaşmakta zorluk çeken sosyoekonomik anlamda dezavantajlı bölgelerdeki çocuklara da bu fırsatı sunmak üzere bir eğitim tırıyla Anadolu turuna çıktık. Yarını Kodlayanlar Eğitim Tırı ile mümkün olduğunca çok sayıda çocuğumuza ulaşmak için köy köy, kasaba kasaba dolaştık. Tırımız 2018’de 13 ilde 3 bin 700 çocuğa ulaştı. Projemizi ilk günkü heyecanımızla sürdürüyoruz” dedi.

Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sezai Hazır ise; “Habitat Derneği olarak, 20 yıldır toplumsal dönüşüm ve bilişim odaklı kalkınma alanlarında çalışmalar yürütüyoruz. Sürdürülebilir kalkınma alanında çalışan bir sivil toplum kuruluşuyuz. ‘Yarını Kodlayanlar’ ile bilişim odaklı dönüşümümüzü çocuklar aracılığıyla gerçekleştirmek istiyoruz. Kodlama bilmek artık okuma yazma bilmek kadar önemli. Bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kodlamanın ders olarak yer almamasının önündeki en büyük engel bunu verecek yetişmiş insan gücünün olmaması. Bunun için biz de projemiz kapsamında gençleri eğitiyoruz ve onlar da aldıkları eğitimi çocuklara ulaştırıyorlar. Yarını Kodlayanlar Eğitim Tırı ile ülkemizin dezavantajlı bölgelerinde bu teknoloji eğitimlerine ulaşamayan çocuklara ulaştık. Projemizin erişim alanını genişlettik” dedi.

Hedef 40 bin çocuk

“Yarını Kodlayanlar” projesiyle Türkiye’nin dört bir yanında yaşları 7-14 arasında değişen çocuklara kodlama eğitimi veriliyor. Gönüllü eğitmenlerin yönetiminde programlamaya giriş, uygulama yapma, hikâye oluşturma ve oyun yapma gibi konularda teorik ve uygulamalı eğitimlerin verildiği projeyle, Ağustos 2016’dan bu yana 30 ilde 25 bini aşkın çocuğa ulaşıldı. Nisan 2019 sonuna kadar 15 bin çocuğa daha kodlama eğitimi verilecek. Böylece toplam 60 ilde 40 binin üzerinde çocuk kodlama ile tanışmış olacak.

Fiba Perakende Grubu Fırsat Eşitliği Modeli (FEM) sertifikasını almaya hak kazandı

Fiba Perakende Grubu, Türkiye’de, Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) tarafından ve uluslararası denetim şirketlerince yapılan denetimler sonucu Fırsat Eşitliği Modeli (FEM) Sertifikası’na layık görüldü.

Ulusal ve uluslararası geçerliliği olan bu sertifikanın amaçları arasında işe alım, performans değerlendirme, eğitim & gelişim, kariyer planlama & yetenek yönetimi gibi süreçlerdeki eşitsizlikleri saptamak, iş yaşamında cinsiyet ayrımcılığına dayalı yaklaşımlara son vermek ve iş dünyasında fırsat eşitliği prosedürlerini teşvik etmek gösterilebilir.

Yüzde 67’lik bir kadın çalışan oranına ve tüm uygulamalarında eşitlikçi bir bakış açısına sahip olan Fiba Perakende Grubu, kadının iş hayatına katılması, üretkenliğinin artırılması ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki duyarlılığını bu sertifika ile birlikte ulusal ve uluslararası olarak tescillemiş oldu.

Tohum Otizm Vakfı Eğitime Uzanan Yol projesi kapsamında Ankara’da eğitim değerlendirme ve canlandırma toplantısı gerçekleştirdi

TANAP Sosyal ve Çevresel Yatırım Programları kapsamında finanse edilen Tohum Otizm Vakfı tarafından Millî Eğitim Bakanlığı iş birliği ile TANAP Doğalgaz Boru Hattı’nın geçtiği 20 ilde uygulanmakta olan “Eğitime Uzanan Yol Projesi” kapsamında, 22-23 Aralık tarihlerinde Ankara’da Eğitim Değerlendirme ve Canlandırma Toplantısı gerçekleştirildi.

TANAP’ın Sosyal ve Çevresel Yatırım Programları kapsamında fon sağladığı 6 projeden biri olan “Eğitime Uzanan Yol” Projesi, TANAP Doğal Gaz Boru Hattı güzergâhı üzerinde Tohum Otizm Vakfı tarafından 2017 yılında çalışılmaya başlandı. 2019 yılı sonuna kadar devam edecek proje ile otizm konusunda öğretmenlere ve ailelere yönelik eğitim programı geliştirilerek eğitim atölyeleri düzenlenmekte, bölge halkına, yerel karar alıcılara yönelik farkındalık seminerleri veriliyor. Proje kapsamında 20 ilde toplam 60 özel eğitim sınıfının eğitim materyalleri ile donanımı da sağlanacak.

60 eğitimci katıldı

TANAP Sosyal ve Çevresel Yatırım Programları kapsamında finanse edilen ve Tohum Otizm Vakfı tarafından yürütülen “Eğitime Uzanan Yol Projesi” kapsamında, 22-23 Aralık tarihlerinde Ankara Latanya Hotel’de Eğitim Değerlendirme ve Canlandırma Toplantısı gerçekleştirildi. Geçtiğimiz iki yıl boyunca öğretmenlere yönelik yapılan uygulamalı eğitimlerin değerlendirildiği toplantıya Millî Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Şube Müdürü Telat Turan, Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü Betül Selcen Özer ve TANAP Kalite, İş Sağlığı Güvenliği, Sosyal ve Çevre Direktörü Fatih Erdem katılırken, 10 ilden toplam 60 eğitimci de hazır bulundu.

Öğretmenlerle yeniden buluşacak olmaktan büyük heyecan duyduklarının altını çizen; proje ile özel eğitim uygulama merkezleri, özel eğitim sınıfları ve kaynaştırmada öğrenim gören otizmli çocukların nitelikli özel eğitim hizmetlerine kavuşmalarını hedeflediklerini ve Mayıs ayı itibariyle 20 ilde toplam 60 özel eğitim sınıfına MEB standartlarına uygun şekilde eğitim materyallerinin dağıtılacağını belirtenTohum Otizm Vakfı Genel Müdürü Betül Selcen Özer;“Bu toplantı ile daha önce öğretmenlere verdiğimiz uygulamalı eğitimleri değerlendirmeyi amaçlıyoruz. Bu değerlendirme toplantısı ile projenin geldiği noktayı daha somut göreceğiz ve yapacağımız çalışmalar için heyecanımızı tazeleyeceğiz” şeklinde konuştu.

TSKB ve Escarus’un düzenlediği 7. Sürdürülebilirlik Atölyesi İTÜ’de gerçekleştirildi

TSKB ve ESCARUS’un birlikte düzenlediği “7. Sürdürülebilirlik Atölyesi” 19 Aralık’ta İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencilerinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın (TSKB) iştiraki TSKB Sürdürülebilirlik Danışmanlığı ESCARUS’la birlikte gerçekleştirdiği Sürdürülebilirlik Atölyesi’nin yedincisi, bu yıl İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğrencilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. İTÜ NOVA ve İTÜ ME2M’in işbirliğiyle düzenlenen Sürdürülebilirlik Atölyesi’ne Çevre Mühendisliği, Endüstri Mühendisliği, İşletme Mühendisliği ile Şehir ve Bölge Planlaması bölümlerinden öğrenciler katıldı.

“İklim Değişikliği: Şirketler için Yeni Bir Risk Unsuru” temasıyla gerçekleşen atölyeye, 28 öğrenci katıldı. Özel sektörden alanında uzman katılımcıların liderliğinde ekipler kuran öğrenciler, vaka çalışmaları yaptı. Çok boyutlu bakabilme ve takım olarak çalışma konularına odaklanılan etkinliğe, TSKB’nin ve ESCARUS’un farklı bölümlerinden yöneticiler de eşlik etti.

Yetkin Kesler: “Öğrencilerin ilgisi artarak devam ediyor”

2012’dan bu yana her sene farklı bir üniversite iş birliğinde gerçekleştirilen Sürdürülebilirlik Atölyesi hakkında bilgi veren TSKB Genel Müdür Yardımcısı Yetkin Kesler; “Sürdürülebilirlik alanında yürüttüğümüz farkındalık çalışmaları bizim için önemli bir odak alanı. Sürdürülebilirlik Atölyesi de bu konuda gerçekleştirdiğimiz en istikrarlı projeler arasında yer alıyor. Yedi yıldır gerçekleştirdiğimiz atölyeleri, geleceğin liderleri olan gençler nezdinde farkındalık yaratmak adına çok önemsiyoruz. Atölyelere öğrencilerin ilgisinin artarak devam ettiğini, sürdürülebilirlik kavramının gençlerde karşılığı olduğunu gözlemlemek de bizi memnun ediyor. Bugüne kadar İTÜ, Bilkent, Koç, ODTÜ, Sabancı gibi pek çok değerli okulun öğrencisiyle buluşma imkânı yakaladık. Önümüzdeki yıllarda da Sürdürülebilirlik Atölyesi’ne farklı üniversitelerde devam ederek, daha çok öğrenciye ulaşmayı hedefliyoruz” dedi.

Hülya Kurt: “Türkiye’de bir ilk”

Sürdürülebilirlik Atölyeleri’nde geleceğin karar vericileri üniversite öğrencileriyle, akademisyenler, TSKB ve Escarus yöneticileri bir araya geldiğini hatırlatan TSKB Sürdürülebilirlik Danışmanlığı ESCARUS Genel Müdürü Hülya Kurt, bu bilgi aktarımının önemine dikkat çekti. Kurt; “Atölyemize liderlik eden özel sektör temsilcileri, TSKB ve Escarus yöneticileri tarafında çok ciddi bir bilgi birikimi var. Her geçen gün artan bu değerli bilgi ve deneyimin gençlere aktarılması büyük önem taşıyor. Sürdürülebilirlik Atölyesi de yıllardır bu paylaşım için en uygun zemini oluşturuyor” dedi.

Bu yılki vaka çalışmasının tema ve yaklaşım açısından Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıdığının altını çizen Kurt sözlerini; “Bu yıl, iklim değişikliğinden etkilenebilirliği yüksek olan tekstil sektöründeki iki şirketin yöneticileri rolündeki öğrenciler, şirketlerine ve sektöre yönelik iklim bağlantılı riskleri değerlendiriyor; bu risklerin şirketlerinin finansal tablolarına yansımalarını analiz ediyorlar. Çalışma farklı disiplinlerden üniversite öğrencilerini bir araya getirirken günümüzün önemli sürdürülebilirlik problemlerine yönelik yaratıcı bakış açılarının geliştirilmesi amacına da hizmet eediyor. Benzer çalışmaların farklı paydaşlara yönelik uygulamalarını da ilerleyen dönemlerde hayata geçirmeyi hedefliyoruz” şeklinde sürdürdü.