Cerebral Palsy’li çocuckların geleceği için Steptember projesi tanıtıldı

Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı’nın ülke temsilcisi olduğu, 9 ülkede eş zamanlı gerçekleştirilen “Steptember” sosyal sorumluluk projesinin detayları bugün Joint Idea’da yapılan basın toplantısında paylaşıldı.

Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı İcra Kurulu Başkanı Altan Edis; “Cerebral Palsy, gelişimini tamamlamamış beynin, doğum öncesi, sırası veya sonrası dönemde hasar görmesiyle oluşan fiziksel engellilik durumudur.Cerebral Palsy’de travmaya uğramış beyne erken müdahale edilmesi ve hayat boyu rehabilitasyon uygulamalarıyla önemli gelişmeler sağlanabiliyor. Steptember Sosyal Sorumluluk Projesiile, Cerebral Palsy hakkında toplumda farkındalık yaratmaya ve toplanan bağışlar ile çocuklarımıza ücretsiz hizmetler sunmaya çalışıyoruz. Dünya genelinde 17 milyon Cerebral Palsy’li bulunmakta. Türkiye’de ise her 8 saatte bir Cerebral Palsy’li bir bebek doğuyor. Bir başka deyişle her 1.000 canlı doğumdan 4,4’ü Cerebral Palsy tanısı alıyor. Steptember’da toplanan bağışlar ile bugüne kadar 1.000’e yakın çocuğumuz hidroterapi, fizyoterapi, özel eğitim, değerlendirme ve yönlendirme desteği aldı, 100’den fazla bebek erken müdahale programına dahil edildi, 250’ye yakın aileye psikolojik danışmanlık verildi, 38 öğrenciye eğitim-öğretim desteği sağlandı, kamuoyunu Cerebral Palsy konusunda bilgilendirmek üzere 2650 adet kitap basımı gerçekleştirildi, ikisi uluslararası kongre olmak üzere toplam 6 bilimsel toplantı gerçekleştirildi. 2017 yılında Steptember Sosyal Sorumluluk Projesi ile Türkiye’de 2255 gönüllü 351.118.965 adım atarak, 740.932 TL bağış toplamıştı. Bu yıl hedefimiz 1 milyon TL bağış toplayarak daha da fazla Cerebral Palsy’li çocuk ve ailesine destek olabilmek” dedi.

“Eylül ayı boyunca sağlıklı bir yaşam için uzmanlar tarafından önerilen günde 10 bin adım atmayı ve Cerebral Palsy’li çocuklar için bağış toplamayı bir sosyal sorumluluk davranışı haline getirmeyi arzu ediyoruz” diyen Edis sözlerini “Steptember süresince hem Cerebral Palsy’li çocukların hayatlarına dokunacak hem de sağlıklı yaşamın kapılarını aralamış olacaksınız. Araştırmalara göre, birofis çalışanı günde ortalama 3 bin adım atıyor. Geri kalan 7 bin adımı sadece yürüyüş yaparak değil, koşarak, bisiklete binerek, yüzerek, ya da dans ederek tamamlayabilirsiniz. Steptember.org.tr web sitesinde, 40 farklı fiziksel aktiviteyi otomatik olarak adım sayısına çevirerek farklı sporları da yapabilirsiniz.” diyerek tamamladı.

Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Dr.h.c. Dilek Sabancı, “Cerebral Palsy çok özel ilgi ve eğitim gerektiren bir durum. Türkiye’de her 8 saatte bir Cerebral Palsy’li bebek doğuyor, bu çok önemli bir rakam. Bu durumun önüne geçebilmek için erken teşhis ve müdahale çok büyük bir önem taşıyor. Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı, Cerebral Palsy hakkında toplumda farkındalık yaratmak için bir çok proje yürütüyor. Bununla birlikte Cerebral Palsy’li bireylere destek olabilmek ve hizmet sunabilmek için var gücüyle çalışıyor.  Bu yıl beşincisi gerçekleşecek olan “Steptember Sosyal Sorumluluk Projesi” ile Cerebral Palsy’li bireylere destek olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Projenin ülkemizde daha geniş kitleler tarafından bilinerek, genişleyeceğini ve daha fazla Cerebral Palsy’li bireye ulaşacağımıza inanıyorum” dedi.

Üniversite öğrencilerinin konaklamaya yönelik ihtiyaç haritası çıkarıldı

Univa ve Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) üniversite öğrencilerinin konaklamaya yönelik beklentilerini ortaya çıkaran araştırmada üniversiteli gençlerin yüzde 70’inden fazlası konakladığı yerde sosyalleşme sıkıntısı yaşıyor.

Üniversite öğrencilerini modern yaşam alanlarıyla buluşturan Univa Öğrenci Evi Kampüsleri ile gençliğin enerjisini toplumsal faydaya dönüştürmeyi misyon edinen Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG), ortak bir araştırmaya imza attı. Araştırma, üniversiteli gençlerin konaklamasına yönelik ihtiyaç haritasını çıkardı. Univa Öğrenci Evi Kampüsleri projelerinin de hayata geçeceği dört farklı şehirden beş üniversitenin öğrencileriyle yüz yüze anket ve odak grup görüşmesi yöntemiyle gerçekleştirilen çalışmada, birbirinden ilginç sonuçlar elde edildi. 18-26 yaşındaki öğrencilerin katıldığı araştırmada yaş, cinsiyet, geldiği şehir, üniversitede bulunma süresi ve bölümleri gibi özellikler dikkate alındı. Yapılan araştırmaya göre öğrencilerin konaklama konusundaki algı, şikâyet ve beklentileri ortaya çıkarıldı.

Öğrenciler sosyalleşmekte problem yaşıyor

Sakarya, Düzce, Kocaeli ve İstanbul’daki öğrencilerle yapılan araştırmaya göre erkek öğrenciler çoğunlukla devlet veya özel yurtlara ya hiç gitmeden, ya da bir süre kaldıktan sonra kendi evlerine çıkıyor. Kız öğrenciler ise daha çok devlet yurtlarını tercih ederken, okudukları üniversite yaşadıkları şehirde ise ailelerinin yanında kalıyor. Öğrencilerin konaklama seçimlerini etkileyen en önemli faktörlerin başında maliyet gelirken, sırasıyla konum, konaklama koşulları, sosyalleşme olanakları ve güvenlik takip ediyor. Üniversiteli gençlerin yüzde 70’inden fazlası sosyalleşecek alanların azlığından şikâyet ederken, yurtlarda sürekli hizmet verecek sosyal alanlar oluşturulmasını talep ediyor.

Yurtlar öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayacak donanımda değil

Yurtlarda konaklayan öğrencilerin yüzde 64’ü yurtların hem akademik hem de kişisel gelişimleri için yetersiz olduğunu söylerken, yüzde 85’i nitelikli birer kütüphane ve etüt odası olması gerektiği konusunda birleşiyor. Yüzde 70’i ise yurtlarda bilgisayar ve internet erişimi konusunda problem yaşadıklarını anlatıyor. Yemek hizmetinden duyulan memnuniyet yüzde 53 oranında seyrederken, öğrencilerin yüzde 43’ü vegan ya da vejetaryen yemek seçeneklerinin bulunmadığından yakınıyor. Yurt sakini gençlerin yarısı güvenliğin yetersiz olduğunu düşünüyor. Isınma konusu ise yüzde 76’lık bir oranla öğrencilerin en memnun kaldığı konu olarak öne çıkıyor.

Öğrenciler ev tutarken ekstra maliyeti göze almak zorunda

Öğrencilerin konaklamaya yönelik ihtiyaç haritası araştırması, öğrencilerin ev tutmak istediklerinde çeşitli zorluklar ve ön yargılarla karşılaştıklarını gözler önüne serdi. Gençlerin yüzde 72’si, ev sahiplerinin öğrencilerden ailelere göre daha yüksek bir kira talep ettiğini söylüyor. Öğrenciler ev kiralarken ek maliyetin yanında özel şartlarla da karşılaşıyor. Evin ya da eşyaların zarar görmemesi, evcil hayvan besleme, arkadaş misafir etme ve gürültü gibi konularda öğrencilere kısıtlamalar getiriliyor. Ayrıca öğrencilerin yüzde 85 gibi önemli bir kısmı, üniversitelerin bulunduğu şehirlerdeki yerel halkın kendilerini ekonomik bir kaynak olarak gördüğünü düşünüyor.

“Araştırma, var olan uygulamaları sorgulamaya yöneltecek”

Toplum Gönüllüleri Vakfı Genel Müdürü Jülide Erdoğan araştırma hakkında şöyle konuştu: “UNIVA desteği ile yürüttüğümüz bu araştırmanın, gençlerin barınma ihtiyacı ile ilgili bir tartışma platformu yaratacağına inanıyoruz. Araştırma sayesinde gördük ki devlet ve özel yurtlarda konaklayan öğrencilerin yüzde 62’si odaların kalabalık olduğunu ifade ederken, yurtların gelişimleri açısından da yeterli olduğunu düşünmüyor. Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 60’a yakını yurtların sağlık ve ulaşım hizmetlerinden memnun değilken, yüzde 55’i yurtların daha profesyonel bir yönetim anlayışıyla idare edilmesini istiyor. Bu araştırmanın tüm bu konulara ışık tutarak gençlerin barınma ve sosyalleşme olanakları hakkında bizleri de var olan uygulamaları sorgulamaya yönelteceğine inanıyoruz”.

“Öğrencilerin tüm taleplerine tek bir çatı altında cevap veriyoruz”

Araştırma sonuçlarını değerlendiren Erkanlı Grup Yönetim Kurulu Başkanı Rıza Erkanlı üniversiteli gençlerin konforlu, rahat ve güvenli konutlarda yaşamak istediklerini belirtti. Erkanlı, grup olarak öğrenciler için yaşam alanları ürettiklerini belirterek, “Öğrencilerin eğitim hayatlarını birçok anlamda verimli geçirebilmeleri için konakladıkları tesisin sunduğu imkanlar büyük önem arz ediyor. Biz de grup olarak ülkedeki artan öğrenci sayısını dikkate alarak yurtdışındaki iyi örnekleri inceleyerek Türkiye’de öğrenci evi projelerini başlattık ve Univa markasıyla öğrencileri modern yaşam alanlarıyla buluşturmak için çalışmalarımıza başladık. Gelecek yıl Sakarya Üniversitesi’nin hemen yanında yapımı devam eden Türkiye’nin ilk kampüs şeklinde tasarlanmış öğrenci evi projesi olan Univa Sakarya’yı hayata geçiriyoruz” dedi.

Univa Öğrenci Evi Kampüsleri’nin öğrencilerin konaklama ihtiyaçlarının dışında tüm beklentilerini tek çatı altında karşılayan, sosyalleşmelerine imkan tanıyan, her türlü hizmeti alabilecekleri ve eğitimlerine destek verebilecek şekilde tasarlandığına dikkat çeken Erkanlı, şunları söyledi: “Univa farklı üniversitelerin farklı bölümlerine göre tasarlanmış etüt odalarına ev sahipliği yapan bir tesisdir. Projede öğrencilerin eğitim dışındaki zamanlarında sosyalleşmelerini sağlamak amacıyla futbol ve basketbol sahaları, havuz, yürüyüş alanları, bisiklet yolları, konser alanları, barbekü alanı, dinlenme alanları, açık hava sinemaları ve özel tasarlanmış peyzaj alanları gibi birçok ayrıcalığı öğrencilerle buluşturuyoruz. Ayrıca Univa’da öğrenciler kuaför, kuru temizleme, çamaşır & ütü odası, depolama sistemi, revir, aileler için kısa süreli konaklama imkanı gibi hizmetler de sunulacak.”

Öğrencilerin tüm ihtiyaçlarına cevap verecek bir kampüs oluştururken estetikten de ödün vermediklerini kaydeden Erkanlı, Univa Sakarya projesinin gayrimenkul sektörünün en iyilerini belirlemek amacıyla düzenlenen “Sign of City Awards 2016’da Türkiye’nin En İyi Mimari Tasarım Ödülü’ne layık görüldüğünü söyledi. Univa Öğrenci Evi Kampüsleri Sakarya’nın ardından Düzce, Kocaeli ve İstanbul’da da hayata geçecek.

PepsiCo, Kızlarımız Okuyor projesiyle kız öğrencilerin geleceğini aydınlatmayı sürdürüyor

PepsiCo ve Bahçeşehir Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (BAUSEM), Kızlarımız Okuyor projesi kapsamında eğitimde iş birliği yaparak kız öğrencilerin kendilerine parlak bir gelecek yaratmalarına destek oluyor.

Dünyanın en büyük yiyecek ve içecek şirketlerinden PepsiCo, içinde faaliyet gösterdiği toplumlarda refahı artırmaya yönelik sürdürülebilirlik projelerinden olan “Kızlarımız Okuyor” burs ve staj programının yeni dönem çalışmalarına başladı.

“Kızlarımız Okuyor” projesi ile GAP-Cheetos Çocuk Gelişim Merkezleri eğitimlerine katılan ancak sosyo-ekonomik şartlar sebebiyle lise ve sonrası eğitimlerine devam edemeyecek durumda olan başarılı kız öğrencilerin eğitim masraflarına destek veriliyor. PepsiCo ve GAP İdaresi Başkanlığı ortaklığıyla başlatılan GAP-Cheetos Çocuk Gelişim Merkezleri, projenin başlatıldığı 2003 yılından beri Güneydoğu Anadolu’nun 9 şehrindeki 13 merkezle 100.000’i aşkın çocuğa ulaştı.

Hâlihazırda 37’si ortaöğretim, 38’i yüksekokul ve üniversite öğrencisi olmak üzere 75 kız öğrenciye burs vererek eğitimlerini destekleyen PepsiCo, 2009 yılında 20 öğrenciyle başlattığı projeyi her geçen gün büyüterek yola devam ediyor. PepsiCo, kız öğrencilere sağladığı maddi desteğin yanı sıra, eğitim ve staj programlarıyla kişisel gelişimlerine de katkıda bulunmayı hedefliyor.

Bu kapsamda PepsiCo iki yıldır düzenlediği eğitimlerin üçüncüsünü bu yıl Bahçeşehir Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (BAUSEM) ortaklığıyla gerçekleştirerek Güneydoğu Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden gelen 6 kız öğrenciyi 6 günlük çok özel bir eğitim programıyla İstanbul’da ağırlıyor. Öğrenciler, program sonunda Kişisel Liderlik, Çalışma Yaşamının Püf Noktaları, Mülakat Teknikleri, Kariyer Yönetimi ve Etkili İletişim eğitimlerine katılım sağladıklarına dair Bahçeşehir Üniversitesi sertifikası alacaklar.

Bahçeşehir Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (BAUSEM)’nin “Kızlarımız Okuyor” katılımcıları için özel olarak tasarladığı program, eğitici olduğu kadar renkli ve öğrencilere eşsiz deneyimler yaşatacak aktiviteleri de içeriyor.Programa Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Şanlıurfa ve Mardin illerinden katılan kız öğrenciler, Prof. Dr. Ela Ünler’denKişisel Liderlik Eğitimi, Erim Hısım’dan Çalışma Hayatı, Mülakat Teknikleri ve Etkili İletişim eğitimleri, Bahçeşehir Üniversite Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tunç Bozbura’dan Kariyer Yönetimi eğitimi alacaklar. Ünlü Oyuncu Meltem Cumbul ise ‘Kızım Nereye’ sunumu ile özgür düşünce yapısını açığa çıkararak esas potansiyellerini keşfetmenin ipuçlarını kız öğrencilerle paylaşacak.

PepsiCo ve Bahçeşehir Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (BAUSEM)tarafından İstanbul’da ağırlanan kız öğrenciler bu geniş program kapsamında PepsiCo’nun İstanbul’daki ofisini ziyaret edecek, yemek atölyesine katılacak ve Erim Hısım’ın Anla Beni Oyunu’na da konuk olacaklar. Emre Tukur İstanbul Kuşatmasının Sıra Dışı Öyküsü isimli eğitimini, özel olarak düzenlenecek tekne gezisinde verecek.

Kızlarımız Okuyor projesinin PepsiCo’nun toplumsal sürdürülebilirlik taahhüdünün bir göstergesi olduğunu belirtenPepsiCo Türkiye İnsan Kaynakları Kıdemli Direktörü Cristina Meson, “PepsiCo olarak “Fayda Gözeten Performans” adını verdiğimiz küresel sürdürülebilirlik vizyonumuz doğrultusunda hayata geçirdiğimiz projelerle toplumsal fayda yaratmayı amaçlıyoruz. Kızlarımız Okuyor projemiz ile birlikte, sosyo-ekonomik koşullarının yetersiz olması nedeniyle eğitimlerine devam edemeyecek olan kızlarımızın geleceğini destekliyor, bu yolculukta karşılaştıkları sorunlarla başa çıkarken ihtiyaç duydukları yardımı sağlıyor, kız çocuklarımızın toplum ve hayat karşısında daha eşit, daha güçlü bir konuma gelmeleri için onların arkasında duruyoruz. Temel hedefimiz kendi başına karar verebilen, bilinçli ve topluma faydalı bireylerin yetişmesine katkıda bulunmak. Her geçen yıl bu aileyi genişleterek, daha fazla sayıda kızımıza ulaşıp onların hayatlarında böyle bir yere sahip olmak bizim için en büyük mutluluk” dedi.

Bu yıl Kızlarımız Okuyor projesinin bir parçası olmaktan büyük bir memnuniyet duyduklarını söyleyen Bahçeşehir Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (BAUSEM) Direktörü Dr. Öğr. Üyesi F. Elif Çetin de sözlerine şöyle devam etti: “BAUSEM olarak, kurulduğumuz günden bu yana, eğitimin herkesin en temel ihtiyacı olduğu prensibinden hareketle, bireylere beceri, uzmanlık ve meslek kazandırabilecek eğitimler ve sertifika programları tasarlıyor, toplumsal gelişime katkı sağlama misyonuyla ilerliyoruz. PepsiCo tarafından hayata geçirilen Kızlarımız Okuyor projesine dahil olarak, kendilerini eğitmek ve geliştirmek isteyen ancak ekonomik kısıtlardan ötürü bu fırsata sahip olamayan kızlarımıza, gelecek planlarını yaparken destek olmaktan mutluluk duyuyoruz. ‘’ dedi.

Boyner iyilik hareketini bir adım daha ileriye taşıyor

İyilikleri paylaşarak çoğaltmayı amaçlayan begoodto.me uygulaması ile tanışın.

Boyner Grup’un sosyal girişimcilere destek sağlamak amacıyla kurduğu “Buluşum” platformu, toplumsal fayda odaklı projeler ile hayatları değiştirmeye devam ediyor. Platformda destek almak üzere seçilen yeni proje begoodto.me, iyiliğin paylaştıkça çoğaldığına inanan, iyilikleri, iyi davranışları, pozitif hareketleri yaymak, farkındalık yaratarak çoğaltmak amacıyla hayata geçirilen bir uygulama. Dünyada benzeri olmayan bir uygulama olan begoodto.me, sene sonuna kadar 50 bin kullanıcıya ulaşmayı ve iyi hikayeleri çoğaltmayı hedefliyor.

begoodto.me’ye büyük destek Boyner Büyük Mağazacılık’tan geliyor

Ios ve Android mağazalarından ücretsiz olarak indirilebilen begoodto.me uygulaması, #içimdeiyilikvar diyerek yola çıkan Esin İmer Haşlaman, Selen Ataç ve Erkin Deveci tarafından geliştirildi.

“İyiliğin Modası Geçmez” mottosu ile Türkiye’nin mağazacılıkta en büyük iyilik hareketine “İyiliğe Dönüştür” ve “Askıda İyilik” projeleri ile imza atan Boyner Büyük Mağazacılık da begoodto.me’nin daha geniş kitlelere yayılması amacıyla  ihtiyacı olan desteği sağlayarak bu projenin bir parçası oldu.

begoodto.me uygulaması aracılığıyla kullanıcılar, yaptıkları veya görüp duydukları iyi hikayeleri fotoğraf, video ve yazı ile istedikleri formatta paylaşabiliyor. Uygulamada paylaşılan iyi hikayeler beğeni aldıkça ve yeniden paylaşıldıkça “iyipuanlar” kazanılıyor. İyi hikayeleri paylaşarak bu tür iyiliklerin çoğaltılmasıyla ilgili farkındalık yaratan kullanıcılar, aynı zamanda biriken “iyipuanları”nı uygulama içinde yer alan projelere aktararak bir sosyal sorumluluğa destek olabiliyor. Örneğin; hayatında hiç sinemaya gitmemiş yüzlerce çocuğun ilk defa sinema ile tanışmasının bir parçası olabiliyor, sokak hayvanlarının mama ihtiyaçlarının karşılanmasına veya evsizlerin yeni giysilere kavuşmasına katkı sağlayabiliyorlar.

2018 yılı sonuna kadar 50 bin kullanıcıya ulaşmayı hedefleyen begoodto.me iyiliğin paylaştıkça çoğaldığına inanıyor. Eğer siz de “#içimdeiyilikvar ve paylaşmak istiyorum” diyorsanız, begoodto.me’ye katılın ve yeni “iyihikayeler”in çoğalmasına destek olun.

 

Türk Telekom Eğitim Tırı ile Anadolu’da İpek Yolu Mesafesinin 3 Katı Aşıldı

Teknoloji Seferberliği Projesi kapsamında 2017’de ilk etabına başlanan ve bu yıl da yolculuğuna devam eden Türk Telekom Eğitim Tırı, 2 yılda Anadolu’yu uçtan uca dolaştı.

Türk Telekom’un, kadınları internet konusunda bilinçlendirmek amacıyla bu yıl ikinci kez yola çıkan ve ilk durağı Erzincan olan Eğitim Tırı, 12 bin kilometreden fazla yol kat ederek Anadolu’yu karış karış gezdi. 2018 yılındaki ikinci etabında da Anadolu’daki kadınlara ulaşan Türk Telekom Eğitim Tırı’nda kadınlar; güvenli internet, e-devlet ve internetten alışverişi öğrenirken çeşitli sosyal medya uygulamalarını da deneyimleme imkânı buldu.

 

“Herkes için erişilebilir internet’i mümkün kılmak istiyoruz”

Türk Telekom Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Hakan Dursun, herkes için erişilebilir interneti mümkün kılmak istediklerini belirterek, proje hakkında şu bilgileri aktardı: “Türk Telekom olarak, internetle henüz tanışmış, internet kullanımı hakkında bilgi sahibi olmak isteyen ya da güvenli internetin nasıl kullanılması gerektiğini öğrenmek isteyen kadınlara Teknoloji Seferberliği Projesi kapsamında eğitimler verdik. Çeşitli yaşlardan kadın katılımcılar, birebir olarak iletişim kurdukları Türk Telekom Akademi eğitmenlerine merak ettiklerini sordu. Bunun yanı sıra stantlarımızda bulunan akıllı telefon, tablet, bilgisayar gibi cihazları deneyimleme fırsatı bulan kadınlar, el emeği ürünlerini internetten nasıl pazarlayacakları konusunda bilgi sahibi olurken, aynı zamanda seninzamanin.com kadınlara özel internet portalındaki faydalı içeriklere ulaşma fırsatı da yakaladı. Türk Telekom olarak toplumdan aldığımız gücü, Türkiye’nin büyümesine ve gelişmesine katkı sağlayacak projelerle harmanlayarak, Türk insanına kazandırmak istiyoruz.”

 

En genç katılımcı 10, en yaşlı katılımcı 85 yaşında

Proje kapsamında, 2018 yılında 5 binden fazla kişiye doğrudan eğitim verildi. Eğitimlerde 70 Türk Telekom Akademi eğitmeni, 168 saat boyunca kadınlara interneti anlattı. 2018 yılında 24 il, 34 farklı lokasyonda eğitimler verildi.  Eğitimlerin en genç katılımcısı Antalya Korkuteli’nden 10 yaşındaki bir kız çocuğu olurken, en yaşlı katılımcısı ise Bursa Gemlik’ten 85 yaşındaki bir kadın oldu. Eğitimlere katılanların yüzde 15’i internetle ilk defa tanışırken, yüzde 70’i internette en çok sosyal medya ve haber takibi yaptıklarını belirtti. Katılımcıların yüzde 73’ünü çalışmayan kadınlar oluştururken, akıllı telefon kullanma oranı yüzde 88 olarak gerçekleşti.

 

Proje ile 2 yılda yaklaşık 11 kişi eğitim aldı

İkinci etabını tamamlayan Türk Telekom Eğitim Tırı içerisinde akıllı tahta, bilgisayar, tablet ve akıllı telefon gibi cihazlarla verilen eğitimlerde 2017 ve 2018 yılı toplamında yaklaşık 11 bin kişi eğitim aldı. İki yılda toplam 39 ilde, 49 farklı lokasyonda konumlanan Türk Telekom Eğitim Tırı, geride bıraktığı 2’nci yılında Türkiye içinde 25 bin kilometreden fazla yol kat ederek, Avrupa ile Asya arasında köprü olan 8 bin kilometrelik Tarihi İpek Yolu’nun 3 katı kadar mesafeye ulaştı.

 

İnternetle Hayat Kolay ve Teknoloji Seferberliği Projeleri aynı vizyonla çalışıyor

Türkiye’de dijital okuryazarlığı artırmak amacıyla hayata geçirilen Teknoloji Seferberliği Projesi, Türk Telekom’un fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırmayı amaçlayan Birleşmiş Milletler Sürdürülebilirlik Gelişme Hedeflerine ulaşma kapsamında sunduğu, internet kullanımını toplumun tamamına yaymayı hedefleyen kurumsal sosyal sorumluluk projesi İnternetle Hayat Kolay (İHK) ile aynı hedef doğrultusunda çalıştı.

Yarını Kodlayanlar Sivas’ta

Türkiye Vodafone Vakfı’nın Habitat Derneği işbirliği ve Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı’nın desteği ile hayata geçirdiği Yarını Kodlayanlar projesi kapsamında Sivas’ın köy ve kasabalarında kodlama eğitimi verdi.

Toplumsal değişim ve gelişimin öncüsü olma hedefiyle faaliyet gösteren Türkiye Vodafone Vakfı, dijital geleceğe hazır nesiller yetiştirilmesi hedefiyle Habitat Derneği işbirliği ve Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı’nın desteği ile hayata geçirdiği “Yarını Kodlayanlar”projesi kapsamında Sivas’ın köy ve kasabalarında kodlama eğitimleri düzenledi. Sivas İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Sivas Belediyesi’nin yerel desteği ile Yarını Kodlayanlar Eğitim Tırı’nda düzenlenen eğitimlerle, yaşları 7-14 arasında değişen yaklaşık 250 Sivaslı çocuğa teknolojinin dili kodlama öğretildi. Sivaslıçocuklar, programlama hakkında fikir sahibi olurken, yaratıcılıklarını ortaya çıkaracak çalışmalar yaptı.

Tüketen değil üreten bir nesil istediklerini belirten Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel, şunları söyledi: “Yarını Kodlayanlar projemizle çocuklarımızı kod yazmaya özendirerek geleceğin teknoloji üretenleri olmalarını hedefliyoruz. Projemizin ilk yıl sonuçlarına göre, çocuklarımızda önemli ve olumlu yönde değişimlerin olduğunu gözlemledik. ‘Scratch ile kendi oyunumu yapabiliyorum’ diyen çocuklarda yüzde 31’lik, ‘Bir yazılım problemini çözmek için daha zor ve uzun programlar yazabilirim’ diyenlerde ise yüzde 35’lik artış gördük. Aldığımız bu sonuçlarla, projemizi geliştirmeye ve yaygınlaştırmaya devam ediyoruz. Yeni dönemde, eğitimde fırsat eşitliğini yakalamak amacıyla, kodlama eğitimine ulaşmakta zorluk çeken, sosyoekonomik anlamda dezavantajlı bölgelerdeki çocuklarımıza bu fırsatı sunmak üzere Yarını Kodlayanlar Eğitim Tırı ile yola çıktık. Amacımız, mümkün olduğunca çok sayıda çocuğumuza ulaşmak. Bunun için eğitim tırımızla köy köy, kasaba kasaba dolaşıyoruz.”

 

Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sezai Hazır ise şunları kaydetti: “Habitat Derneği olarak 20 yıldır toplumsal dönüşüm ve bilişim odaklı kalkınma alanlarında çalışmalar yürütüyoruz. Sürdürülebilir kalkınma alanında çalışan bir sivil toplum kuruluşuyuz. Yarını Kodlayanlar ile bilişim odaklı dönüşümüzü çocuklar aracılığıyla gerçekleştirmek istiyoruz.

Kodlama bilmek artık okuma yazma bilmek kadar önemli. Bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kodlamanın ders olarak yer almamasının önündeki en büyük engel bunu verecek yetişmiş insan gücünün olmaması. Bunun için bizde projemiz kapsamında gençleri eğitiyoruz ve onlarda aldıkları eğitimi çocuklara ulaştırıyorlar. Şimdi yola çıkan Yarını Kodlayanlar Kodlama Eğitim Tırımız ile birlikte ülkemizin dezavantajlı bölgelerinde bu teknoloji eğitimlerine ulaşamayan çocuklara ulaşmayı hedefliyoruz.”

 

20 bin çocuğa daha ulaşılacak

“Yarını Kodlayanlar” projesiyle Türkiye’nin dört bir yanında yaşları 7-14 arasında değişen çocuklara kodlama eğitimi veriliyor. Projeyle, Ağustos 2016’dan bu yana30 ilde 12 bini aşkın çocuğa ulaşıldı. Üçüncü yılına giren “Yarını Kodlayanlar” projesi kapsamında 20 bin çocuğa daha kodlama eğitimi verilecek. Böylece Nisan 2019 sonuna kadar tüm Türkiye’de toplam 60 ilde 30 binin üzerinde çocuk kodlama ile tanışmış olacak.

 

Eğitim tırı 7 ayda 2.500 çocuğa ulaşacak

Türkiye Vodafone Vakfı’nın Habitat Derneği ortaklığında kodlama eğitimlerini ülkenin dört bucağına taşıma hedefiyle yola çıkardığı Yarını Kodlayanlar Eğitim Tırı, yaklaşık 7 ayda 6 bin km’ninüzerinde yol kat ederek 12 ilde 2.500 çocuğaulaşacak. Ziyaret ettiği illerde şehir merkezlerinin yanı sıra köy ve kasabalara da giden Yarını Kodlayanlar Eğitim Tırı’nda çocuklara 1 hafta süreyle her gün 2 ayrı seansta 4’er saatlik Scratch eğitimleri veriliyor.

 

MIT’nin programı kullanılıyor

“Yarını Kodlayanlar” projesi kapsamında, çocuklara gönüllü eğitmenlerin yönetiminde programlamaya giriş, uygulama yapma, hikâye oluşturma ve oyun yapma gibi konularda teorik ve uygulamalı eğitim veriliyor. Kodlama eğitimlerinde dünyanın en iyi teknik üniversitesi olarak tanınan MIT’nin (Massachusetts Institute of Technology) çocuklara yönelik geliştirdiği temel kodlama programı Scratch kullanılıyor.

 

Geleceğin meslekleri kodlamaya dayanacak

Dijital dünyanın lisanı olarak kabul edilen kodlama, çocukların yaratıcılıklarını geliştiriyor ve onlara yenilikçi düşünmenin kapılarını açıyor. OECD’nin dijital ekonomi konulu son raporuna göre 3 çocuktan 2’si bugün bilinmeyen mesleklere sahip olacak. Gelecekte robot veterinerliği, holoportasyon uzmanlığı, etik hacker’lık, duygu tasarımcılığı, bilgi madenciliği, yapay organ imalatçısı ve rüya gerçekleştiriciliği gibi meslekler ortaya çıkacak. Kulağa ütopik gelen bu meslekler 20 yıl içinde şirketlerdeki yerini alacak. Bu yeni mesleklerin temelinde ise kodlama olacak.

Hotpoint ve Jamie Oliver’dan Unutulmuş Gıdalara Taze Fikirler

Hotpoint ve Jamie Oliver, küresel bir sorun olan gıda israfına yönelik farkındalığı artırmayı hedefleyen yeni Unutulmuş Gıdalara Taze Fikirler kampanyasını duyurdu.

Bugün, insan tüketimi için üretilen gıdaların üçte biri ya kayboluyor ya da israf ediliyor. 2020’ye geldiğimizde bu oranın %40’a varması bekleniyor. Sadece Avrupa’da her yıl 88 milyon ton gıda israf ediliyor ve bu israfın %53’e varan sarsıcı bir oranı evlerde gerçekleşiyor1. “Unutulmuş Gıdalara Taze Fikirler” kampanyası ile Hotpoint ve Jamie Oliver, bireylerin ve toplulukların gıda israfını azaltmada nasıl etkin bir rol oynayabileceğine ışık tutmak için çalışacak.

Hotpoint’in gerçekleştirdiği güncel araştırma, Avrupa’da evlere alınan gıdaların %8’inden fazlasının atıldığını ve gıda israfının önemli bir kısmının evlerde meydana geldiğini ortaya koyuyor. Buna karşın, Hotpoint’in çalışması tüketicilerin hatayı evlerinde aramaktansa, süpermarketleri veya restoranları hatalı görme eğiliminde olduklarını gösteriyor. Araştırmaya göre katılımcılar, Avrupa’da en fazla israf edilen dört gıdayı “hazır gıda veya artık yemekler” (%45), ekmek (%38), taze sebze (%30) ve taze meyve (%29) olarak açıklıyor.

Gıda israfı konusunda Türkiye’de de benzer bir tablo söz konusu. Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF)’nun açıklamasına göre israfın boyutu yıllık 214 milyar liraya ulaşıyor. Türkiye’de her yıl üretilen 49 milyon ton meyve ve sebzenin yüzde 25 ila 40’ı, üretim, dağıtım ya da tüketim aşamasında kaybedilirken, TGDF ekmekte de ciddi bir israfın yaşandığına dikkat çekiyor. Türkiye’de günde 4,9 milyon ekmek, yılda 1,7 milyar ekmek çöpe atılıyor.

“Taze Fikirler”, Akıllı Teknoloji ve Akıllı Alışkanlıklar Demek

Hotpoint ve Jamie Oliver, evlerde gerçekleşen gıda israfına yönelik işbirliklerini ilk olarak Nisan 2018’deki EuroCucina’da duyurdu. Bu etkinlikte Hotpoint standındaki yenilikçi ev aletleri ve etkileşimli faaliyetlerle katılımcılara, günlük yaşantılarındaki gıda tercihleri konusunda daha bilinçli bir yaklaşım belirlemeyi aşılayan “Gıdaya Özen Gösterme Kültürü” vizyonu tanıtıldı. Yeni kampanyayla Hotpoint ve Jamie Oliver gıda israfı farkındalığını artırmak için işbirliklerini sürdürüyor ve tüketicilere satın alma sürecinden başlayarak hazırlamaya, saklamaya ve geri dönüşüme dek günlük gıda serüvenlerinde “kenarda unutulan” gıdaların  küçük değişikliklerle nasıl lezzetli yemeklere dönüşebileceğini gösteriyor. Teknolojinin daha akıllıca kullanılması da artan gıdalarla yemek yapmayı kolaylaştırabiliyor.

Pazarlama Direktörü Aylin Alpay, “Tüketiciler gıda israfını engelleyecek veya azaltacak ürünler arayışında ve işte bu da Hotpoint’in temel bir rol üstlendiği alan. Jamie Oliver ile güçlerimizi birleştirerek bu soruna odaklanmak ve gıda serüvenimizin her adımında daha duyarlı ve yaratıcı hale gelmenin gıda israfını nasıl azaltabileceğini göstermek istiyoruz. Yaşamın her anında onlara eşlik eden ürünler ve  elde kalan, artan gıdalara yeni bir soluk kazandıracak doğru teknolojiler ile tüketicileri desteklemeyi hedefliyoruz. Biliyoruz ki inovasyon, gıda israfının azaltılmasında kilit rol oynayabilir,” dedi.

Kampanyanın elçisi olarak yorumda bulunan Jamie Oliver, gıda israfının neden artık göz ardı edilemeyecek bir konu olduğunu şöyle dile getiriyor: “Gıda israfı hepimizin karşılaştığı gündelik bir sorun ve çöpe attığımız gıdaların büyük bir kısmını çoğu zaman küçücük bir bilgi ile leziz şeylere dönüştürebileceğimizin farkında olmuyoruz. Halbuki bunu yapmamız yalnızca çevreyi değil aynı zamanda bütçemizi de olumlu etkiler. Önceden planlama, daha akıllı alışveriş yapma, öğünlerimizi daha dikkatli hazırlamaya ilişkin bazı basit ipuçlarını paylaşmak ve fark yaratabileceğimizi göstermek üzere Hotpoint ile birlikte çalışıyorum.”

Gıda alışkanlıklarınızı iyileştirmenize yardımcı olabilecek pek çok ipucu için Hotpoint ve Jamie Oliver’ı takip edebilirsiniz.

Tudors’dan sokak hayvanları için anlamlı davranış

Tüm dünyada toplam 220 noktada satış noktası bulunan Tudors Gömlek Krallığı yepyeni bir sosyal sorumluluk projesine daha imza atıyor.

“Kadına şiddete son”, ”Çalışan kadına 1 gün fazla izin, Babalar Gününde “Sen de bir babalık yap” gibi toplumsal farkındalığı arttırıcı pek çok sosyal sorumluluğa imza atan Tudors Gömlek Krallığı bu kez hayvan dostu bir yaklaşımla tüm markalara örnek oluyor.

Özellik Yaz aylarının gelmesiyle  sokakta yaşayan kedi ve köpekler için 26 cadde mağazasının  önüne su kapları yerleştiren Tudors; tüm çalışanlarıyla birlikte kimsesiz sokak hayvanları sahip çıkıyor.

Konuyla ilgili bilgi veren Tudors CEO’su Yaşar Ayayadın “ Tudors bir halk markası. Biz halkın yüreğini temsil ediyoruz. Bir marka olmanın en büyük sorumluluğu örnek olmak, farkında olmak ve duyarlı olmaktır. Sokak hayvanları için başlattığımız bu çaba dilerim  pek çok markaya  örnek olur “ dedi.

Troya Kültür Rotası Mert Fırat tarafından ziyaret edildi

Gelecek Turizmde’nin bu sene desteklediği projelerden Troya Kültür Rotasının tanıtımı, UNDP Türkiye’nin İyi Niyet Elçisi Mert Fırat, Çanakkale Valiliği ve proje ortaklarının katılımıyla gerçekleşti.

Troya’dan Assos’a uzanan 120 kilometre uzunluğundaki Troya Kültür Rotası üzerindeki farklı köyleri gezen UNDP İyi Niyet Elçisi Mert Fırat, rotanın yeni tamamlanan noktalarında işaretleme ve temizlik çalışmalarına katıldı.

Troya Antik Kenti’ni gezen Mert Fırat, kültür rotası üzerinde Çıplak ve Kalafat köyleri ile Geyikli, ayrıca Korubaşı köyü ile Assos Antik Kenti’ne kadar uzanan yolda köylüler, gönüllü çalışanlar ve yetkililerle görüştü.

Ekim 2017’de UNDP İyi Niyet Elçisi olarak atanan Mert Fırat, “Kültür ve Turizm Bakanlığı, UNDP ve Anadolu Efes’in 2007 yılından beri sürdürdüğü turizme dayalı yerel kalkınma modeli oluşturma çalışmalarını yakından takip ediyorum. Gelecek Turizmde ile bu yıl desteklenen üç projeden birini yerinde görmek de beni çok heyecanlandırdı. Yürüyüş rotasının tamamen hayata geçmesi buradaki çok sayıda insanın hayatında pozitif bir etki yaratacak. Bütün bu çalışmaların 2018 Troya Yılı’nda tamamlanması da ayrıca heyecan verici.”dedi.

Troya Antik Kenti’nin UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine alınmasının yirminci yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2018 yılı “Troya Yılı” ilan edilmişti.

Troya Kültür Rotası’nda yürüyüş ve bisiklet

Çanakkale Tarih ve Kültür Vakfı (ÇATKAV) tarafından Çanakkale Valiliği ortaklığıyla yürütülen Troya Kültür Rotası projesi kapsamında, Ezine ve Ayvacık ilçelerine bağlı köylerde rota işaretlemeçalışmaları tamamlandı.

Bölgede 20’den fazla köyü içine alan rota; Troya, Alexandria Troas, Apollon Smintheion ve Assos gibi bölgenin en önemli arkeolojik ve tarihi değerlerini birbirine bağlayan bir yapıda oluşturuldu. Proje kapsamında yürüyüş rotaları GPS koordinatları ile belirlendi. Bölgedeki köylerde bilgilendirme ve sürdürülebilir turizm toplantıları da eş zamanlı olarak devam ediyor.

Mülteci Danışma Hattı kuruldu

Şanlıurfa’da, mültecilerin sorunlarını çözüme kavuşturmak için açılan mülteci danışma merkezi CMC bünyesinde faaliyetlerini sürdürüyor.

Mülteci Danışma Hattı”, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin Avrupa Sivil Koruma ve İnsani Yardım Genel Müdürlüğü (ECHO) ile Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Nüfus, Mülteciler ve Göç Bürosu’nun (PRM) da aralarında bulunduğu donörleri tarafından sağlanan finansal desteği, Şanlıurfa Valiliği’nin ise genel koordinasyonu ve Türkiye’nin en büyük dış kaynak sağlayıcı şirketlerinden olan CMC’nin altyapısı ile faaliyet gösteriyor.

Bu dev işbirliği ile Türkiye’de bulunan 3,5 milyon Suriyeli mültecinin, Şanlıurfa’da ikamet eden 477 binlik kısmına destek veriliyor. Şehir nüfusunun yüzde 24 gibi ciddi bir bölümünü oluşturan mültecilere sağlık, korunma, güvenlik, sosyal hizmetler ve istihdam konusunda danışmanlık hizmeti sunularak, kendilerini daha güvende hissetmeleri sağlanıyor.

Suriye Arapçası ile 14 saat kesintisiz destek

CMC’nin Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Direktörü Melih Ünsal, “Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğüne bağlı 19 personel,10 Suriyeli çağrı merkezi müşteri temsilcisinin yanı sıra 1 takım lideri ve 1 proje yöneticisi görev alıyor.  Hafta içi 08.00 ile 22.00 saatleri arasında hizmet veren çağrı merkezimizde, daha doğru iletişim kurulabilmesi adına Suriye Arapçası ile destek veriliyor. CMC, çağrı merkezi altyapısının yanı sıra geliştirdiği görev uygulaması ve paydaşlar tarafından kullanılan iş akışı ile süreç değişikliklerini en hızlı şekilde devreye alabilecek şekilde faaliyet gösteriyor. Karşıladığımız çağrıların yüzde 62’si sosyal hizmetler ve destek taleplerinden oluşuyor. Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü ve Şanlıurfa Valiliğince yakından takip edilen projenin, saha yönetim faaliyetleri ise Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı personeli tarafından sürdürüldüğünden, ihtiyaca yönelik kesintisiz hizmet sunulabiliyor. ” diyerek bu önemli projenin detaylarına değindi.