TEMA Vakfı’nın gönüllü sayısı Türkiye’deki 50 ilin nüfusunu geride bıraktı

81 ilde örgütlü olan TEMA Vakfı’nın gönüllü sayısı 700 bini aştı. Barem Pazar Araştırma ve Danışmanlık firması tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre son yıllarda artan çevre duyarlılığı TEMA Vakfı’nın gönüllü sayısının artmasına da önemli bir ivme kazandırdı.

2017’de yaklaşık 50 bin yeni gönüllü kazanımı sağlayan TEMA Vakfı’nın toplam gönüllü sayısı 700 bini aştı. TEMA Vakfı böylece nüfus bakımından Türkiye’de 50 ili geride bıraktı. Ayrıca TEMA Vakfı gönüllü sayısı ile aralarında İzlanda, Karadağ, Malta gibi ülkelerin de yer aldığı 12 ülkenin nüfusunun da önüne geçmiş oldu.

700 bininci gönüllü Bursa’dan
81 il, 303 ilçe, 51 mahalle ve 142 üniversitedeki gönüllü örgütlenmeleri ile toplamda 577 noktada faaliyetlerini sürdüren TEMA Vakfı’nın 700 bininci gönüllüsü Bursa’dan doğaya gönül veren bir üniversite öğrencisi Buğra Aydoğdu oldu. 700 bin gönüllüye ulaşılmasından dolayı memnuniyet duyduklarını ifade eden TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, TEMA Vakfı’nın yurt çapındaki gönüllüleriyle başta toprak olmak üzere, orman, su ve biyolojik çeşitlilik gibi tüm doğal varlıkları korumak için çalışmalarını yürüttüğünü belirtti. Doğal varlıkları koruma çalışmalarında gönüllülerin çok önemli bir rol üstlendiğinin altını çizen Deniz Ataç, gücünü gönüllülerinden alan bir halk hareketi olarak daha çok gönüllünün desteğine ihtiyaç duyduklarını söyledi. ‘’TEMA Vakfı, her geçen gün büyüyen bir aile olma özelliği taşıyor” diyen Ataç, “700 bininci gönüllümüz Bursa’dan bir üniversite öğrencisi Buğra Aydoğdu oldu. Gençlerin gönüllü olarak doğa koruma çalışmalarında aktif sorumluluk alması bizlere umut veriyor. Kendisinin nezdinde bizlere bu yolu açan kurucularımıza, 26 yıldır emek veren tüm gönüllülerimize ve çalışanlarımıza teşekkür ediyorum” dedi.

Gençlere göre TEMA Vakfı aile gibi
Barem tarafından 1262 TEMA Vakfı gönüllüsü ile CAWI (Bilgisayar Destekli Web Görüşmesi) yöntemiyle gerçekleştirilen ‘Gönüllülük Araştırması’na göre gönüllüler, TEMA Vakfı’nı temsil eden ilk beş özelliği; ‘başarılı’, ‘saygın’, ‘aile gibi’, ‘toplumun her kesimini kucaklayan’ ve ‘deneyimli’ olarak ifade ediyor. Araştırmaya katılan gençlerin %67’si ilk gönüllülük deneyimini TEMA Vakfı’nda gerçekleştirdiklerini belirtirken, %80’i TEMA Vakfı’nı tanımlarken ‘aile gibi’ kavramını kullanıyor. Çevre sorunlarıyla ilgili yürütülen çalışmalarda gençlerden önemli ölçüde destek gören TEMA Vakfı’nın gençler tarafından aile gibi görülmesi motive edici bir unsur olarak öne çıkıyor.

Gönüllü olma nedenlerinin başında çevre sorunlarına duyarlılık geliyor
Araştırmaya göre, TEMA Vakfı’nda gönüllülük yapma nedenlerinin başında; ‘doğa sorunlarının çözümüne öncelik verilmesi gerektiğine inanma’ ve ‘çevresinde önemlibir çevre sorunu yaşanıyor olması’ geliyor. TEMA Vakfı gönüllüleri, gerçekleştirdikleri gönüllü faaliyetlerle doğaya karşı sorumluluklarını yerine getirdiğine inanıyor. Gönüllüler en çok katıldıkları gönüllü faaliyetleri; gönüllü kazanımı faaliyetleri, eğitim ve farkındalık çalışmaları, sosyal medyada destek verme, ağaçlandırma, tanıtım/stant ve savunuculuk faaliyetleri olarak sıralıyor.

Araştırmaya katılan gönüllüler TEMA Vakfı’nı; bilimsel ilkelerle hareket eden, gönüllülük esasına dayalı, güvenilir, herkesi kucaklayan, katılımcı, saygın, siyasi açıdan tarafsız ve şeffaf bir sivil toplum kuruluşu olarak tanımlıyor. Bu kapsamda TEMA Vakfı’nda gönüllülük yapmanın kazanımları ise; çocuklara ve gençlere rol model olmak, doğaya karşı sorumluluğunu yerine getirmiş olmak ve bunun verdiği huzur, doğa koruma konusunda aktif çalışmaların parçası olmak, doğa sorunlarının çözümünde dayanışma ruhunu hissetmek ve saygın bir kurumun üyesi olmak olarak sayılıyor.

Araştırmaya göre gönüllüler, TEMA Vakfı’ndaki gönüllülük deneyiminden mutlu, TEMA Vakfı gönüllüsü olmaktan gurur duyuyor ve yüzde 93’ü TEMA Vakfı’na yeni gönüllülerin katılması için gönüllü elçilik yapıyor.

Sosyal Bağış Günü’nde destekler TOÇEV için toplanıyor

Türkiye’de bireysel bağış ve sivil toplum farkındalığını artırmayı amaçlayan Sosyal Bağış Hareketi’nde bu ay tüm destekler TOÇEV için toplanıyor. TOÇEV’E bağışlar, 12 Nisan Perşembe günü TOÇEV Facebook sayfası bağış butonu veya Sosyal Bağış Hareketi’nin web sayfasındaki online bağış sayfası üzerinden yapılacak.

Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı (TOÇEV), 1994 yılında Ebru Uygun ve beş arkadaşının, beş çocuğun eğitim hayatını değiştirmek için yola çıkış hikayesiyle kuruldu. Aydınlık bir gelecek için hayata geçirdikleri projelerle 24 yılda, 7 milyonu aşkın çocuğa ulaştı ve çok daha fazlası için canla başla çalışmaya devam ediyor.

TOÇEV, okumak isteyen ancak ailesinin maddi yetersizliği nedeniyle okuyamayan ya da çalışmak zorunda kalan çocuklara tüm eğitim hayatları boyunca maddi ve manevi destek veriyor. Her adımında barışçı, birleştirici, eğitici, şeffaf ve sevgi dolu olmayı görev edinen TOÇEV, kurumları, STK’ları, devlet birimlerini, medyayı ve halk desteğini yanına alarak Türkiye genelinde yürüttüğü 21 proje ile eğitim ile ilgili sorunlara çözümler üretiyor.

TOÇEV çocukları, ilköğretim çağından üniversite döneminin sonuna kadar eğitim materyallerinden gıda ve sağlık desteğine kadar geniş kapsamda destekleniyor. TOÇEV, ilköğretim ve lise çağındaki çocuklara doğrudan para desteği yerine, yılda üç kez, çocukların isimlerine hazırlanmış özel paketlerde ihtiyaçlarını evlerine kadar ulaştırıyor. Düzenli sağlık desteği veriyor, dengeli ve sağlıklı beslenmelerine özen gösteriyor, psikologlar eşliğinde rutin ev ziyaretleri gerçekleştiriyor. Her ay yaş gruplarına göre düzenlediği aktivitelerle, çocukların sosyal gelişimini destekliyor. Üniversiteli gençlere ise tatiller dışında, her ay harçlık desteğinde bulunmanın yanı sıra her eğitim öğretim dönemi süresince ihtiyaca göre harç ve yurt parası sağlıyor.

Sosyal gelişimin önemine inanan TOÇEV, eğitim desteğinin yanında tüm öğrencilerine yaş ve gelişim durumlarına göre, atölye çalışmaları, meslek ve okul tanıtımları, psikodrama çalışmaları ve eğlence aktiviteleri organize ediyor. TOÇEV, bugüne dek 164 bin çocuğu tiyatroyla tanıştırdı, 43 bin çocuğa ise ilkyardım eğitimi verdi.  35 bin çocuk vakıf tarafından kurulan kütüphanelerden faydalandı ve 1 milyondan fazla kitap çocuklara ulaştırıldı. 21 bini aşkın çocuğa gıda yardımı yapan TOÇEV, Türkiye’nin dört bir köşesinde 204 okulun bakım ve onarımını da üstlendi.

TOÇEV tüm bu çalışmalarını; manevi ailelerinin sabit bağışları, destekçilerinin genel bağışları ve firmalar ile hayata geçirdiği kurumsal sosyal sorumluluk projeleriyle sürdürüyor.

TOÇEV’in Genel Müdürü Bade Takazoğlu, “Vakfımızda küçük desteklerin çocukların hayatında nasıl mucizeler yaratabileceğine her gün şahit oluyoruz. TOÇEV’ de geliştirdiğimiz manevi aile destek modeliyle, her ay düzenli olarak yapılan 180 TL değerindeki bağışlar bir çocuğumuzun eğitim masrafını önemli ölçüde karşılayabiliyor. Bir çocuğun manevi ebeveyni olan iyi yürekli bağışçılarımız ve hayata geçirdiğimiz Kurumsal Sosyal Sorumluluk projeleriyle, bugüne dek 7 milyon çocuğun hayatına dokunduk. Bu yıl itibariyle doğrudan eğitim desteği verdiğimiz kayıtlı öğrenci sayısı 350. Çok daha fazla çocuğa ulaşmak istiyoruz” diyor.

‘TOÇEV’ ve ‘Sosyal Bağış Hareketi’ için kullanılacak hashtagler; #OkumakHerÇocuğunHakkı #birinizhepimiziçin #sosyalbağışhareketi

Bağış yapmak için;
https://www.facebook.com/tocevonline/?ref=br_rs
https://www.tocev.org.tr/donation.aspx?m=9999&s=13&keywords=tocev-online-bagis
facebook.com/sosyalbagishareketi
instagram.com/sosyalbagishareketi
twitter.com/BagisHareketi

AÇEV’den Kaynak ve İş Geliştirme Sorumlusu Beril Güzeloğlu: ”Sosyal Bağış Hareketi,  farkındalık sağlıyor”

Türkiye’de bireysel bağış bilincini uyandırmak amacıyla MarjinalSosyal ve Facebook iş birliği hayata geçirilen 15 sivil toplum kuruluşunun içinde yer aldığı Sosyal Bağış Hareketi bu ay Anne Çocuk Eğitim Vakfı ile devam ediyor. Vakfın projeleri ve Sosyal Bağış Hareketi hakkında Anne Çocuk Eğitim Vakfı’ndan Kaynak ve İş Geliştirme Sorumlusu Beril Güzeloğlu ile konuştuk.

Anne Çocuk Eğitim Vakfı olarak yürüttüğünüz projeler hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Şu aralar gündeminizde hangi proje bulunuyor?

AÇEV olarak erken yaştaki her çocuğun güvende, sağlıklı, mutlu ve öğreniyor olması için çalışıyoruz. Ülkenin dört bir yanındaki ihtiyaç sahibi çocuklar, anne babalar ve genç kadınlar için bilimsel temelli eğitim programları geliştiriyor ve uyguluyoruz. Eğitim programları ve saha çalışmalarının yanı sıra toplumsal farkındalığı artırmak, bilinç ve destek oluşturmak üzere farkındalık ve savunu faaliyetleri gerçekleştiriyoruz.

Ayrıca, ihtiyaçlar doğrultusunda kurumsal destekçilerimiz ve paydaşlarımızla birlikte program çalışmalarımızı besleyen çeşitli projeler hayata geçiriyoruz.

Sosyal Bağış Hareketi projesinde yer alıyorsunuz. Sizce bu proje neden önemli? Nasıl faydaları var?

Yapılan araştırmaları incelediğimizde Türkiye’de bireysel bağışçılık eğilimlerinin anlık ve dönemlik olduğunu görebiliyoruz. Her bireye stratejik bireysel bağışçılığın önemini anlatmak sivil toplum kuruluşlarının birincil görevi, bu sebeple kat edilecek çok yolumuzun olduğunu görüyoruz. Dijital iletişim mecralarının giderek önem kazandığı ve geliştiği bir dönemde olduğumuzu düşünerek Sosyal Bağış Hareketi 14 sivil toplum kuruluşuyla birlikte hareket ederek çok anlamlı ve uzun vadede bir o kadar da etkin olacağına inandığımız bir oluşuma imzasını atıyor. Sivil toplum kuruluşlarının iletişim bütçelerinin kısıtlı olduğu bir yapıda 14 sivil toplum kuruluşunun bir arada tek bir oluşumu desteklemesi, güçlerinin birleşmesi sağlam temelli bir hareketin başlangıcı olarak görüyoruz. Sosyal Bağış Hareketi’yle doğru stratejiyle başladığımızı düşünüyoruz. Dolayısıyla kaynak yaratmanın yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanları ve güncel projeleri konusunda da geniş kitlelerde farkındalık sağlıyor.

Türkiye’de bireysel bağışı artırmaya yönelik neler yapıyorsunuz? Bu konudaki görüşleriniz neler?

Bireysel bağışçılık adına özel sektörün iletişim kanalları, insan kaynağı gücünü önemseyerek yaptığımız her iş birliğinde faaliyetlerimizin bireylere duyurulması kurgusu üzerinden yola çıkıyoruz.

Sadece bilgilendirmekle kalmayıp bireyleri aksiyona çağırdığımız Adım Adım oluşumuyla yardımseverlik koşularında kampanyalarımızı duyurmak ve fon yaratmak için koşuyoruz. https://ipk.adimadim.org/nonprofit/view?id=20395

Bireylere daha basit kanallardan ulaşabilen Yuvarla.com gibi yeni girişimlerle iş birliklerine imza atıyoruz. https://yuvarla.com/

Yapılan araştırmalarda bugüne yapılan 1 TL’lik yatırımın uzun vadede 7 TL olarak topluma kazanım sağlayacağı çıktısından yola çıkarak; doğum günü, spor etkinlikleri ve bunun gibi özel etkinlikler için ya da birkaç arkadaş bir araya gelerek hazırlayacağı kampanyalarını çevrelerine duyurarak bağışa çağrıyla kaynak yaratma kanalını genişletmeye duyurmaya çalışıyoruz. https://fonzip.com/acev/kampanya

Yeni kurulan sivil toplum kuruluşlarına önerileriniz olur mu?

Kaynak yaratma ve iletişim alanları söz konusu olduğunda; veri temelli ve insan odaklı iletişim, bireysel ve kurumsal bağışçılara karşı şeffaflık ve hesap verebilirlik kriterlerine uyum.

Gündeminizde olan İlk İş Babalık Kampanyanızdan bahsedebilir misiniz?  Bu kampanyayla nasıl bir fayda sağlamayı amaçlıyorsunuz?

1996 yılından bu yana babaların çocuklarının bakımında sorumluluk üstlenmeleri, çocuklarıyla demokratik bir ilişki kurmaları ve çocuklarının gelişimlerini etkin bir şekilde desteklemeleri için Baba Destek Programı’nı uyguluyoruz. Program kapsamında bugüne kadar 60 binden fazla babaya ulaştık.

Bu süreçteki deneyimlerimiz bize ailede, mahallede, arkadaş çevresinde, iş yerinde ilgili babalık için destekleyici ortamların kurulmasının önemini gösterdi ve İlk İş Babalık sloganımızla ilgili babalığı destekleyecek ortamların güçlenmesi için bir kampanya başlattık. Türkiye’de ilgili babalık konusunun benimsenmesi ve yaygınlaştırılması amacıyla döneminde hayata geçirdiğimiz İlk İş Babalık kampanyası çerçevesinde; panel, sergi, özel sektör buluşması, sosyal medya iletişimleri gibi farklı etkinlik ve kurgular düzenledik. Kampanya boyunca, farklı illerde AÇEV’in Baba Destek Programı’na katılmış olan babaların desteğiyle birlikte yürüyüş, uçurtma şenliği, oyun vb. aktivitelerle ilgili babalık mesajlarımızı yaygınlaştırdık.

İlk İş Babalık kampanyasının iletişim çalışmaları basın yoluyla 2.5 milyon, sosyal medya yoluyla ise 5.5 milyon kişiye ulaştık. Hedefimiz, ilgili babalığın önemine inanan herkese mesajlarımızı ulaştırmak ve ilgili babalık davranışlarını yaygınlaştırmak.

Yakın zamanda hayata geçireceğiniz yeni bir proje fikriniz var mı? Varsa projenin amacından ve yararlarından bahsedebilir misiniz?

Bu yıl da ilgili babalık mesajlarımızı farklı platformlarda yaygınlaştırmaya devam edeceğiz. Ayrıca yine ilgili babalık zeminini koruyarak, kadına yönelik şiddetle mücadeleye erkeklerin de dahil edilmesini hedefleyen bir kampanyayı hayata geçirmeyi hedefliyoruz.  Ailelere yönelik olarak; çocuk gelişimi ve anne-babalık becerileri konusunda bilgi alabilmeleri hedefiyle geliştirdiğimiz İlk6Yıl mobil uygulamamızı da yeni tasarımı ve içerikleriyle güncelliyoruz. Ücretsiz uygulama, yeni yüzüyle çok yakında iOS ve Android platformlarında yerini alacak.

 

 

KAÇUV Kurumsal İletişim Koordinatörü Füsun Aymergen: ”Ailelere umut aşılamak istiyoruz”

 

2000 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Servisi’nde çocukları tedavi görmekte olan aileler ile hekimlerin bir araya gelmeleriyle kurulan KAÇUV, kanserli çocuklar için faaliyetlerini sürdürüyor. KAÇUV Kurumsal İletişim Koordinatörü Füsun Aymergen, KAÇUV’un faaliyetlerini ve vakıf hakkında merak edilenleri anlattı.

2017 yılında KAÇUV neler yaptı? Hangi projeleri hayata geçirdiniz?
2017 senesinde bir aylık bir kampanya olarak başladığımız Kaç Kutu Kampanya projemiz kapsamında hazırlanan Umutlu Kutuları yedi hastane, dokuz serviste  bin 495 aileye ulaştırdık. Dokuz hastanede hasta yakınlarına ve hastane personeline teslim ettiğimiz kutularımızın içinde çocuklar için gıda ürünlerinden hijyen ürünlerine ve kırtasiye malzemelerine kadar çeşitli ürünler bulunuyor. Kutularımızı da şu anda her ay dokuz hastaneye dağıtıyoruz. İstanbul’a tedavi için gelen ailede babalar işini kaybediyor. Biz de “babaların istihdam edilmesi için ne yapabiliriz?” düşüncesinden yola çıkarak Ford Otosan desteğiyle 2017’de Umut Kafe’yi hizmete açtık. Bir mobil aracı kafeye dönüştürdük. Nisandan beri hizmet vermeye başlayan Umut Kafe’de birbirinden farklı 31 merkezde 31 anneye iş imkanı sağladık. Açıldığından bu yana hem alışveriş merkezlerinin önünde hem de birtakım iş birliği yaptığımız kurumların bahçesinde hizmet verdi. Umut Kafemizin içinde çaydan kahveye ve içeceklere, anneler tarafından hazırlanan kek, poğaça, börek gibi küçük atıştırmalıklara kadar birçok ürünümüz var. Mobil kafemizde çocukları tedavi gören babalar hizmet sunuyor. Aynı zamanda anneler de el becerileriyle atıştırmalıkları hazırlayarak satışını gerçekleştirmemizi sağlıyorlar. İlk defa Aile Evi’nde kalan ailelerimiz buradan para kazanarak, ekonomilerine de katkı sağlamış oldular. İlk aile evimizi Cerrahpaşa’da 2012 senesinde hizmete açmıştık ve 2012’den beri ailelere 14 odalı ücretsiz konaklama hizmeti sunuyoruz. Açılan Aile Evimizde ise 2012-2017 yılları içinde 652 kişi konakladı. Aile Evimiz, tamamen şehir dışından gelip tanı aldıktan sonra kalacak yeri olmayan ailelere ücretsiz konaklama hizmeti sunduğumuz bir merkez. Son bir buçuk yılda özellikle Avrupa Yakası’nda tedavi gören ailelerden Aile Evlerimizde konaklamaları için çokça talep aldık. Onların ihtiyaçlarına karşılık vermek için Anadolu Yakası’nda da yeni bir aile evi kurmak gerekiyordu. Nihayet 2017 yılının mart ayında ikinci aile evimizin arazisini aldık ve şu anda da hafriyat çalışmaları başladı. Atölyelerinden bilişim odalarına, hastane sınıfı dediğimiz sınıf birimimize, psikososyal görüşmelerimizin yapılacağı psikolog odalarımıza kadar birçok sosyal alanın olacağı daha fazla aileye destek olabileceğimiz altı katlı 22 odalı yeni Aile Evimizi 2018’de hizmete açacağız.

Aynı zamanda 2016 senesinde başladığımız psikososyal desteklerimiz de devam ediyor. Böylelikle anne babalara ve çocuklara yönelik olarak paylaşım toplantıları gerçekleştiriyoruz. İki uzman psikoloğumuz Aile Evi’nde görev alıyor. Uzmanlar, her hafta düzenli olarak hem tek tek hem de toplu görüşmeler yapıyorlar. Çocukların ve ailelerin en çok ihtiyaç duyduğu psikosyal desteği de onlara sunmuş oluyoruz. Aynı zamanda Aile Evi’ndeki ailelerimizle birtakım sosyal çalışmalar yapıyoruz. Hasta çocuklarımızın eğitimlerine katkı sağlıyoruz. Aile Evimizin içinde bir hastane sınıfımız var. Hastane sınıfımızda gönüllü öğretmenlerimiz ve uzman öğretmenlerle eğitimlerine devam ediyorlar. Çocuklarımız eğitim sonrasında karne alarak sınıfı geçiyorlar. Onlarla çeşitli kültür turları ve etkinlikler düzenliyoruz. Çocuklarımız tedavilerini devam ettirirken onlarla birlikte motivasyon etkinlikleri düzenlemeye gayret gösteriyoruz.

2017 senesi boyunca tüm hastaneler ve Aile Evi’nde gönüllerimiz hep yanımızdaydı. Altı gönüllü eğitimi ve 150 gönüllü adayı toplantılarımıza katıldı. 26 vakıf tanıtım toplantısı düzenledik, bin 226 kişiyle buluştuk. 24 farklı hastanede 2 bin 889 çocuğumuza hediyeler dağıttık. Dokuz hastanede bin 20 çocuğumuzla doğum günü kutlaması gerçekleştirdik. Sekiz hastanede 379 çocuğumuzla tematik aylık özel etkinlikler düzenledik. 26 farklı hastanede bin 820 çocuğumuzla kutlama yaptık. Yeni tanı konulan 730 çocuğa hoş geldin hediyelerimizi verdik.

KAÇUV’un amaçları arasında kanserle mücadele için uygun bir tedavi ortamının yaratılması ve sürdürülebilirliğin sağlanması yer alıyor. Uygun tedavi ortamı ve bunun sürdürülebilirliğinin sağlanması için neler yapıyorsunuz?
Öncelikle hastane servislerini yeniliyoruz. Çocukların tek tek veya iki kişilik odalarda kalabilmesi için gayret gösteriyoruz. Hastane oyun odaları sayesinde günün bir kısmını gönüllerimizle birlikte oyun alanında geçiriyor. Çocuklarımız oyunla eğleniyor, unutuyor ve deşarj oluyor. Bu sürede sadece hastalıkta sağlık personelini ve ailesini görebiliyorken bizim gönüllülerimizle farklı paylaşımlar yaşıyor ve küçük bir çare gibi de olsa aslında kendi bilinmezliğine bir çare yaratmış oluyoruz. Çocuklarımızın var olduğu her ortamı onların dostu haline getirmeye çalışıyoruz. Bunu sadece fiziksel olarak değil psikolojik ve duygusal olarak da yaratmaya çalışıyoruz. İki psikoloğumuzla tüm hastanelerde tedavi boyunca çocuklarla bir araya gelip onlarla yine görüşmeler yapıyor, tedavi sırasında da çocuklarımızı duygusal anlamda güçlendirmeye çalışıyoruz.

Derneğin genel faaliyetlerini anlatabilir misiniz?
KAÇUV olarak üç ana alanda destek olmaya çalışıyoruz. Birincisi; çalıştığımız hastanelerde gönüllü desteğiyle çocuklarımızın bilişsel becerilerini geliştirecek ve sosyal yönden onları kuvvetlendirecek atölyeler düzenliyoruz. Hastanelerde şu anda Oyun Benim İlacım, Çocuk Kaşifler Sanal Dünyada ve Sanatla Renk Kat projelerini yürütüyoruz. Üç projemizin de içerikleri uzmanlar tarafından geliştirilirken, ilk yıllarında İstanbul Kalkınma Ajansı tarafından desteklendi. Projelerimizle amacımız çocuğun içinde bulunduğu kaygı ve korku dönemini yıkmak, tedaviye uyum göstermesi, eğitimini sürdürmek ve onların akranlarından çok geriye düşmemelerini sağlamak. Şu anda yaklaşık bin 94 gönüllümüz var. Bunların yaklaşık 600’e yakını aktifleşti. Şu anda bütün hastanelerde 600’e yakın gönüllülerimiz çocuklarımızla buluşarak bu projelerimizi hayata geçiriyor. Aynı zamanda Aile Evi’nde aileye ve çocuğa konaklama hizmeti sunuyoruz. Bütün topluma; çocuk çağı kanseri vardır, bu kanserden korkmamak gerekir, artık grip kadar yayılacak bir hastalıktır, sadece erken tanı koyulmalı ve doğru tedavi merkezine ulaşılmalı konularında dikkat çekici farkındalık çalışmaları yapıyoruz. Uzun zamandır hastanelerde oyun odaları kuruyoruz. Aynı zamanda hastanelerin polikliniklerinin ve çocuk servislerinin yenilenmesini üstleniyoruz. Bu kapsamda Dokuz Eylül Hastanesi servisini ve Ok Meydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin servisini yeniledik. Hastane sınıfları kuruyoruz. Böylelikle hasta çocuklarımızın tedavi süresince eğitimlerinin devam etmesine gayret gösteriyoruz. Ok Meydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Cerrahpaşa ve Aile Evimiz de hastane sınıfımız var. Bir yandan da hastanelerimizin yine kendi iç medikal ihtiyaçlarına destek oluyoruz.

Aile Evi’nde kalacak aileleri nasıl belirliyorsunuz?
Aslında biz belirlemiyoruz. Bağlantıda olduğumuz İstanbul’daki üniversiteler ve Devlet Hastanelerindeki hekimler aracılığıyla bize ulaşıyorlar. Bizim için önemli kriterler ailenin İstanbul dışından gelmesi, ekonomik olarak yetersiz durumda olması ve sadece kanser tanısının koyulması. Sadece çekirdek ailenin bizde kalıp bu süreyi en iyi şekilde geçirmesini sağlıyoruz.

Gönüllü olmak isteyenleri neye göre belirliyorsunuz? Gönüllülük kriterleriniz neler?
18 yaşını doldurmak başvuru için yeterli bir kriter. Gönüllü formumuz var web sayfamızda. Bu gönüllü formunu dolduran kişileri tanıtım toplantısına davet ediyoruz. Vakıf tanıtma toplantısına katılan gönüllü adaylarımızı daha sonra gönüllü eğitimlerimize davet ediyoruz. Her iki ayda bir iki tam gün gönüllü eğitimimiz bulunuyor. Bu iki tam tur gönüllü eğitimimizde hasta çocukla çalışmayı, projelerimizi, yaptığımız faaliyetleri uygulamalı olarak anlatıyoruz. Hem hastane etkinlik sorumlularımız hem de uzman psikologlarımız ve farklı pedagoglarla bu iki günlük eğitimimizi tamamlıyoruz. Bu iki günlük eğitimden sonra gönüllülerin hangi alanlarda destek olabileceklerini düşünmeleri gerekiyor. Bizim için her şeyden önemlisi gönüllüğün sürdürülebilir olması lazım. Süresiz olarak, günler, yıllar, aylar boyunca gönüllü olmak. Çocukların ailesinden, sağlık personelinden sonra en çok bağlandığı kişi gönüllüler. Dolayısıyla gönüllünün gelip gitme saatleri ve hastanede gösterdiği istikrar onu çok yakından etkiliyor. Bir gizli akit var diyebiliriz aramızda. Eğitim aldıktan sonra gönüllülerimiz düzenli olarak bizim gösterdiğimiz süre boyunca Aile Evlerimizde ve hastanelerde çocukla buluşmaya başlıyor.

Kamuoyunda kansere karşı farkındalık oluşturmak için neler yapıyorsunuz?
Kanser maalesef herkes tarafından korkuyla yaklaşılan bir hastalık. O yüzden hep şunu belirtmeye çalışıyoruz: Kanser grip kadar yaygın bir hastalık. Siz görmüyor ve duymuyor olabilirsiniz ama çocuklar kanser oluyorlar. Seminerler düzenlemeye çalışıyoruz. Yayınlar hazırlamaya çalışıyoruz. 15 Şubat’ta Çocukluk Kanser Günü’nü sahiplenip bugüne özel farkındalık yaratmaya gayret gösteriyoruz. Bilbordlarda göstermeye ve metrolar içinde videolarımızı yayınlatmaya çalışıyoruz. İnsanlara bu hastalık var ama umutlu olmak lazım gibi farkındalık sağlamaya çalışıyoruz.

Şu an gündemde olan projeniz var mı? Varsa detaylarını anlatabilir misiniz?
Şu an gündemde olan en önemli projemiz ikinci Aile Evimiz. Büyük bir inşaat çalışması yapıyoruz. Gençlerle buluşuyoruz onları hem gönüllü olarak bünyemize katmak istiyoruz hem de gençler arasında da kansere karşı farkındalık yaratmaya gayret gösteriyoruz. Hastanelerdeki çalışmalarımız devam ediyor.

Oyun Benim İlacım projesi, Sanata ve Hayata Renk Kat, Çocuk Kaşifler Sanal Dünyada projelerinin detaylarını anlatabilir misiniz?
Oyun Benim İlacım 2013 senesinden beri hastanelerde sürdürdüğümüz bir proje. Üç ayrı yaş kategorisinde bilişsel becerileri geliştirici faaliyetler var ve yaş gruplarına özel kitapçıklar hazırladık. Bu kitapçıkların içinde de oyun yönergelerimiz var. Gönüllümüz Oyun Benim İlacımı uygulamaya başladığında hangi yaş kategorisinde, hangi çocukla, hangi oyunu oynayacağını günbegün biliyor. Üstelik bu oyunların ne şekilde tertiplenmesi gerektiğini, ne şekilde yapılması gerektiğini de gönüllümüz bu kitaplar aracılığıyla öğreniyor ve yapmaya gayret gösteriyor. Oyunlarla çocuklarımızın zihinsel ve el becerilerini geliştirmeyi amaçlıyoruz.

Hastanede çocuklar çok fazla telefon ve tabletle uğraşıyorlar. Biz de bu süreyi nasıl verimli kılabiliriz diye düşünürken Çocuk Kaşifler Sanal Dünyada adlı uzaktan eğitim portalımızı kurduk. Portalımızla, Oyun Odası’na gelemeyen biraz daha durumu ağır olan çocuklarımız ve ağır olmasa bile çocuklarımızın uzaktan eğitimle de becerilerini artırmayı amaçlıyoruz.

2017 yılında hayata geçirdiğimiz ve bu sene de devam ettireceğimiz Sanata ve Hayata Renk Kat projesinde sanat terapileriyle çocuğun içinde bulunduğu duygusal çöküntüyü sağaltmayı amaçlıyoruz. Resimle, şarkıyla, egzersizle, nefes egzersizi ve masaj egzersiziyle terapi yöntemleriyle çocuğun içinde bulunduğu kaygıyı azaltmak için projemizi hayata geçirdik.

Ünlülerle iş birliği yapıyor musunuz?
Ezgi Mola kamu spotumuzda bize destek oldu. Zaman zaman çeşitli günler dahilinde buluşmalar yapıyoruz ama bir ünlü yüzümüz yok. Farklı farklı çeşitli çalışmalarda bir araya geldiğimiz ünlü isimler oluyor.

İş birliği yaptığınız markalar var mı?
Yayınlarımızı genellikle okulların çeviri ve baskı konusunda destekleriyle çıkarmaya çalışıyoruz. Garanti Factoring, Umutlu Kutulara geçen seneden beri destek oluyor. Dell EMC, İzmir Dr. Behçet Uz hastanesinin bütün tadilat, tefriş masraflarını üstlendi. Nehir çok küçük yaşta kaybettiğimiz bir çocuğumuz ve onun ailesi de hem onun adını yaşatmak hem de bağış mekanizması geliştirmek için İstanbul Teknik Üniversitesi’nin bahçesinde 3 buçuk kilometrelik Nehrin Adımları adlı koşu organizasyonu yapıyor. Bir katılım ücreti oluyor ve bu katılım ücretinden toplanan gelirle de fayda sağlamaya çalışıyoruz. Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi’nin Oyun Odasını ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nin mutfak tadilatı ve çocuk oyun odasının tadilatını ve teşrifini Nehrin Adımları organizasyonuyla sağladık.

UPS iş birliğiyle bu alanda farkındalık sağlamak için 20 bin tane broşür hazırladık ve Aile Evimizin sürdürülebilirliğini desteklediler. Çocuklar ilk yatış alırken hastanede çocuğa hediye ettiğimiz hoş geldin kitimiz var. Çocuğun bir anda ne olduğunu bilemeyeceği bir koridordan geçerken ona tatlı bir karşılama yaşatmak istiyoruz. İçinde kırtasiye ürünlerinden ağız bandına, saçları döküldüğünde başına takabileceği saç bandından kemoterapi aldığında üzerine örtebileceği çocuk battaniyesine ve katater takıldığında kolunu rahatlatabileceği bir bilek yastığına sahip olan kitimizi UPS ile hazırladık.

Ford Otosan’la mobil kafemizi işletiyoruz. Kuveyt Türk her sene bizim için 23 Nisan’da bir kampanya düzenliyor. Bu kampanya sayesinde de ikinci Aile Evimizin arazisinin satın alınmasını sağladık. Mapfre, çocuk kanseriyle ilgili olarak ailelerin en temel bilgiye ulaşmasını sağlamak üzere hazırladığımız Çocuk Kanseri Bilgi Ağacı portalımızın destekçisi oldu.

Çocuk kanseriyle ilgili internette kirli bilgiler var. Çocuğa tanı konulduğunda ailelerin ilk olarak internetten arama yapıyor ve bütün olumsuz bilgiler ailenin bir anda karşısına çıkıyor. Bunu biraz değiştirelim istedik. Bizim ismimizin içinde umut var ve ailelere de umut aşılamak istiyoruz. Aileye temiz bilgi ulaşsın ve onlar da çocuklarına nasıl daha faydalı olabileceklerini öğrensinler istedik.

İnsanları KAÇUV’un modern kahramanları olmaya davet ediyorsunuz. Bundan bahsedebilir misiniz?
Givin’in üyelerinden birisiyiz. Givin’de ürününü vakıf yararına satışa çıkaran kişileri buluşturmaya gayret gösteriyoruz. O yüzden buna bir Modern Kahramanlık diyoruz. Ürün oradan satışa çıkarıldığında satışı oluyorsa bir çocuğun umudunu yaratarak destek olmuş oluyorsunuz.

Yakın zamanda yeni bir proje hayata geçirmeyi düşünüyor musunuz?
Bir şehir dışında ve şehir içinde hastane sınıfı kurmak istiyoruz. Bunun için İstanbul Kalkınma Ajansı’ndan destek isteyeceğiz. Bir de Aile Evi’ndeki hastane sınıfımızın tadilatını gerçekleştirmek istiyoruz. Şu anda bütün önceliğimiz ikinci Aile Evimizin inşaatı ve birinci Aile Evimizin sürdürülebilirliği. Bunun dışında hastanelerdeki bütün projelerimiz devam edecek. Aynı zamanda hastane personelinin eğitimlerine de destek sağlıyoruz. Düzenlenen kongreye katılmaları, özellikle hemşire eğitimlerinin devam ettirilmesi için onlara destek oluyoruz. Aslında bütün projelerimizi bu sene de sürdürmek esas hedefimiz. Bir çocuk durumu raporu hazırlıyoruz, bunun hayata geçmesi için çabalıyoruz. Hangi şekilde kaç çocuk tedavi görüyor, hangi tanıyı alıyorlar ve nasıl sonuçlar alıyorlar? Yani alt kırılımlı bir durum raporu hazırlamak istiyoruz. İzmir, İstanbul ve Bursa’da çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu sene İzmir ve Antalya’da temsilcilikler açmayı istiyoruz.

Çocuklara girişimcilik ruhunu aşılayan akademi

Çocukların ve gençlerin içindeki girişimcilik ruhunu ve potansiyelini ortaya çıkarmak için özgüven aşılayarak, interaktif girişimcilik eğitimleri veren Minorpreneurs’nun kuruluşunu ve bugüne uzanan hikayesini Minorpreneurs’un kurucu ortağı Ahmet Yağız Aktaşlıoğlu anlattı.

Minorpreneurs’un kuruluş hikayesini anlatabilir misiniz?
Üniversitede şu anki ortağım İlker Elal’la tanıştım. Birlikte birkaç girişimde yer aldık ve girişimler kurduk. Bizi etkileyen Sir Ken Robinson’nun Okullar Yaratıcılığı Öldürüyor isimli konuşması olmuştu. Okulun yaratıcılığı öldürdüğünü düşündüğümüz için girişimciliği çocuk yaşlardan başlatmalıyız diye karar aldık. “Neden çocuklar büyüdükçe yaratıcılıkları kayboluyor?” konusunda iki yıllık bir araştırma sürecine girdik. Minorpreneurs böyle hayata başladı.

Minorpreneurs’un amacı nedir?
Minorpreneurs’un ana amaçları; nitelikli eğitimi en inovatif, en çağa uygun, en iyi şekilde kişiselleştirerek çocuklara verebilmek ve onların özgüvenlerini yüksek tutarken de, potansiyelleri doğrultusunda yönlendirebilmektir. Bu doğrultuda 7-9 yaş arası için Minor, 10-13 yaş arası için Medio, 14-17 yaş arası için Major eğitim modellerini uyguluyoruz.

Bu eğitim modellerinde hangi eğitimleri veriyorsunuz ve bu eğitim modelleri arasındaki farklılıklar neler?
Minor eğitim modeli tamamen oyun temelli eğitime dayanıyor. Ayrıca hayatın kendisinin bir girişimcilik olduğunu çocuklara en doğru şekilde vermek amacıyla bu doğrultuda projeler geliştiriyoruz.

Medio eğitim modelinde,  hem çocuklara Minor modeli içeriklerini aşılıyoruz hem de çocukların doğru yolu seçmesi ve vizyonlarını geniş tutmaları için gelecek farkındalığı yaratmaya çalışıyoruz.

Major eğitim modelinde ise girişimciliği yüksek ölçüde vererek birer startup kurmalarını sağlıyoruz. Tüm eğitim modellerimizde de geçerli olmak üzere bütün çocuklarımızın ulaşmak istedikleri hayallere doğru onlarla daima el ele yürüyoruz.

Eğitimler dışında etkinlik veya başka projeler yapıyor musunuz?
WebSummit Türkiye elçisiyiz, WebSummit’in tanıtımı için etkinlikler düzenliyoruz. Globalde başarı getireceğine inandığımız blockchain tabanlı yapay zeka sistemli iki ayrı proje üstünde ilerliyoruz. Şubat ayında iki projenin de duyurularını yapacağız.

Eğitim verdiğiniz öğrencilerden kendi girişimlerini hayata geçiren var mı?
Minorpreneurs Fellowları birçok güzel projeye imza attı. Örnek vermek gerekirse öğrencilerimiz tarafından geliştirilen Lookater kapsamında, alzheimer hastalarının kaybolmalarını önleyen giyilebilir cihaz yapıldı. PIRA girişiminde, ihtiyaçlara göre kişiselleştirilebilir modüler drone geliştiriliyor. Atina.io girişimi ise kişiselleştirilebilen bir proje yönetim aracı. Compocket, elektronik laboratuvarlarında kullanılan ölçüm cihazlarını bilgisayar tabanlı ve mobil uyumlu hale getirerek çok daha etkili bir ölçüm deneyimi sunmayı hedefleyen bir donanım-yazılım projesi. Compocket girişimiyle öğrencilerimiz Türkiye’de iki yarışmada birinci, Almanya’da ise Berlin Betapitch’de dünya şampiyonu oldular. Son dönem büyük ilgi odağı haline gelen blockchain ve kripto paralar üzerine çalışan fellowlarımızdan biri ise kripto paraların analizini en doğru şekilde yapabilen ve bizler için en doğru alış ve satış yapabilen Cobotion isimli girişimi kurdu. Bunlar gibi birçok farklı girişime desteğimiz devam ediyor ve bu girişimlere her an yenileri ekleniyor.

40 yıla 40 başarı hikayesi

Geçtiğimiz ekim ayında 40’ıncı yılını kutlayan WWF-Türkiye, doğal yaşam alanlarını ve tehlike altındaki türleri korumak için çalışıyor. WWF-Türkiye’den Doğa Koruma Direktörü Dr. Sedat Kalem’le 40 yıl temalı bir röportaj gerçekleştirdik.

40 yılda WWF-Türkiye olarak neler yaptınız?

WWF-Türkiye olarak 40 yıldır farklı alanlarda yürüttüğümüz onlarca proje ve etkinlikle en az 40 başarı hikayesi yazdık. 40’ıncı yıl gecemizde de “40 Yılda 40 Başarı Sergisi” ile bu hikayeleri paylaştık. Başta tehlike altındaki altı tür (kelaynak, caretta caretta, yeşil deniz kaplumbağası, kardelen, saz kedisi, orfoz) olmak üzere çok sayıda türün doğal yaşam alanında varlığını sürdürmesini sağladık. Çünkü kilit türlerin yok olması, temsil ettikleri ekosistemlerin temel taşlarının yerinden oynaması anlamına geliyor.

Türü korumak aslında onun yaşadığı alanın korunmasından geçiyor. Bu sebeple 20 alanın, milli park, tabiatı koruma alanı gibi çeşitli yasal statülerle koruma altına alınmasını, sekiz sulak alana ise uluslararası önemde sulak alan (Ramsar) statüsü kazandırılmasını sağladık. Türkiye’de esaret altında ayı oynatma geleneğinin son bulması ve Kaş’taki yunus parkının kapatılması gibi başarılarda da önemli payımız oldu.

Bunların yanında, Türkiye’nin çeşitli bölgelerine 5 binden fazla çiftçiye sürdürülebilir tarım eğitimi verdik. Konya Havzası’nda 1.4 milyar litre suyun tasarruf edilmesini sağladık.

Şu an vakfın gündeminde neler var ve yapacağınız projelerden nasıl bir yarar sağlamayı hedefliyorsunuz?

Şu an gündemimizde hayata geçirmek için sabırsızlandığımız beş yeni projemiz var. 40’ıncı yıl gecemizde bu projelerin tanıtımını gerçekleştirdik. Doğa Öncüleri adını verdiğimiz eğitim programı, Kaş-Kekova’da deniz çayırlarının korunması, Büyük Menderes Havzası’nda kirliliğin önlenmesi, plastik atıkların azaltılmasıyla ilgili bir kampanya ve akıllı tarım uygulamaları gündemimizdeki yeni konular.

Doğa Öncüleri eğitim programıyla teknoloji çağında yetişen çocuklarımızı doğayla buluşturmak ve kaynaştırmak istiyoruz. Doğanın karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümü için sorumluluk alan, aktif vatandaşlık bilinci gelişmiş yeni bir kuşak yaratmayı hedefliyoruz.

Programın ilk aşamasında bir ildeki 10 okul, sonraki her sene yedi ildeki 50 okul olmak üzere üç yılın sonunda 17 ildeki toplam 110 okulda çalışmalar yapacağız. Sonraki iki yıl içinde ise devlet okulları ve özel okullarda ortaokul ve lise seviyesindeki 3 bin öğrenciye ulaşarak, kuracağımız teknoloji altyapısı ve destek hizmetleriyle 120 bin öğrenciyi doğayla buluşturarak Doğa Öncüsü haline getirmeyi hedefliyoruz.

Denizlerin oksijen kaynağı olarak bilinen, denizleri berraklaştıran, kıyı erozyonunu önleyen, su altındaki milyonlarca canlının üremesi ve beslenmesi için gerekli ortamı sunan deniz çayırları, Kaş-Kekova gibi turistik bölgelerde çok sayıda teknenin demir atması sebebiyle ciddi bir tehdit altında.

Deniz çayırlarını ve barındırdığı canlı yaşamı korumak için 2004 ve 2009 yıllarında Kaş deniz koruma alanı içerisindeki 10 dalış noktasına 10 şamandıra yerleştirdik. Bu sayede artık tekneler demir atmak yerine şamandıraya bağlanıyor ve deniz tabanını tahrip etmiyor. Ancak bu sayı çok yetersiz; şamandıra sistemini tüm alanda hayata geçirmek için toplam 100 şamandıra yerleştirmemiz gerekiyor. Proje kapsamında toplanacak kaynakla maksimum sayıda şamandıranın Kaş-Kekova Deniz Koruma Alanı’na yerleştirilmesini ve deniz çayırlarının korunmasını sağlamayı hedefliyoruz.

Büyük Menderes Nehri ve etrafındaki havza, tarımsal üretim için olduğu kadar, barındırdığı biyolojik çeşitlilik, ekosistem hizmetleri ve korunan alanlarıyla çarpıcı bir coğrafya. Havzanın bu niteliklerinin korunması ve sürdürülebilirliği için nehirden akan suyun yeterli ve temiz olması kilit önem taşıyor. Oysa bugün nehrin suları deri ve tekstil sanayinin atıkları ve sulak alanlar etrafında yapılan aşırı tarımsal ilaç ve gübre kullanımından ötürü had safhada kirleniyor.

Dünyadaki toplam sayısı yalnızca 4 bin 500 olan tepeli pelikanlar 1950-1960’lı yıllarda ülkemizdeki 17 farklı sulak alanda üremekteyken Büyük Menderes Deltası artık bu türün son sığınaklarından biri olarak kaldı. Türkiye’de toplam üreyen nüfusu 340 çift olan B. Menderes deltasının bu önemli sakininin varlığını sürdürebilmesi için su kalitesinin iyileşmesi şart. Bunu sağlamak amacıyla, proje kapsamında nehirdeki su kirliliğinin önüne geçmek için havzada faaliyet gösteren sanayi kuruluşlarının temiz üretime geçmesini ve havza çevresinde yapılan pamuk tarımındaki kimyasal ilaç kullanımını kontrol altına alınarak iyi pamuk uygulamasının yaygınlaştırılmasını sağlamaya çalışacağız.

Dünya çığ gibi büyüyen bir plastik sorunuyla karşı karşıya olduğu için çalışma alanlarımızdan birisi de plastik atıklar. Okyanuslara her yıl 8 milyon ton plastik atık boşalıyor. Türkiye plastik üretiminde Avrupa ikincisi dünya yedincisi. Türkiye’deki kişi başına plastik tüketimi 50 kgla dünya ortalamasının neredeyse iki katı. Geri dönüşümde de kat etmemiz gereken çok mesafe var. Türkiye’de PET şişe geri dönüşüm oranı yalnızca yüzde 50 iken, dünya lideri Almanya’da bu oran yüzde 93,6.

WWF-Türkiye’nin hedefi, özellikle plastikteki kullan-at alışkanlığının değiştirilmesine odaklanarak hem ortaya çıkan atığı azaltmak, hem de tüketilen plastiğin geri dönüşüm oranlarının artmasını sağlamak. Bu amaçla, bir yandan özel sektör ve kamu kurumlarıyla, diğer yandan sivil toplum, bilim dünyası ve tüketicilerle birlikte çalışacağız. Bunu gerçekleştirirken de WWF’in uluslararası ölçekteki bilgi birikimi ve deneyimi bize yol gösterecek.

Hava, su, toprak gibi yaşamak için ihtiyacımız olan en değerli kaynaklarımızı en çok kullanan sektörlerden biri de tarım sektörü. Türkiye yüzölçümünün yaklaşık üçte biri tarım arazisi ve ülkemizdeki tatlı su miktarının yüzde 79’u da bu arazileri sulamak için kullanılıyor.

Bu nedenle, WWF-Türkiye olarak son yıllarda sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılmasını gündemimize aldık. Modern sulama teknikleriyle boşa harcanan suyun önüne geçmek için Konya Havzası’nda; biyolojik mücadele yöntemleriyle aşırı tarım ilacı ve gübre kullanımını durdurmak için Eğirdir Gölü çevresinde çalışmalar yaptık; birtakım olumlu sonuçlar ve tespitler elde ettik. Geliştireceğimiz “akıllı tarım” projeleriyle, Türkiye’nin farklı bölgelerinde farklı sektörlerdeki çiftçileri teknolojiyi kullanarak bilgilendirmeye, modern sulama tekniklerine ve sürdürülebilir tarım uygulamalarına geçiş yapma yönünde teşvik etmeye devam edeceğiz. Geleceğimiz için, temiz toprak ve temiz su için.

Bundan sonra neler yapacaksınız ya da neler yapmayı düşünüyorsunuz?

WWF-Türkiye olarak kendi geliştirdiğimiz ve yürüttüğümüz projelerin yanı sıra ülkemizin biyolojik çeşitliliği ve doğal değerlerinin korunmasına yönelik yerel STK projelerine de destek veriyoruz. Bu amaçla 2010 yılında başlattığımız bir kampanyayla Türkiye’nin Canı Hibe Programı’nı kurduk. Bireylerin ve kurumların bağışlarıyla oluşturulan kaynak, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde doğa koruma konusunda faaliyet gösteren yerel sivil toplum projelerine katkı sağlıyor. 2011 ve 2014 yılında gerçekleştirdiğimiz iki dönemde toplam 10 projenin hayata geçirilmesini sağladık.  Bu yıl başlattığımız üçüncü dönemde ise üç proje destek almaya hak kazandı. Bu projelerden biri Kars’ta kadife ördeklerin korunmasını, ikincisi Marmara Denizindeki mercanların restorasyonunu, diğeri ise ve Akdeniz’deki deniz memelilerinin korunmasını amaçlıyor.

“Temel misyonumuz kadın”

Kadınların ekonomik, sosyal, politik alanlarda güçlenmesini amaçlayan Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı, 1986’dan beri çalışmalarını sürdürüyor. Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı Genel Koordinatörü Didem Demircan ile derneğin faaliyetleri, amaçları ve uygulayacakları projeleri konuştuk.

 KEDV’in kuruluşundan bahsedebilir misiniz?

1980’li yılların ortalarında İstanbul’a yoğun bir şekilde göç başlıyor. Göç sebebiyle oluşan gecekondu mahallelerinde çok fazla yoksulluk baş gösteriyor ve o dönemde yüksek lisans yapan bir grup kadın arkadaş o mahallelerde gördüklerini tezlerinde kullanmak için araştırmalar yapmaya başlıyorlar. Araştırmalar sırasında buradaki insanların ihtiyaçlarını görüyorlar ve “Bu sorunla ilgili ne yapılabilir?” sorusundan yola çıkarak 1986 yılında Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’nı kuruyorlar.

Derneğin genel faaliyetlerini anlatabilir misiniz?

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’nın kuruluş amacı, dar gelirli kadınların ekonomik ve sosyal hayatta daha güçlü olması için onları desteklerken bir yandan da onların liderliklerini ön plana çıkarmak. Bu amaçtan yola çıkarak mahallelerde kurulan kadın ve çocuk merkezlerini ve kadın kooperatiflerini destekliyoruz. Bunların yanı sıra kadınlara örgütlenme eğitimleri veriyor ve kadınların ekonomik güçlenmesine yönelik programlarımızı uyguluyoruz. Kadınlarımızın ekonomide daha aktif olmaları gerektiğine inanıyor; kendi işini kurmak isteyen kadınlara mikro ölçekli krediler sunuyor, temel girişimcilik eğitimiyle finansal okuryazarlık eğitimi veriyoruz. Kadınların gelir sağlamak için bize getirdikleri ürünlerin tasarımını iyileştirerek, dükkanımız Nahıl ve e-ticaret sitemiz aracılığıyla satışa sunuyoruz. Hem afete hazırlık hem de afetten sonra yapılacaklar konusunda kadınlarımızdan destek alıyor ve çalışmalarımızı birlikte yürütüyoruz. Tüm bunların yanında KEDV olarak, mültecileri ekonomik olarak güçlendirmek için ürün geliştirme çalışmaları yapıyor ve girişimcilik konusunda mültecilere destek veriyoruz.

 Kadın ve Çocuk Merkezlerinde neler yapılıyor?

Vakfı kuran kadınlar ilk olarak çalışmaya başladığında kadınların genelde evde çocuk bakımıyla meşgul olduğunu ve kendilerini gerçekleştirebilecekleri, güçlenebilecekleri birtakım faaliyetlere katılım gösteremediklerini görüyorlar. Kadınların daha aktif bir hayatı olması amacıyla KEDV mahallelerde Kadın ve çocuk merkezlerini kuruyor. Kurulan merkezlerde çocuklara okul öncesi eğitim hizmeti verilirken de bu merkezler kadınlar için birer dayanışma alanı oluyor. KEDV tarafından geliştirilmiş bir modelle merkezlerde çocuklara okul öncesi eğitim veriliyor. Bu model Türkiye’deki toplum temelli hizmet konusunda sayılı örneklerden bir tanesi ve biz erken çocukluk eğitimini yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Kadın ve çocuk merkezleri şu anda Mardin, Çanakkale, Diyarbakır, Çanakkale, İzmir, Düzce ve İstanbul’da faaliyet gösteriyor. Kadın ve çocuk merkezlerinde çocukların bakım hizmetini ve eğitimlerini mahalledeki kadınlar yapıyor. Kadınların ekonomik güçlenmeleri, politik olarak kararlara katılmak için merkezlerde eğitim programı da uygulanıyor.

Şu anda KEDV Kadın ve Çocuk Merkezleri açıyor mu veya merkezlere nasıl bir destek sağlıyor?

Daha önce bu kadın ve çocuk merkezleri, KEDV bünyesi altında açılıyordu ama bizim için bu merkezlerin kadınlar tarafından yürütülüyor olması daha önemli. Zaman içinde bize bağlı olan merkezler kadın kooperatifleri olarak kurulmaya başladılar ve bu kapsamda çalışmalarını yürütmeye devam ediyorlar. KEDV olarak kadın kooperatiflerine teknik eğitim ve maddi destek veriyoruz. Şu an Türkiye’deki birçok kadın kooperatifiyle mümkün olduğunca projeler yürütmeye çalışıyoruz. İki yılda bir kadın kooperatifleriyle ulusal toplantı yapıyoruz. Ulusal ve bölgesel toplantılarda bütün kadın kooperatiflerini bir araya getirip deneyimlerini paylaşacakları bir alan sağlamaya çalışıyoruz.

 Bu ulusal toplantıları sadece siz mi düzenliyorsunuz, kimler destek oluyor ve kadın kooperatiflerine ulaşımı nasıl sağlıyorsunuz?

Kadın kooperatifleri arasında sorunları paylaşmak üzere kadın kooperatifleri iletişim ağımız var. Buradan diğer kadın kooperatifleriyle sürekli iletişim halinde kalarak ihtiyaçlarını ve önceliklerini öğreniyoruz. Örnek verirsek iki yıl önceki uluslararası toplantıda kadın kooperatiflerinin normal işletme sayılmasıyla ilgili kooperatiflerin mevzuatla ilgili değişiklik talepleri vardı. Yasada ilgili kadın kooperatifleri şu an normal bir işletme şeklinde görünüyor ve herhangi bir muafiyetleri yok, vergi indirimleri yok halbuki toplum yararına çalışmalar yapıyorlar. Dernek ve vakıf olmadıkları için birtakım ayrıcalıklardan faydalanamıyorlar o yüzden bu yasal çerçevenin iyileştirilmesi için bakanlıktan toplantıya yetkilileri çağırarak sorunlarını dile getirmelerinde aracı olduk. Finansmanını da KEDV olarak çeşitli vakıflardan ve kurumlardan temin ediyoruz.

Maya ve Nahıl oluşumunu anlatabilir misiniz?

KEDV olarak 2002 yılında girişimcilere mikro kredi desteği sağlamak amacıyla Maya İktisadi İşletmesini kurduk. İlk önce depremden etkilenmiş ve işini kaybetmiş kadınlara kendi işini kurmaları amacıyla açtığımız Maya işletmesi altı şubede destek verirken şu an sadece Eskişehir’de devam ediyor. Vakıf olarak destek bulabilirsek Maya şubelerini yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Dar gelirli kadınların ürünlerini iyileştirerek piyasaya sunmak için Nahıl dükkanımızı 2002 yılında kurduk. Aynı zamanda Nahıl’da yapılan satışlardan da hem kadınlara hem de vakfın programlarına gelir sağlıyoruz.

 Devam eden projelerinizden bahsedebilir misiniz? Gündeminizde neler var?

Mültecilere yönelik projelerimiz devam ediyor. Suriyeli ve Türkiyeli kadınlara girişimcilik eğitimleri ve farklılıklara saygı eğitimi veriyoruz. Bunun dışında Uluslararası Çalışma Örgütü iş birliğiyle Mardin ve Harran’da mülteci kadın kooperatifleri içinde örgütlenmeleri için çalışıyoruz. Petrol ofisiyle beraber “Gönül Ağacı” projesini yürütmeye devam ediyoruz. Proje kapsamında kadınların ürettikleri ürünler iyileştirilerek piyasaya sunulur hale getiriliyor, sonrasında Petrol Ofisi istasyonlarında ve çeşitli kanallarda satışa sunuluyor. Işık Üniversitesi desteğiyle mikro kredinin kadınlar üzerindeki etkisini anlamak için bir araştırma yapıyoruz. Ayrıca mikro girişimcilik konusunda farkındalık yaratmak amacıyla da özel bir bankanın iş birliğiyle bu sene dokuzuncusu verilecek olan Mikro Girişimcilik Ödül Törenini düzenliyoruz. Ödül törenine mikro kredi kuruluşlarından mikro kredi almış kadınlar başvuruyor. Kadıköy Belediyesi ile beraber kadınlara yönelik liderlik, girişimcilik gibi eğitim programları uyguluyoruz ve ürünlerini iyileştirilmeleri için Kadıköy Bölgesinde kadınlara destek veriyoruz. Bunun dışında Sultanahmet’te Ahır Kapı’da ikinci el satış şenliğimiz devam ediyor.

 

Yerel yönetimler ve üniversiteler paydaşımız

 İş birliği yaptığınız kurum ve kuruluşlar var mı?

Belediyelerle birçok projeyi ortak yürütüyoruz. Örnek olarak Eskişehir’de kurduğumuz Maya Mikro Kredi Şubesi için Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ile beraber çalıştık ve birçok konuda bize destek oldular. İzmir’de Urla Belediyesi, Mardin Valiliği ve birçok yerel yönetimle iş birliği içindeyiz. Üniversitelerde paydaşlarımız arasında. Üniversitelerdeki uzmanlarla da beraber çalışıyoruz.

Türkiye genelinde şu anda hangi illerde faaliyet gösteriyorsunuz?

Çalışmalarımızı yaygınlaştırmak için şubeleşmek yerine yereldeki kadın gruplarıyla beraber çalışıyoruz. Çanakkale, Düzce, İzmir, Muğla, Mardin, Diyarbakır, Trabzon, Artvin, Adıyaman, Hatay ve Manisa’daki kadın gruplarıyla çalışmalar yürütüyoruz.

Yakın zamanda uygulayacağınız proje fikriniz var mı? Varsa projenin amacı nedir, proje hayata geçince ne gibi yararlar sağlayacak ve ne zaman sonlanacak?

Vakfa kaynak sağlamak için İstanbul Maratonu’nda koşacağız. İzmir’de Nahıl şubesi açıldı. Şubenin tanıtımıyla ilgili çalışmalar yapıyoruz ve önümüzdeki haftalarda bir açılış gerçekleştirilecek. Mülteci çalışmalarına ve kooperatiflerle çalışmaya devam edeceğiz. Yine yıl sonunda kadın kooperatifleri için ulusal toplantı düzenlemeyi hedefliyoruz.

 

 

Trafik mağdurları haklarını öğreniyor

Trafikte Haklarım Derneği, 2015 yılında Trafik Haftasında kuruldu. Trafik mağdurlarının hukuk, engelli hakları ve psikoloji alanlarında farkındalıklarını artırmak için çalışmalar yapan Trafikte Haklarım Derneği Kurucusu Yasemin Usta, derneğin kuruluş aşamasından bugünlere uzanan hikayesini anlattı.

Trafikte Haklarım Derneği nasıl ortaya çıktı, hikayenizden bahsedebilir misiniz?
Derneğin çıkış noktası, 2012 yılında gerçekleşen ölümlü trafik kazasına dayanıyor. 19 Ekim 2012 tarihinde kardeşim dediğim tek yumurta ikizi kuzenim 18 yaşındaki Gökhan Demir geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Ehliyetsiz bir şoförün, aşırı hızla hatalı sollama yapması, Gökhan’ın hayatına mâl oldu. Trafik kurallarını ihlal eden bu ehliyetsiz şoförün adil yargılama sonucu hak ettiği cezayı alacağını düşünürken, gerçekte kaza soruşturma dosyasında olayı aydınlatacak delillerin eklenmediğini öğrendim. Adil bir yargılama için delil bulmak zorundaydım ve özel bir şirketteki işimden istifa edip, hukuk sürecini takip etmeye başladım. Bu uzun ve zorlu süreçte yaşadıklarım bana çok şey öğretti, hâlâ da öğrenmeye devam ediyorum. Bu tecrübeleri ve öğrendiğim bilgileri doğru bir şekilde diğer trafik mağdurlarına da aktarmak istedim; çünkü trafik kazaları nedeniyle sevdiğini kaybeden veya engelli kalan daha milyonlarca kişi var. Ne yapabilirim diye düşünürken trafik kazalarına dikkat çekmek amacıyla çalışmalara başladım. Daha sonrasında da 2015 yılında derneği kurduk.

Dernekleşme aşamasında zorlandığınız noktalar oldu mu?
O kadar çok zorlandım ki. Çünkü maddi yönden hiç destek almadan kurulduk. Hâlâ derneğimize bireysel bağış yok denecek kadar az. Hibelere de yeni kurulan dernek olarak başvuramıyoruz; çünkü belirli bir gelirin üzerindeki derneklere sadece destek veriliyor. Sponsorluk deseniz o da tanınmış derneklere veriliyor, kısacası yeni kurulan derneklerin maddi destek bulmadan ayakta kalması çok zor. Şu an sadece İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’nun bir projemize verdiği destek var.

Derneğimizin maddi destek olmadan iki sene ayakta kalma nedeni benim hiçbir gelir elde etmeden gece gündüz profesyonelce tam zamanlı çalışmamdan kaynaklı. Genel anlamda, derneklerin faaliyetlerini sürdürebilmeleri için profesyonel çalışanlara ve  kurumsallaşmaya ihtiyaçları var. Yoksa yaptığımız işler kişisel vicdan tatmininden öteye gidemez. Kaynak geliştirme dışında çalıştığımız alanda özellikle trafik mağdurlarının tazminat haklarını almak için kurulmuş hasar danışmanlık firmaları ve dernekler var. Maddi kaygı güden bu tarz oluşumlarla karıştırılmamak ve iyi niyetimizin sorgulanmaması için faaliyetlerimiz dışında kendimizi ispat etmemiz gereken kamu kurumları ve özel sektör vardı. Tabii bir de tazminat hakları için bizimle çalışmak isteyen sözde gönüllü birçok insan vardı. Çok ciddi sınavlar verdik, veriyoruz.

Lise ve üniversite gençlerine yönelik düzenlediğiniz Empatik Themis Trafikte Seminerleri nasıl geçiyor? Geri dönüşler nasıl?
İstanbul’daki üniversitelerde görme ve bedensel engelli arkadaşlarımızla verdiğimiz seminerlerde gençlerin neden trafik kurallarına uyması gerektiğini ve trafikte engelli haklarını anlatıyoruz. Trajikomik anlattığımız bu seminerde geri dönüşler çok iyi ancak şu an mevcut kapasitemizle talepleri karşılayamıyoruz. Amacımız sponsor destek bulup profesyonel kadroyla Türkiye’deki tüm üniversitelerde bu eğitimi vermek. İstanbul Üniversitesi Engelli Koordinasyon biriminde düzenlediğiniz seminer sonrası geri dönüşler müthişti. Anketten sonra üniversitesinin tüm fakültelerinden teklif geldi ama ne yazık ki hepsine olumlu cevap veremedik. Maddi manevi kapasitemizin üzerinde bir seminer talebi var. Bunu karşılamanın tek yolu da profesyonel bir kadro kurup devam edebilmekten geçiyor.

Trafik mağdurlarının haklarını öğrenmelerini sağlayacak dijital bir platform projeniz var. Bu platformla nasıl bir fayda sağlamayı düşünüyorsunuz?
Bu proje, trafik mağdurlarına hukuk, engelli hakları ve psikoloji alanında uzman video anlatımlarıyla haklarını öğrenmelerini sağlayacak bir dijital platform projesi. Günümüzde internete erişim doğudan batıya neredeyse her yerde var. Haklarımızı bilmediğimiz için bu süreçte hak kayıplarına uğruyoruz. İnternet sitemizle mağdurların ihtiyacı olan tüm bilgilerin olduğu bir yol haritası hazırlıyoruz. Gönüllülük esaslı yüzlerce avukat destek verse bile her mağdura tek tek bilgi anlatmamız, erişmemiz mümkün değil ama ihtiyacı olan bilgileri internette aradıkları an uzman videolarıyla erişebilecekler. Hatta bazı konular genel bilgileri içerdikleri için trafik mağdurları dışında birçok kişiye rehber olacak.

Trafik kazalarına yönelik gerçekleştirdiğiniz başka farkındalık projeleri var mı?
Ünlü oyuncular Emre Altuğ, Ecem Özkaya ve Olgun Toker’in yer aldığı Can Kaybediyoruz kamu spotumuzu İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü iş birliğiyle gerçekleştirdik. Aralık 2016 tarihinde RTÜK onayından sonra tüm kanallarda gösterilen spot filmimiz, basında da oldukça ses getirdi. Ünlü oyunculara trafik kazasında vefat eden kuzenimin fotoğrafıyla birlikte otopsi raporunu verdik. Fikir benden çıktı, yönetmen arkadaşım Ali Vatansever senaryolaştırdı ve ünlü oyuncuların da gönüllü desteğiyle filmi hayata geçirdik.

Ayrıca trafik haftasına özel üniversitelerde farkındalık çalışmaları yapıyoruz. Sosyal medya kampanyaları, yol güvenliği eğitimleri, halk röportajları, trafik kazalarına yönelik farkındalık videoları, engelli ve engelsiz öğrencilerle birlikte sosyal sorumluluk projeleri ve alanımızda yer alan farklı dernek ve kurumlarla iş birliği yaparak gerçekleştirdiğimiz daha birçok projemiz var.

Gönüllülük esaslarınız neler, gönüllü olmak isteyenler nasıl bir yol izleyebilir?
Öncelikle kurulduğumuz günden bu yana bize destek veren tüm gönüllülerimize canı gönülden çok teşekkür ederim. Tek başıma çıktığım bu yolda her gün çok farklı uzmanların desteğiyle devam ediyoruz. Bu zamana kadar zamanını ve uzmanlığını bağışlayan 250’den fazla gönüllü uzmanla çalıştık ve yaptığımız işlerin maddi değeri çok yüksek. Birçok dernekte hâlâ gönüllü çalışan bir dernek kurucusu olarak herkesin her derneğe gönüllü olamayacağını, her derneğinde rastgele gönüllü almaması gerektiğine inanıyorum. Nasıl gönüllülerin dernek seçim kriteri varsa, derneklerinde gönüllü seçim kriterleri olmalı. Çalıştığımız alan din, dil, ırk, siyasi görüş, genç yaşlı cinsiyet vb. ayrımı asla yapılmayacak bir alan. Bu yüzden herkese eşit mesafede yaklaşıyoruz.

Mağdurlara destek olurken hiçbir maddi beklentimiz söz konusu değil, böyle maddi beklentilerle veya siyasi kimlikleri ön planda olan kişilerle de çalışmıyoruz.

Derneğin etik kurallarına, değerlerine uygun, çalıştığımız alanlardan birinde uzman olan kişilerle karşılıklı anlaşıyorsak çalışıyoruz. Öyle gönüllülerimiz var ki toplantılarda konuşmaya gerek yok, bakışarak anlaşıyoruz veya çok büyük tartışmalar yapsak bile biliyoruz ki yaptığımız işin daha iyi olması için.

Son olarak trafikte hayatta, her yerde, her zaman birbirimizin haklarına saygı gösterebilmemizi, ülkemizde de gelişmiş ülkelerdeki gibi trafik kazalarından kaynaklanan ölüm ve yaralanma vakalarının azalabilmesi diliyorum. Sosyal faydanız bol olsun!

Umut veren proje

2015’in Aralık ayında başlayan Umudum Olmaya Var Mısın projesi, dayanışma içinde büyüyerek kan kanseri ve türevleriyle ilgili geniş bir farkındalık ağı yaratmayı amaçlıyor. Projenin Kurucusu İsmail Aykut ve projenin Kurumsal İlişkiler Sorumlusu Berna Çevik’le projenin detaylarını konuştuk.

Umudum Olmaya Var Mısın projesi nasıl ortaya çıktı?
Aykut:
2015’in aralık ayında başladık projeye. Liseden çok yakın arkadaşım Şebnem Günaydın’a lenfoma kanseri teşhisi konulunca, ben neler yapabilirim diye araştırmaya başladım. Kök hücre nakli ilk etapta gerekmiyordu ama gerekebilir diye arayışa çıkmıştık. O zaman kampanya başlatalım dedik. Böyle bir kampanyaya başlayabilmek için bir ekibinizin olması gerekiyor. Bu yüzden üyesi olduğum İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Girişimcilik Kulübü’yle fikrimi paylaştım. Kulüp çok destek oldu projenin ilerlemesi aşamasında. En nihai amacımız kök hücre bağışına farkındalık sağlamak ve bağışçı sayısını artırmak.

Umudum Olmaya Var Mısın bünyesinde gerçekleştirdiğiniz başka etkinlikleriniz var mı?
Çevik:
İÜ Kök Hücre Kulübü’yle birlikte yürüttüğümüz Umut Olacak Çocuk adlı etkinliğimiz var. Her Cuma onkoloji servisine gidip kanser hastası çocuklarla vakit geçiriyoruz. Hastanedeki çocuklar hayatın gerçek yüzü. İki gün sonra ne olacağımızı bilmiyoruz ve buradaki asıl amacımız onlara umut aşılamak, motivasyonlarını ve o anlarını güzel geçirmelerini sağlamak. O günü gülümsemeyle bitirsinler, tek amacımız bu aslında.

 

İlk etapta hastalara, gönüllülere nasıl ulaştınız?
Aykut:
Şebnem Günaydın aracılığıyla tanıştık birçoğuyla. Yaptığımız araştırmalar sonucunda birkaç yazarla görüştük ve onlar sayesinde hastalığı atlatmış insanlarla konuştuk. Aslında hastalıkla hâlâ mücadele eden insanlara kendi kanallarımızla ulaştık diyebiliriz. Çok çalışan ve bize destek olan 60 kişilik bir gönüllü ekibimiz var.

Film yarışmanızın başvuruları 24 Nisan’da bitti. Yarışmayla nasıl bir fayda sağlayacaksınız, geri dönüşler nasıl?
Aykut:
Aslında film yarışması farkındalık sağlamayı amaçlayan projelerimizden sadece biri. İnsanlıkların, yaşanmışlıklarının anlatıldığı bir kitap da çıkarmayı düşünüyoruz ve onun çalışmalarını da yürütüyoruz bir yandan. Film yarışmasıyla Türkiye’ye yayıldık. Urfa, Konya, Kayseri gibi birçok şehirden teklif aldık, temsilcilik açmak isteyenler oldu. Bu kapsamda umut elçiliklerimiz olacak. İlk olarak Urfa, daha sonra Edirne’yle görüşeceğiz.

Çevik: Film yarışmasının ayrıntısına gelecek olursak, biz sadece uzaktan izliyoruz birçok şeyi. Biri gelip bize kök hücre bağışını anlatsa ya da durumun ehemmiyetinden bahsetse, o an harekete geçmek isteyebiliriz ama sonrasında aklımızdan çıkabiliyor. Bu yarışmanın amacı da insanlara o duyguyu, hissi daha fazla verebilmek. İnsan başına gelmeden anlamıyor ama biz istiyoruz ki herkes bunu yaşamasın. Bir şeyler yaşanmadan da fark edilebilsin.

 

Sosyal Bağış Hareketi Koruncuk Vakfı ile başlıyor

MarjinalSosyal’in girişimi ve Facebook’un katkılarıyla, Türkiye’de bireysel bağış ve sivil toplum kuruluşu bilincini uyandırmak adına yola çıkan Sosyal Bağış Hareketi’nin ilk STK’sı Koruncuk Vakfı oldu. Hareket kapsamında, 13 Nisan Perşembe günü Koruncukların Sosyal Bağış Günü olacak. Bağışlar doğrudan Koruncuk’un Facebook sayfasındaki “Bağışta Bulun” butonu üzerinden yapılabilecek.

MarjinalSosyal’in girişimi ve Facebook’un katkılarıyla, Türkiye’de bireysel bağış ile sivil toplum kuruluşu (STK) bilincini uyandırmak, STK’ların ihtiyaçlarını karşılamak ve onları cesaretlendirmek adına yola çıkan Sosyal Bağış Hareketi başladı. Hareket kapsamında aralarında AÇEV, AKUT, ASHOKA, Bilim Kahramanları Derneği, ÇEKÜL, Darüşşafaka Cemiyeti, Hayata Destek Derneği, KAÇUV, KEDV, Koruncuk Vakfı, TEGV, TEMA, TOÇEV, Tohum Otizm Vakfı ve WWF’in bulunduğu 15 STK’ya Facebook üzerinden bağışlarla destek verilecek. Her ayın ikinci perşembesinin bir STK’ya “Sosyal Bağış Günü” olarak adanacağı hareketin ilk STK’sı ise Koruncuk Vakfı oldu. 13 Nisan Perşembe günü bağışlar Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı için vakfın Facebook sayfası üzerinden toplanacak.

Koruncuk Vakfı herkesi 13 Nisan Perşembe günü bağışa davet ediyor

38 yıldır korunma ihtiyacında olan çocukları destekleyip başarılı bireyler olmasını sağlayan Koruncuk Vakfı, bugüne kadar 300 Koruncuk’u hayata kazandırdı. Vakıf aynı zamanda 28 Koruncuk’un üniversite mezunu olmasını sağladığı gibi 8 spor dalında 141 Koruncuk’a lisans kazandırdı.

Koruncuklar için her küçük bağışın büyük önemi olacağını ifade eden Koruncuk Vakfı Başkanı Figen Özbek, Sosyal Bağış Hareketi ile ilgili, “Biz Koruncuk Vakfı olarak, Koruncuklar için aile, umut ve gelecek olmayı sürdürmek istiyoruz. Şu anda da en büyük hedefimiz, Urla Çocukköyü’müzü Sosyal Bağış Hareketi’nin desteği ile tamamlayabilmek. Küçücük bağışların bir araya gelerek Koruncukların dünyasında ne kadar büyük değişimler yaratacağını biliyoruz, bu nedenle herkesi en samimi dileklerimizle bu hareketi desteklemeye davet ediyoruz. El verin, hayata tutunsunlar!” çağrısında bulundu.Koruncuk Vakfı’na bağışlar, 13 Nisan Perşembe günü Facebook üzerinden Fonzip veya BKM chatbot altyapılarıyla ya da doğrudan Koruncuk’un internet sitesi üzerinden yapılabilecek.