Sosyal medya üzerinden yürütülen ilk dijital sosyal sorumluluk projesi

Sosyal Bağış Hareketi, tam bir yıl önce Türkiye’deki sivil toplum kuruluşu ve bireysel bağış bilincini artırma hedefiyle MarjinalSosyal tarafından hayata geçirildi. Dünyada sosyal medya üzerinden yürütülen ilk sosyal sorumluluk projesi olan SBH’nin bir yıldır neler yaptığını MarjinalSosyal Genel Koordinatörü Serpil Güzel Ün ve Sosyal Bağış Hareketi Proje Koordinatörü Merve Aydın anlattı.

Bireysel bağış ve sivil toplum kuruluşu bilincini artırma hedefiyle başlatılan Sosyal Bağış Hareketi tam bir yılı geride bıraktı. Bir yıllık hedefiniz neydi, geldiğiniz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Serpil Güzel Ün: Marjinal Porter Novelli olarak, kurulduğumuz günden bu yana sivil toplum kuruluşlarına (STK) destek veriyor ve onlarla yakından çalışıyoruz. STK’lar kurumsal sosyal sorumluluk yatırımları adına her zaman en önemli iş ortaklarımız oldu. Bu nedenle bünyemizde kurduğumuz STK Danışma Merkezi ile hem özel sektör işbirliklerini verimli hale getirmek hem de STK’ların tanıtım ve kaynak ihtiyacına alternatif çözümler üretmek için çalışıyoruz.

Sosyal Bağış Hareketi STK’lara yönelik toplumdaki algının iyileştirilmesini ve daha çok kişiyi sosyal değişimin bir parçası yapmayı hedefleyen uzun soluklu bir proje. Toplumdaki güven çemberini genişletmek amacıyla çıktığımız bu yolda başlangıç olarak 15 sivil toplum kuruluşuyla birlikte yürüyoruz. Onların tanıtım ve kaynak ihtiyacına çözüm üretmek için her bir STK için her ay etkili bir iletişim kampanyası yürütüyoruz. Geçtiğimiz yıl 31 Mart’ta lansmanını gerçekleştirdiğimiz Sosyal Bağış Hareketi birinci yılını doldurdu. Marjinal Porter Novelli ve MarjinalSosyal’in öncülüğünde başlatılan bu sosyal sorumluluk projesi, Facebook’un desteğiyle milyonlarca sosyal medya kullanıcısına ulaştı. Bağış hareketimiz sosyal medya üzerinden yürütülen dünyanın ilk sosyal sorumluluk projesi olarak www.facebook.com/sosyalbagishareketi üzerinden yönetiliyor.

Hareketimiz kapsamında, her ayın ikinci perşembe gününü ayın STK’sına güç vermek ve ihtiyaçlarını karşılayacak kaynağı yaratmak için “Sosyal Bağış Günü” ilan ederek medyada çok yoğun etkileşim sağladık. Hareketin amacı toplumsal ihtiyaçlarımıza ve sorunlarımıza kararlılıkla çözüm üreten STK’ları beğenen, yani “like”layan, onları paylaşan sosyal medya kullanıcılarını “sosyal bağışçı” yapabilmek, bir başka deyişle destekleri bir adım öteye taşımaktı. Bu amacımızı da bu proje ile gerçekleştirdik. Projemizi Marjinal Porter Novelli ve MarjinalSosyal’de çalışan yaklaşık 10 kişilik gönüllü bir ekiple ve kendi öz kaynaklarımızla yürütüyoruz. Facebook da çalışmalarımızı destekliyor.

Hangi STK’lara destek oldunuz?

Merve Aydın: Aralarında Koruncuk Vakfı, Bilim Kahramanları Derneği, Darüşşafaka Cemiyeti, KAÇUV, Hayata Destek Derneği, WWF, TEMA, TEGV, KEDV, ÇEKÜL, AÇEV, AKUT, TOÇEV, Tohum Otizm Vakfı ve ASHOKA olmak üzere 15 sivil toplum kuruluşunu (STK) “Biriniz Hepimiz İçin” sloganıyla tek platformda topladık ve Türkiye’de Facebook üzerinden bireysel bağış ve sivil toplum kuruluşu bilincini artırmayı hedefledik.

Proje neden Facebook üzerinden yürütülüyor?

Serpil Güzel Ün: İlk sosyal platform olmasıyla öne çıkan Facebook ülkemizde de oldukça yaygın ve yoğun bir biçimde kullanılıyor. Ayrıca, önceki projelerini göz önünde bulunduğumuzda Facebook’un STK’lara yönelik duyarlı bir platform olduğunu düşünüyoruz. Sosyal Bağış Hareketi’nin amaç ve hedefleriyle ortak bir anlayışa sahip olduğuna inandığımız için birlikte hareket ediyor, Facebook’tan destek alıyoruz.

Bu projeden kazancınız var mı?

Merve Aydın: Bu projeden hiçbir kazancımız yok. Bu proje MarjinalSosyal’in sosyal sorumluluk projesi olarak, geniş ve alanlarında yetkin bir ekibin gönüllü katkısıyla ile yönetiliyor. Toplanan bağışlar doğrudan STK’ların kaynaklarına yapılıyor.

STK’ların kaçı sosyal medyanın bağış toplamada etkili olduğunu düşünüyor?

Serpil Güzel Ün: STK’ların bireysel bağışçılığı artırmak ve sosyal değişim yaratmak için sosyal medyayı ne kadar etkili şekilde kullanabildikleri bulundukları yer ve internet altyapısına bağlı olarak farklılıklar gösterse de kuruluşların çoğunluğu sosyal medyanın gücüne inanıyor. Sivil Toplum Online Teknoloji Raporu 2017 bulgularına göre; STK’ların yüzde 95’i sosyal medyanın çevrimiçi marka bilinirliği için etkili olduğunu düşünüyor, yüzde 71’i sosyal medyanın çevrimiçi bağış toplama için etkili olduğunu düşünüyor, yüzde 88’i ise sosyal ağ mecralarının sosyal değişim yaratmada etkili olduğunu kabul ediyor. Rapora göre sosyal ağ mecraları içerisinde STK’ların en çok tercih ettiği platform olarak Facebook öne çıkıyor. Küresel çapta yapılan araştırmaya katılan sivil toplum kuruluşlarının yüzde 92’si Facebook sayfası bulundurduklarını ifade ediyor. Diğer sosyal medya platformlarının kullanım oranları ise yüzde 72 ile Twitter, yüzde 55 oranla Youtube ve yüzde 51 ile Linkedin, nispeten daha yeni bir mecra olan Instagram ise yüzde 39 oranla son sırada.

Toplam ne kadar kişiye nasıl erişim sağladınız?

Merve Aydın: Yaklaşık 18 milyon kişiye sosyal medyadan ve geleneksel medyadan erişim sağladık. Her STK’ya özel Facebook’ta kullanılmak üzere frame tasarlandı, tasarlanan frameler binlerce kişi tarafından kullanıldı. Facebook, Twitter ve Instagram’da her STK kampanyasına özel postlar hazırlandı. Her STK için basın bülteni hazırlanıp servis edildi ve mailingler yapıldı.

Bugüne kadar en fazla etkileşim hangi STK için toplandı?

Serpil Güzel Ün: Facebook üzerinden toplam 583 bin 195 etkileşimle WWF, Sosyal Bağış Hareketi sayfasında ve kendi sayfalarında en çok etkileşimi aldı. Erişim konusunda ise en fazla kişiye erişen 5 milyon 68 bin 764 ile KAÇUV oldu.

Etkileşim çıktılarından örnekler verir misiniz?

Merve Aydın: Elbette birkaç örnek verebiliriz. Darüşşafaka Cemiyeti için hazırladığımız frame’i 2 bin 700 kişi kullandı. 17 bin kişiden fazla web site ziyareti gerçekleşti ve hala devam ediyor. AÇEV, 400’den fazla yeni takipçi kazandı. TEGV düzenli 31 bağışçı kazandı. Sosyal medya hesaplarında takipçi sayıları ve görünürlüğü arttı.

Bağışçıların şeffaflık konusundaki kaygılarını nasıl giderdiniz?

Serpil Güzel Ün: Sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen Sosyal Bağış Hareketi’ne bağlı STK’lara destek olan bağışçılar doğrudan STK’ların bağış hesaplarına yönlendiriliyor. Dolayısıyla bağışçılar nezdinde oldukça şeffaf bir ortam sunduk.

SBH’nin ana hedeflerinden biri Türkiye’de bireysel bağışın yayılması. Bu konuda nasıl bir gelişim kaydedildi bir yılda?

Merve Aydın: Araştırmalar doğrultusunda sivil toplum kuruluşlarını daha etkin iletişim yöntemleriyle anlatmamız, kendi ekosistemlerinde destek kazanmış STK’ların etki alanını genişletmemiz ve STK’lar için destek tabanı sağlamamız gerektiği sonucuna vardık.

SBH’ye dahil olmak isteyen STK’ları nasıl seçiyorsunuz? Kriterler var mı?

Birinci yılda bu harekete dahil olan sivil toplum kuruluşlarını bir seçime tabi tutmadık. MarjinalSosyal STK Danışma Merkezinde yer alan STK’lar platformumuza dahil oldu. Ortak özellikleri, toplumsal sorunlara ve ihtiyaçlara sürdürülebilir çözümler üreten, hedef – sonuç odaklı çalışıyor olmaları, şimdiye kadar yürüttükleri çalışmalardan hem niteliksel olarak hem niceliksel olarak anlamlı ve ölçülebilir sonuçlar almaları, Türkiye’de değişime yön vermeleri olarak sıralayabiliriz.

Önümüzdeki süreçte farklı STK’larla çalışacak mısınız?

Merve Aydın: Elbette projeye dahil olan 15 STK ile birlikte yeni sivil toplum kuruluşlarını da STK Danışma Merkezi bünyesine dahil etmeye başladık.

İkinci yıl için planlarınız neler?

Türkiye’de bağış konusu kurumsallaşmış değil. Özünde yardımsever bir toplum olmamıza rağmen henüz STK’ları desteklenecek kanallar arasında görmeye başlamadık. Sosyal Bağış Hareketi olarak, bizler için çalışan, sorunlara kalıcı ve sürdürülebilir çözümler üreten, fayda sağlayan, şeffaf, hesap verebilen, yani güvenilir STK’lara yapılan bağışları artırmayı ve ulaşabildiğimiz herkesin “sosyal bağışçı” olmasını hedefliyoruz. Türkiye’de bu potansiyeli görüyor ve bu potansiyeli harekete geçirdiğimizde hepimizin içinde bulunduğu sivil toplumun güçleneceğine, özgürleşeceğine, içimizdeki umudu büyüteceğine inanıyoruz. Sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirdiği değişimi görünür kılmak ve toplumdaki güven çemberini genişletmek için başlatılan hareket bir sonraki yılın sivil toplum kahramanlarıyla buluşmaya hazır.

Böyle bir oluşumun Türkiye’de olması neden önemliydi? STK’ların gözünden SBH’nin önemini vurgulayalım.

Merve Aydın: Türkiye’de bireysel bağışın alışkanlık haline gelmesini istiyoruz. Bu yüzden her ayın ikinci perşembe gününü Sosyal Bağış Günü ilan ettik. Eriştiğimiz her kişiye mesajımız, her ay, ayda sadece bir kez, küçük bir tutarla sivil toplum kuruluşlarına bağış yapması yönünde. Türkiye’de bireysel bağış kültürü oluşturmaya katkı sağlamak amacıyla her ay bir STK için sosyal medyada yüksek görünürlük sağlayarak ortalama 2 milyon tekil kişiye erişiyoruz.

Küçük bağışlarla büyük farklar yaratmak için her ay, ayda bir kez tavrımızı çözümden yana koyarak duyarlı olduğumuz konularda değişimi tetiklemek için harekete geçebileceğimizi biliyor ve topluma bu çağrıyı yapıyoruz: #birinizhepimiziçin

Sosyal Bağış Hareketi Sosyal Medya Hesapları

facebook.com/sosyalbagishareketi

instagram.com/ sosyalbagishareketi

twitter.com/BagisHareketi

#birinizhepimiziçin

AÇEV’den Kaynak ve İş Geliştirme Sorumlusu Beril Güzeloğlu: ”Sosyal Bağış Hareketi,  farkındalık sağlıyor”

Türkiye’de bireysel bağış bilincini uyandırmak amacıyla MarjinalSosyal ve Facebook iş birliği hayata geçirilen 15 sivil toplum kuruluşunun içinde yer aldığı Sosyal Bağış Hareketi bu ay Anne Çocuk Eğitim Vakfı ile devam ediyor. Vakfın projeleri ve Sosyal Bağış Hareketi hakkında Anne Çocuk Eğitim Vakfı’ndan Kaynak ve İş Geliştirme Sorumlusu Beril Güzeloğlu ile konuştuk.

Anne Çocuk Eğitim Vakfı olarak yürüttüğünüz projeler hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Şu aralar gündeminizde hangi proje bulunuyor?

AÇEV olarak erken yaştaki her çocuğun güvende, sağlıklı, mutlu ve öğreniyor olması için çalışıyoruz. Ülkenin dört bir yanındaki ihtiyaç sahibi çocuklar, anne babalar ve genç kadınlar için bilimsel temelli eğitim programları geliştiriyor ve uyguluyoruz. Eğitim programları ve saha çalışmalarının yanı sıra toplumsal farkındalığı artırmak, bilinç ve destek oluşturmak üzere farkındalık ve savunu faaliyetleri gerçekleştiriyoruz.

Ayrıca, ihtiyaçlar doğrultusunda kurumsal destekçilerimiz ve paydaşlarımızla birlikte program çalışmalarımızı besleyen çeşitli projeler hayata geçiriyoruz.

Sosyal Bağış Hareketi projesinde yer alıyorsunuz. Sizce bu proje neden önemli? Nasıl faydaları var?

Yapılan araştırmaları incelediğimizde Türkiye’de bireysel bağışçılık eğilimlerinin anlık ve dönemlik olduğunu görebiliyoruz. Her bireye stratejik bireysel bağışçılığın önemini anlatmak sivil toplum kuruluşlarının birincil görevi, bu sebeple kat edilecek çok yolumuzun olduğunu görüyoruz. Dijital iletişim mecralarının giderek önem kazandığı ve geliştiği bir dönemde olduğumuzu düşünerek Sosyal Bağış Hareketi 14 sivil toplum kuruluşuyla birlikte hareket ederek çok anlamlı ve uzun vadede bir o kadar da etkin olacağına inandığımız bir oluşuma imzasını atıyor. Sivil toplum kuruluşlarının iletişim bütçelerinin kısıtlı olduğu bir yapıda 14 sivil toplum kuruluşunun bir arada tek bir oluşumu desteklemesi, güçlerinin birleşmesi sağlam temelli bir hareketin başlangıcı olarak görüyoruz. Sosyal Bağış Hareketi’yle doğru stratejiyle başladığımızı düşünüyoruz. Dolayısıyla kaynak yaratmanın yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanları ve güncel projeleri konusunda da geniş kitlelerde farkındalık sağlıyor.

Türkiye’de bireysel bağışı artırmaya yönelik neler yapıyorsunuz? Bu konudaki görüşleriniz neler?

Bireysel bağışçılık adına özel sektörün iletişim kanalları, insan kaynağı gücünü önemseyerek yaptığımız her iş birliğinde faaliyetlerimizin bireylere duyurulması kurgusu üzerinden yola çıkıyoruz.

Sadece bilgilendirmekle kalmayıp bireyleri aksiyona çağırdığımız Adım Adım oluşumuyla yardımseverlik koşularında kampanyalarımızı duyurmak ve fon yaratmak için koşuyoruz. https://ipk.adimadim.org/nonprofit/view?id=20395

Bireylere daha basit kanallardan ulaşabilen Yuvarla.com gibi yeni girişimlerle iş birliklerine imza atıyoruz. https://yuvarla.com/

Yapılan araştırmalarda bugüne yapılan 1 TL’lik yatırımın uzun vadede 7 TL olarak topluma kazanım sağlayacağı çıktısından yola çıkarak; doğum günü, spor etkinlikleri ve bunun gibi özel etkinlikler için ya da birkaç arkadaş bir araya gelerek hazırlayacağı kampanyalarını çevrelerine duyurarak bağışa çağrıyla kaynak yaratma kanalını genişletmeye duyurmaya çalışıyoruz. https://fonzip.com/acev/kampanya

Yeni kurulan sivil toplum kuruluşlarına önerileriniz olur mu?

Kaynak yaratma ve iletişim alanları söz konusu olduğunda; veri temelli ve insan odaklı iletişim, bireysel ve kurumsal bağışçılara karşı şeffaflık ve hesap verebilirlik kriterlerine uyum.

Gündeminizde olan İlk İş Babalık Kampanyanızdan bahsedebilir misiniz?  Bu kampanyayla nasıl bir fayda sağlamayı amaçlıyorsunuz?

1996 yılından bu yana babaların çocuklarının bakımında sorumluluk üstlenmeleri, çocuklarıyla demokratik bir ilişki kurmaları ve çocuklarının gelişimlerini etkin bir şekilde desteklemeleri için Baba Destek Programı’nı uyguluyoruz. Program kapsamında bugüne kadar 60 binden fazla babaya ulaştık.

Bu süreçteki deneyimlerimiz bize ailede, mahallede, arkadaş çevresinde, iş yerinde ilgili babalık için destekleyici ortamların kurulmasının önemini gösterdi ve İlk İş Babalık sloganımızla ilgili babalığı destekleyecek ortamların güçlenmesi için bir kampanya başlattık. Türkiye’de ilgili babalık konusunun benimsenmesi ve yaygınlaştırılması amacıyla döneminde hayata geçirdiğimiz İlk İş Babalık kampanyası çerçevesinde; panel, sergi, özel sektör buluşması, sosyal medya iletişimleri gibi farklı etkinlik ve kurgular düzenledik. Kampanya boyunca, farklı illerde AÇEV’in Baba Destek Programı’na katılmış olan babaların desteğiyle birlikte yürüyüş, uçurtma şenliği, oyun vb. aktivitelerle ilgili babalık mesajlarımızı yaygınlaştırdık.

İlk İş Babalık kampanyasının iletişim çalışmaları basın yoluyla 2.5 milyon, sosyal medya yoluyla ise 5.5 milyon kişiye ulaştık. Hedefimiz, ilgili babalığın önemine inanan herkese mesajlarımızı ulaştırmak ve ilgili babalık davranışlarını yaygınlaştırmak.

Yakın zamanda hayata geçireceğiniz yeni bir proje fikriniz var mı? Varsa projenin amacından ve yararlarından bahsedebilir misiniz?

Bu yıl da ilgili babalık mesajlarımızı farklı platformlarda yaygınlaştırmaya devam edeceğiz. Ayrıca yine ilgili babalık zeminini koruyarak, kadına yönelik şiddetle mücadeleye erkeklerin de dahil edilmesini hedefleyen bir kampanyayı hayata geçirmeyi hedefliyoruz.  Ailelere yönelik olarak; çocuk gelişimi ve anne-babalık becerileri konusunda bilgi alabilmeleri hedefiyle geliştirdiğimiz İlk6Yıl mobil uygulamamızı da yeni tasarımı ve içerikleriyle güncelliyoruz. Ücretsiz uygulama, yeni yüzüyle çok yakında iOS ve Android platformlarında yerini alacak.

 

 

KAÇUV Kurumsal İletişim Koordinatörü Füsun Aymergen: ”Ailelere umut aşılamak istiyoruz”

 

2000 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Servisi’nde çocukları tedavi görmekte olan aileler ile hekimlerin bir araya gelmeleriyle kurulan KAÇUV, kanserli çocuklar için faaliyetlerini sürdürüyor. KAÇUV Kurumsal İletişim Koordinatörü Füsun Aymergen, KAÇUV’un faaliyetlerini ve vakıf hakkında merak edilenleri anlattı.

2017 yılında KAÇUV neler yaptı? Hangi projeleri hayata geçirdiniz?
2017 senesinde bir aylık bir kampanya olarak başladığımız Kaç Kutu Kampanya projemiz kapsamında hazırlanan Umutlu Kutuları yedi hastane, dokuz serviste  bin 495 aileye ulaştırdık. Dokuz hastanede hasta yakınlarına ve hastane personeline teslim ettiğimiz kutularımızın içinde çocuklar için gıda ürünlerinden hijyen ürünlerine ve kırtasiye malzemelerine kadar çeşitli ürünler bulunuyor. Kutularımızı da şu anda her ay dokuz hastaneye dağıtıyoruz. İstanbul’a tedavi için gelen ailede babalar işini kaybediyor. Biz de “babaların istihdam edilmesi için ne yapabiliriz?” düşüncesinden yola çıkarak Ford Otosan desteğiyle 2017’de Umut Kafe’yi hizmete açtık. Bir mobil aracı kafeye dönüştürdük. Nisandan beri hizmet vermeye başlayan Umut Kafe’de birbirinden farklı 31 merkezde 31 anneye iş imkanı sağladık. Açıldığından bu yana hem alışveriş merkezlerinin önünde hem de birtakım iş birliği yaptığımız kurumların bahçesinde hizmet verdi. Umut Kafemizin içinde çaydan kahveye ve içeceklere, anneler tarafından hazırlanan kek, poğaça, börek gibi küçük atıştırmalıklara kadar birçok ürünümüz var. Mobil kafemizde çocukları tedavi gören babalar hizmet sunuyor. Aynı zamanda anneler de el becerileriyle atıştırmalıkları hazırlayarak satışını gerçekleştirmemizi sağlıyorlar. İlk defa Aile Evi’nde kalan ailelerimiz buradan para kazanarak, ekonomilerine de katkı sağlamış oldular. İlk aile evimizi Cerrahpaşa’da 2012 senesinde hizmete açmıştık ve 2012’den beri ailelere 14 odalı ücretsiz konaklama hizmeti sunuyoruz. Açılan Aile Evimizde ise 2012-2017 yılları içinde 652 kişi konakladı. Aile Evimiz, tamamen şehir dışından gelip tanı aldıktan sonra kalacak yeri olmayan ailelere ücretsiz konaklama hizmeti sunduğumuz bir merkez. Son bir buçuk yılda özellikle Avrupa Yakası’nda tedavi gören ailelerden Aile Evlerimizde konaklamaları için çokça talep aldık. Onların ihtiyaçlarına karşılık vermek için Anadolu Yakası’nda da yeni bir aile evi kurmak gerekiyordu. Nihayet 2017 yılının mart ayında ikinci aile evimizin arazisini aldık ve şu anda da hafriyat çalışmaları başladı. Atölyelerinden bilişim odalarına, hastane sınıfı dediğimiz sınıf birimimize, psikososyal görüşmelerimizin yapılacağı psikolog odalarımıza kadar birçok sosyal alanın olacağı daha fazla aileye destek olabileceğimiz altı katlı 22 odalı yeni Aile Evimizi 2018’de hizmete açacağız.

Aynı zamanda 2016 senesinde başladığımız psikososyal desteklerimiz de devam ediyor. Böylelikle anne babalara ve çocuklara yönelik olarak paylaşım toplantıları gerçekleştiriyoruz. İki uzman psikoloğumuz Aile Evi’nde görev alıyor. Uzmanlar, her hafta düzenli olarak hem tek tek hem de toplu görüşmeler yapıyorlar. Çocukların ve ailelerin en çok ihtiyaç duyduğu psikosyal desteği de onlara sunmuş oluyoruz. Aynı zamanda Aile Evi’ndeki ailelerimizle birtakım sosyal çalışmalar yapıyoruz. Hasta çocuklarımızın eğitimlerine katkı sağlıyoruz. Aile Evimizin içinde bir hastane sınıfımız var. Hastane sınıfımızda gönüllü öğretmenlerimiz ve uzman öğretmenlerle eğitimlerine devam ediyorlar. Çocuklarımız eğitim sonrasında karne alarak sınıfı geçiyorlar. Onlarla çeşitli kültür turları ve etkinlikler düzenliyoruz. Çocuklarımız tedavilerini devam ettirirken onlarla birlikte motivasyon etkinlikleri düzenlemeye gayret gösteriyoruz.

2017 senesi boyunca tüm hastaneler ve Aile Evi’nde gönüllerimiz hep yanımızdaydı. Altı gönüllü eğitimi ve 150 gönüllü adayı toplantılarımıza katıldı. 26 vakıf tanıtım toplantısı düzenledik, bin 226 kişiyle buluştuk. 24 farklı hastanede 2 bin 889 çocuğumuza hediyeler dağıttık. Dokuz hastanede bin 20 çocuğumuzla doğum günü kutlaması gerçekleştirdik. Sekiz hastanede 379 çocuğumuzla tematik aylık özel etkinlikler düzenledik. 26 farklı hastanede bin 820 çocuğumuzla kutlama yaptık. Yeni tanı konulan 730 çocuğa hoş geldin hediyelerimizi verdik.

KAÇUV’un amaçları arasında kanserle mücadele için uygun bir tedavi ortamının yaratılması ve sürdürülebilirliğin sağlanması yer alıyor. Uygun tedavi ortamı ve bunun sürdürülebilirliğinin sağlanması için neler yapıyorsunuz?
Öncelikle hastane servislerini yeniliyoruz. Çocukların tek tek veya iki kişilik odalarda kalabilmesi için gayret gösteriyoruz. Hastane oyun odaları sayesinde günün bir kısmını gönüllerimizle birlikte oyun alanında geçiriyor. Çocuklarımız oyunla eğleniyor, unutuyor ve deşarj oluyor. Bu sürede sadece hastalıkta sağlık personelini ve ailesini görebiliyorken bizim gönüllülerimizle farklı paylaşımlar yaşıyor ve küçük bir çare gibi de olsa aslında kendi bilinmezliğine bir çare yaratmış oluyoruz. Çocuklarımızın var olduğu her ortamı onların dostu haline getirmeye çalışıyoruz. Bunu sadece fiziksel olarak değil psikolojik ve duygusal olarak da yaratmaya çalışıyoruz. İki psikoloğumuzla tüm hastanelerde tedavi boyunca çocuklarla bir araya gelip onlarla yine görüşmeler yapıyor, tedavi sırasında da çocuklarımızı duygusal anlamda güçlendirmeye çalışıyoruz.

Derneğin genel faaliyetlerini anlatabilir misiniz?
KAÇUV olarak üç ana alanda destek olmaya çalışıyoruz. Birincisi; çalıştığımız hastanelerde gönüllü desteğiyle çocuklarımızın bilişsel becerilerini geliştirecek ve sosyal yönden onları kuvvetlendirecek atölyeler düzenliyoruz. Hastanelerde şu anda Oyun Benim İlacım, Çocuk Kaşifler Sanal Dünyada ve Sanatla Renk Kat projelerini yürütüyoruz. Üç projemizin de içerikleri uzmanlar tarafından geliştirilirken, ilk yıllarında İstanbul Kalkınma Ajansı tarafından desteklendi. Projelerimizle amacımız çocuğun içinde bulunduğu kaygı ve korku dönemini yıkmak, tedaviye uyum göstermesi, eğitimini sürdürmek ve onların akranlarından çok geriye düşmemelerini sağlamak. Şu anda yaklaşık bin 94 gönüllümüz var. Bunların yaklaşık 600’e yakını aktifleşti. Şu anda bütün hastanelerde 600’e yakın gönüllülerimiz çocuklarımızla buluşarak bu projelerimizi hayata geçiriyor. Aynı zamanda Aile Evi’nde aileye ve çocuğa konaklama hizmeti sunuyoruz. Bütün topluma; çocuk çağı kanseri vardır, bu kanserden korkmamak gerekir, artık grip kadar yayılacak bir hastalıktır, sadece erken tanı koyulmalı ve doğru tedavi merkezine ulaşılmalı konularında dikkat çekici farkındalık çalışmaları yapıyoruz. Uzun zamandır hastanelerde oyun odaları kuruyoruz. Aynı zamanda hastanelerin polikliniklerinin ve çocuk servislerinin yenilenmesini üstleniyoruz. Bu kapsamda Dokuz Eylül Hastanesi servisini ve Ok Meydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin servisini yeniledik. Hastane sınıfları kuruyoruz. Böylelikle hasta çocuklarımızın tedavi süresince eğitimlerinin devam etmesine gayret gösteriyoruz. Ok Meydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Cerrahpaşa ve Aile Evimiz de hastane sınıfımız var. Bir yandan da hastanelerimizin yine kendi iç medikal ihtiyaçlarına destek oluyoruz.

Aile Evi’nde kalacak aileleri nasıl belirliyorsunuz?
Aslında biz belirlemiyoruz. Bağlantıda olduğumuz İstanbul’daki üniversiteler ve Devlet Hastanelerindeki hekimler aracılığıyla bize ulaşıyorlar. Bizim için önemli kriterler ailenin İstanbul dışından gelmesi, ekonomik olarak yetersiz durumda olması ve sadece kanser tanısının koyulması. Sadece çekirdek ailenin bizde kalıp bu süreyi en iyi şekilde geçirmesini sağlıyoruz.

Gönüllü olmak isteyenleri neye göre belirliyorsunuz? Gönüllülük kriterleriniz neler?
18 yaşını doldurmak başvuru için yeterli bir kriter. Gönüllü formumuz var web sayfamızda. Bu gönüllü formunu dolduran kişileri tanıtım toplantısına davet ediyoruz. Vakıf tanıtma toplantısına katılan gönüllü adaylarımızı daha sonra gönüllü eğitimlerimize davet ediyoruz. Her iki ayda bir iki tam gün gönüllü eğitimimiz bulunuyor. Bu iki tam tur gönüllü eğitimimizde hasta çocukla çalışmayı, projelerimizi, yaptığımız faaliyetleri uygulamalı olarak anlatıyoruz. Hem hastane etkinlik sorumlularımız hem de uzman psikologlarımız ve farklı pedagoglarla bu iki günlük eğitimimizi tamamlıyoruz. Bu iki günlük eğitimden sonra gönüllülerin hangi alanlarda destek olabileceklerini düşünmeleri gerekiyor. Bizim için her şeyden önemlisi gönüllüğün sürdürülebilir olması lazım. Süresiz olarak, günler, yıllar, aylar boyunca gönüllü olmak. Çocukların ailesinden, sağlık personelinden sonra en çok bağlandığı kişi gönüllüler. Dolayısıyla gönüllünün gelip gitme saatleri ve hastanede gösterdiği istikrar onu çok yakından etkiliyor. Bir gizli akit var diyebiliriz aramızda. Eğitim aldıktan sonra gönüllülerimiz düzenli olarak bizim gösterdiğimiz süre boyunca Aile Evlerimizde ve hastanelerde çocukla buluşmaya başlıyor.

Kamuoyunda kansere karşı farkındalık oluşturmak için neler yapıyorsunuz?
Kanser maalesef herkes tarafından korkuyla yaklaşılan bir hastalık. O yüzden hep şunu belirtmeye çalışıyoruz: Kanser grip kadar yaygın bir hastalık. Siz görmüyor ve duymuyor olabilirsiniz ama çocuklar kanser oluyorlar. Seminerler düzenlemeye çalışıyoruz. Yayınlar hazırlamaya çalışıyoruz. 15 Şubat’ta Çocukluk Kanser Günü’nü sahiplenip bugüne özel farkındalık yaratmaya gayret gösteriyoruz. Bilbordlarda göstermeye ve metrolar içinde videolarımızı yayınlatmaya çalışıyoruz. İnsanlara bu hastalık var ama umutlu olmak lazım gibi farkındalık sağlamaya çalışıyoruz.

Şu an gündemde olan projeniz var mı? Varsa detaylarını anlatabilir misiniz?
Şu an gündemde olan en önemli projemiz ikinci Aile Evimiz. Büyük bir inşaat çalışması yapıyoruz. Gençlerle buluşuyoruz onları hem gönüllü olarak bünyemize katmak istiyoruz hem de gençler arasında da kansere karşı farkındalık yaratmaya gayret gösteriyoruz. Hastanelerdeki çalışmalarımız devam ediyor.

Oyun Benim İlacım projesi, Sanata ve Hayata Renk Kat, Çocuk Kaşifler Sanal Dünyada projelerinin detaylarını anlatabilir misiniz?
Oyun Benim İlacım 2013 senesinden beri hastanelerde sürdürdüğümüz bir proje. Üç ayrı yaş kategorisinde bilişsel becerileri geliştirici faaliyetler var ve yaş gruplarına özel kitapçıklar hazırladık. Bu kitapçıkların içinde de oyun yönergelerimiz var. Gönüllümüz Oyun Benim İlacımı uygulamaya başladığında hangi yaş kategorisinde, hangi çocukla, hangi oyunu oynayacağını günbegün biliyor. Üstelik bu oyunların ne şekilde tertiplenmesi gerektiğini, ne şekilde yapılması gerektiğini de gönüllümüz bu kitaplar aracılığıyla öğreniyor ve yapmaya gayret gösteriyor. Oyunlarla çocuklarımızın zihinsel ve el becerilerini geliştirmeyi amaçlıyoruz.

Hastanede çocuklar çok fazla telefon ve tabletle uğraşıyorlar. Biz de bu süreyi nasıl verimli kılabiliriz diye düşünürken Çocuk Kaşifler Sanal Dünyada adlı uzaktan eğitim portalımızı kurduk. Portalımızla, Oyun Odası’na gelemeyen biraz daha durumu ağır olan çocuklarımız ve ağır olmasa bile çocuklarımızın uzaktan eğitimle de becerilerini artırmayı amaçlıyoruz.

2017 yılında hayata geçirdiğimiz ve bu sene de devam ettireceğimiz Sanata ve Hayata Renk Kat projesinde sanat terapileriyle çocuğun içinde bulunduğu duygusal çöküntüyü sağaltmayı amaçlıyoruz. Resimle, şarkıyla, egzersizle, nefes egzersizi ve masaj egzersiziyle terapi yöntemleriyle çocuğun içinde bulunduğu kaygıyı azaltmak için projemizi hayata geçirdik.

Ünlülerle iş birliği yapıyor musunuz?
Ezgi Mola kamu spotumuzda bize destek oldu. Zaman zaman çeşitli günler dahilinde buluşmalar yapıyoruz ama bir ünlü yüzümüz yok. Farklı farklı çeşitli çalışmalarda bir araya geldiğimiz ünlü isimler oluyor.

İş birliği yaptığınız markalar var mı?
Yayınlarımızı genellikle okulların çeviri ve baskı konusunda destekleriyle çıkarmaya çalışıyoruz. Garanti Factoring, Umutlu Kutulara geçen seneden beri destek oluyor. Dell EMC, İzmir Dr. Behçet Uz hastanesinin bütün tadilat, tefriş masraflarını üstlendi. Nehir çok küçük yaşta kaybettiğimiz bir çocuğumuz ve onun ailesi de hem onun adını yaşatmak hem de bağış mekanizması geliştirmek için İstanbul Teknik Üniversitesi’nin bahçesinde 3 buçuk kilometrelik Nehrin Adımları adlı koşu organizasyonu yapıyor. Bir katılım ücreti oluyor ve bu katılım ücretinden toplanan gelirle de fayda sağlamaya çalışıyoruz. Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi’nin Oyun Odasını ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nin mutfak tadilatı ve çocuk oyun odasının tadilatını ve teşrifini Nehrin Adımları organizasyonuyla sağladık.

UPS iş birliğiyle bu alanda farkındalık sağlamak için 20 bin tane broşür hazırladık ve Aile Evimizin sürdürülebilirliğini desteklediler. Çocuklar ilk yatış alırken hastanede çocuğa hediye ettiğimiz hoş geldin kitimiz var. Çocuğun bir anda ne olduğunu bilemeyeceği bir koridordan geçerken ona tatlı bir karşılama yaşatmak istiyoruz. İçinde kırtasiye ürünlerinden ağız bandına, saçları döküldüğünde başına takabileceği saç bandından kemoterapi aldığında üzerine örtebileceği çocuk battaniyesine ve katater takıldığında kolunu rahatlatabileceği bir bilek yastığına sahip olan kitimizi UPS ile hazırladık.

Ford Otosan’la mobil kafemizi işletiyoruz. Kuveyt Türk her sene bizim için 23 Nisan’da bir kampanya düzenliyor. Bu kampanya sayesinde de ikinci Aile Evimizin arazisinin satın alınmasını sağladık. Mapfre, çocuk kanseriyle ilgili olarak ailelerin en temel bilgiye ulaşmasını sağlamak üzere hazırladığımız Çocuk Kanseri Bilgi Ağacı portalımızın destekçisi oldu.

Çocuk kanseriyle ilgili internette kirli bilgiler var. Çocuğa tanı konulduğunda ailelerin ilk olarak internetten arama yapıyor ve bütün olumsuz bilgiler ailenin bir anda karşısına çıkıyor. Bunu biraz değiştirelim istedik. Bizim ismimizin içinde umut var ve ailelere de umut aşılamak istiyoruz. Aileye temiz bilgi ulaşsın ve onlar da çocuklarına nasıl daha faydalı olabileceklerini öğrensinler istedik.

İnsanları KAÇUV’un modern kahramanları olmaya davet ediyorsunuz. Bundan bahsedebilir misiniz?
Givin’in üyelerinden birisiyiz. Givin’de ürününü vakıf yararına satışa çıkaran kişileri buluşturmaya gayret gösteriyoruz. O yüzden buna bir Modern Kahramanlık diyoruz. Ürün oradan satışa çıkarıldığında satışı oluyorsa bir çocuğun umudunu yaratarak destek olmuş oluyorsunuz.

Yakın zamanda yeni bir proje hayata geçirmeyi düşünüyor musunuz?
Bir şehir dışında ve şehir içinde hastane sınıfı kurmak istiyoruz. Bunun için İstanbul Kalkınma Ajansı’ndan destek isteyeceğiz. Bir de Aile Evi’ndeki hastane sınıfımızın tadilatını gerçekleştirmek istiyoruz. Şu anda bütün önceliğimiz ikinci Aile Evimizin inşaatı ve birinci Aile Evimizin sürdürülebilirliği. Bunun dışında hastanelerdeki bütün projelerimiz devam edecek. Aynı zamanda hastane personelinin eğitimlerine de destek sağlıyoruz. Düzenlenen kongreye katılmaları, özellikle hemşire eğitimlerinin devam ettirilmesi için onlara destek oluyoruz. Aslında bütün projelerimizi bu sene de sürdürmek esas hedefimiz. Bir çocuk durumu raporu hazırlıyoruz, bunun hayata geçmesi için çabalıyoruz. Hangi şekilde kaç çocuk tedavi görüyor, hangi tanıyı alıyorlar ve nasıl sonuçlar alıyorlar? Yani alt kırılımlı bir durum raporu hazırlamak istiyoruz. İzmir, İstanbul ve Bursa’da çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu sene İzmir ve Antalya’da temsilcilikler açmayı istiyoruz.

Çocuklara girişimcilik ruhunu aşılayan akademi

Çocukların ve gençlerin içindeki girişimcilik ruhunu ve potansiyelini ortaya çıkarmak için özgüven aşılayarak, interaktif girişimcilik eğitimleri veren Minorpreneurs’nun kuruluşunu ve bugüne uzanan hikayesini Minorpreneurs’un kurucu ortağı Ahmet Yağız Aktaşlıoğlu anlattı.

Minorpreneurs’un kuruluş hikayesini anlatabilir misiniz?
Üniversitede şu anki ortağım İlker Elal’la tanıştım. Birlikte birkaç girişimde yer aldık ve girişimler kurduk. Bizi etkileyen Sir Ken Robinson’nun Okullar Yaratıcılığı Öldürüyor isimli konuşması olmuştu. Okulun yaratıcılığı öldürdüğünü düşündüğümüz için girişimciliği çocuk yaşlardan başlatmalıyız diye karar aldık. “Neden çocuklar büyüdükçe yaratıcılıkları kayboluyor?” konusunda iki yıllık bir araştırma sürecine girdik. Minorpreneurs böyle hayata başladı.

Minorpreneurs’un amacı nedir?
Minorpreneurs’un ana amaçları; nitelikli eğitimi en inovatif, en çağa uygun, en iyi şekilde kişiselleştirerek çocuklara verebilmek ve onların özgüvenlerini yüksek tutarken de, potansiyelleri doğrultusunda yönlendirebilmektir. Bu doğrultuda 7-9 yaş arası için Minor, 10-13 yaş arası için Medio, 14-17 yaş arası için Major eğitim modellerini uyguluyoruz.

Bu eğitim modellerinde hangi eğitimleri veriyorsunuz ve bu eğitim modelleri arasındaki farklılıklar neler?
Minor eğitim modeli tamamen oyun temelli eğitime dayanıyor. Ayrıca hayatın kendisinin bir girişimcilik olduğunu çocuklara en doğru şekilde vermek amacıyla bu doğrultuda projeler geliştiriyoruz.

Medio eğitim modelinde,  hem çocuklara Minor modeli içeriklerini aşılıyoruz hem de çocukların doğru yolu seçmesi ve vizyonlarını geniş tutmaları için gelecek farkındalığı yaratmaya çalışıyoruz.

Major eğitim modelinde ise girişimciliği yüksek ölçüde vererek birer startup kurmalarını sağlıyoruz. Tüm eğitim modellerimizde de geçerli olmak üzere bütün çocuklarımızın ulaşmak istedikleri hayallere doğru onlarla daima el ele yürüyoruz.

Eğitimler dışında etkinlik veya başka projeler yapıyor musunuz?
WebSummit Türkiye elçisiyiz, WebSummit’in tanıtımı için etkinlikler düzenliyoruz. Globalde başarı getireceğine inandığımız blockchain tabanlı yapay zeka sistemli iki ayrı proje üstünde ilerliyoruz. Şubat ayında iki projenin de duyurularını yapacağız.

Eğitim verdiğiniz öğrencilerden kendi girişimlerini hayata geçiren var mı?
Minorpreneurs Fellowları birçok güzel projeye imza attı. Örnek vermek gerekirse öğrencilerimiz tarafından geliştirilen Lookater kapsamında, alzheimer hastalarının kaybolmalarını önleyen giyilebilir cihaz yapıldı. PIRA girişiminde, ihtiyaçlara göre kişiselleştirilebilir modüler drone geliştiriliyor. Atina.io girişimi ise kişiselleştirilebilen bir proje yönetim aracı. Compocket, elektronik laboratuvarlarında kullanılan ölçüm cihazlarını bilgisayar tabanlı ve mobil uyumlu hale getirerek çok daha etkili bir ölçüm deneyimi sunmayı hedefleyen bir donanım-yazılım projesi. Compocket girişimiyle öğrencilerimiz Türkiye’de iki yarışmada birinci, Almanya’da ise Berlin Betapitch’de dünya şampiyonu oldular. Son dönem büyük ilgi odağı haline gelen blockchain ve kripto paralar üzerine çalışan fellowlarımızdan biri ise kripto paraların analizini en doğru şekilde yapabilen ve bizler için en doğru alış ve satış yapabilen Cobotion isimli girişimi kurdu. Bunlar gibi birçok farklı girişime desteğimiz devam ediyor ve bu girişimlere her an yenileri ekleniyor.

40 yıla 40 başarı hikayesi

Geçtiğimiz ekim ayında 40’ıncı yılını kutlayan WWF-Türkiye, doğal yaşam alanlarını ve tehlike altındaki türleri korumak için çalışıyor. WWF-Türkiye’den Doğa Koruma Direktörü Dr. Sedat Kalem’le 40 yıl temalı bir röportaj gerçekleştirdik.

40 yılda WWF-Türkiye olarak neler yaptınız?

WWF-Türkiye olarak 40 yıldır farklı alanlarda yürüttüğümüz onlarca proje ve etkinlikle en az 40 başarı hikayesi yazdık. 40’ıncı yıl gecemizde de “40 Yılda 40 Başarı Sergisi” ile bu hikayeleri paylaştık. Başta tehlike altındaki altı tür (kelaynak, caretta caretta, yeşil deniz kaplumbağası, kardelen, saz kedisi, orfoz) olmak üzere çok sayıda türün doğal yaşam alanında varlığını sürdürmesini sağladık. Çünkü kilit türlerin yok olması, temsil ettikleri ekosistemlerin temel taşlarının yerinden oynaması anlamına geliyor.

Türü korumak aslında onun yaşadığı alanın korunmasından geçiyor. Bu sebeple 20 alanın, milli park, tabiatı koruma alanı gibi çeşitli yasal statülerle koruma altına alınmasını, sekiz sulak alana ise uluslararası önemde sulak alan (Ramsar) statüsü kazandırılmasını sağladık. Türkiye’de esaret altında ayı oynatma geleneğinin son bulması ve Kaş’taki yunus parkının kapatılması gibi başarılarda da önemli payımız oldu.

Bunların yanında, Türkiye’nin çeşitli bölgelerine 5 binden fazla çiftçiye sürdürülebilir tarım eğitimi verdik. Konya Havzası’nda 1.4 milyar litre suyun tasarruf edilmesini sağladık.

Şu an vakfın gündeminde neler var ve yapacağınız projelerden nasıl bir yarar sağlamayı hedefliyorsunuz?

Şu an gündemimizde hayata geçirmek için sabırsızlandığımız beş yeni projemiz var. 40’ıncı yıl gecemizde bu projelerin tanıtımını gerçekleştirdik. Doğa Öncüleri adını verdiğimiz eğitim programı, Kaş-Kekova’da deniz çayırlarının korunması, Büyük Menderes Havzası’nda kirliliğin önlenmesi, plastik atıkların azaltılmasıyla ilgili bir kampanya ve akıllı tarım uygulamaları gündemimizdeki yeni konular.

Doğa Öncüleri eğitim programıyla teknoloji çağında yetişen çocuklarımızı doğayla buluşturmak ve kaynaştırmak istiyoruz. Doğanın karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümü için sorumluluk alan, aktif vatandaşlık bilinci gelişmiş yeni bir kuşak yaratmayı hedefliyoruz.

Programın ilk aşamasında bir ildeki 10 okul, sonraki her sene yedi ildeki 50 okul olmak üzere üç yılın sonunda 17 ildeki toplam 110 okulda çalışmalar yapacağız. Sonraki iki yıl içinde ise devlet okulları ve özel okullarda ortaokul ve lise seviyesindeki 3 bin öğrenciye ulaşarak, kuracağımız teknoloji altyapısı ve destek hizmetleriyle 120 bin öğrenciyi doğayla buluşturarak Doğa Öncüsü haline getirmeyi hedefliyoruz.

Denizlerin oksijen kaynağı olarak bilinen, denizleri berraklaştıran, kıyı erozyonunu önleyen, su altındaki milyonlarca canlının üremesi ve beslenmesi için gerekli ortamı sunan deniz çayırları, Kaş-Kekova gibi turistik bölgelerde çok sayıda teknenin demir atması sebebiyle ciddi bir tehdit altında.

Deniz çayırlarını ve barındırdığı canlı yaşamı korumak için 2004 ve 2009 yıllarında Kaş deniz koruma alanı içerisindeki 10 dalış noktasına 10 şamandıra yerleştirdik. Bu sayede artık tekneler demir atmak yerine şamandıraya bağlanıyor ve deniz tabanını tahrip etmiyor. Ancak bu sayı çok yetersiz; şamandıra sistemini tüm alanda hayata geçirmek için toplam 100 şamandıra yerleştirmemiz gerekiyor. Proje kapsamında toplanacak kaynakla maksimum sayıda şamandıranın Kaş-Kekova Deniz Koruma Alanı’na yerleştirilmesini ve deniz çayırlarının korunmasını sağlamayı hedefliyoruz.

Büyük Menderes Nehri ve etrafındaki havza, tarımsal üretim için olduğu kadar, barındırdığı biyolojik çeşitlilik, ekosistem hizmetleri ve korunan alanlarıyla çarpıcı bir coğrafya. Havzanın bu niteliklerinin korunması ve sürdürülebilirliği için nehirden akan suyun yeterli ve temiz olması kilit önem taşıyor. Oysa bugün nehrin suları deri ve tekstil sanayinin atıkları ve sulak alanlar etrafında yapılan aşırı tarımsal ilaç ve gübre kullanımından ötürü had safhada kirleniyor.

Dünyadaki toplam sayısı yalnızca 4 bin 500 olan tepeli pelikanlar 1950-1960’lı yıllarda ülkemizdeki 17 farklı sulak alanda üremekteyken Büyük Menderes Deltası artık bu türün son sığınaklarından biri olarak kaldı. Türkiye’de toplam üreyen nüfusu 340 çift olan B. Menderes deltasının bu önemli sakininin varlığını sürdürebilmesi için su kalitesinin iyileşmesi şart. Bunu sağlamak amacıyla, proje kapsamında nehirdeki su kirliliğinin önüne geçmek için havzada faaliyet gösteren sanayi kuruluşlarının temiz üretime geçmesini ve havza çevresinde yapılan pamuk tarımındaki kimyasal ilaç kullanımını kontrol altına alınarak iyi pamuk uygulamasının yaygınlaştırılmasını sağlamaya çalışacağız.

Dünya çığ gibi büyüyen bir plastik sorunuyla karşı karşıya olduğu için çalışma alanlarımızdan birisi de plastik atıklar. Okyanuslara her yıl 8 milyon ton plastik atık boşalıyor. Türkiye plastik üretiminde Avrupa ikincisi dünya yedincisi. Türkiye’deki kişi başına plastik tüketimi 50 kgla dünya ortalamasının neredeyse iki katı. Geri dönüşümde de kat etmemiz gereken çok mesafe var. Türkiye’de PET şişe geri dönüşüm oranı yalnızca yüzde 50 iken, dünya lideri Almanya’da bu oran yüzde 93,6.

WWF-Türkiye’nin hedefi, özellikle plastikteki kullan-at alışkanlığının değiştirilmesine odaklanarak hem ortaya çıkan atığı azaltmak, hem de tüketilen plastiğin geri dönüşüm oranlarının artmasını sağlamak. Bu amaçla, bir yandan özel sektör ve kamu kurumlarıyla, diğer yandan sivil toplum, bilim dünyası ve tüketicilerle birlikte çalışacağız. Bunu gerçekleştirirken de WWF’in uluslararası ölçekteki bilgi birikimi ve deneyimi bize yol gösterecek.

Hava, su, toprak gibi yaşamak için ihtiyacımız olan en değerli kaynaklarımızı en çok kullanan sektörlerden biri de tarım sektörü. Türkiye yüzölçümünün yaklaşık üçte biri tarım arazisi ve ülkemizdeki tatlı su miktarının yüzde 79’u da bu arazileri sulamak için kullanılıyor.

Bu nedenle, WWF-Türkiye olarak son yıllarda sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılmasını gündemimize aldık. Modern sulama teknikleriyle boşa harcanan suyun önüne geçmek için Konya Havzası’nda; biyolojik mücadele yöntemleriyle aşırı tarım ilacı ve gübre kullanımını durdurmak için Eğirdir Gölü çevresinde çalışmalar yaptık; birtakım olumlu sonuçlar ve tespitler elde ettik. Geliştireceğimiz “akıllı tarım” projeleriyle, Türkiye’nin farklı bölgelerinde farklı sektörlerdeki çiftçileri teknolojiyi kullanarak bilgilendirmeye, modern sulama tekniklerine ve sürdürülebilir tarım uygulamalarına geçiş yapma yönünde teşvik etmeye devam edeceğiz. Geleceğimiz için, temiz toprak ve temiz su için.

Bundan sonra neler yapacaksınız ya da neler yapmayı düşünüyorsunuz?

WWF-Türkiye olarak kendi geliştirdiğimiz ve yürüttüğümüz projelerin yanı sıra ülkemizin biyolojik çeşitliliği ve doğal değerlerinin korunmasına yönelik yerel STK projelerine de destek veriyoruz. Bu amaçla 2010 yılında başlattığımız bir kampanyayla Türkiye’nin Canı Hibe Programı’nı kurduk. Bireylerin ve kurumların bağışlarıyla oluşturulan kaynak, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde doğa koruma konusunda faaliyet gösteren yerel sivil toplum projelerine katkı sağlıyor. 2011 ve 2014 yılında gerçekleştirdiğimiz iki dönemde toplam 10 projenin hayata geçirilmesini sağladık.  Bu yıl başlattığımız üçüncü dönemde ise üç proje destek almaya hak kazandı. Bu projelerden biri Kars’ta kadife ördeklerin korunmasını, ikincisi Marmara Denizindeki mercanların restorasyonunu, diğeri ise ve Akdeniz’deki deniz memelilerinin korunmasını amaçlıyor.

“Temel misyonumuz kadın”

Kadınların ekonomik, sosyal, politik alanlarda güçlenmesini amaçlayan Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı, 1986’dan beri çalışmalarını sürdürüyor. Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı Genel Koordinatörü Didem Demircan ile derneğin faaliyetleri, amaçları ve uygulayacakları projeleri konuştuk.

 KEDV’in kuruluşundan bahsedebilir misiniz?

1980’li yılların ortalarında İstanbul’a yoğun bir şekilde göç başlıyor. Göç sebebiyle oluşan gecekondu mahallelerinde çok fazla yoksulluk baş gösteriyor ve o dönemde yüksek lisans yapan bir grup kadın arkadaş o mahallelerde gördüklerini tezlerinde kullanmak için araştırmalar yapmaya başlıyorlar. Araştırmalar sırasında buradaki insanların ihtiyaçlarını görüyorlar ve “Bu sorunla ilgili ne yapılabilir?” sorusundan yola çıkarak 1986 yılında Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’nı kuruyorlar.

Derneğin genel faaliyetlerini anlatabilir misiniz?

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’nın kuruluş amacı, dar gelirli kadınların ekonomik ve sosyal hayatta daha güçlü olması için onları desteklerken bir yandan da onların liderliklerini ön plana çıkarmak. Bu amaçtan yola çıkarak mahallelerde kurulan kadın ve çocuk merkezlerini ve kadın kooperatiflerini destekliyoruz. Bunların yanı sıra kadınlara örgütlenme eğitimleri veriyor ve kadınların ekonomik güçlenmesine yönelik programlarımızı uyguluyoruz. Kadınlarımızın ekonomide daha aktif olmaları gerektiğine inanıyor; kendi işini kurmak isteyen kadınlara mikro ölçekli krediler sunuyor, temel girişimcilik eğitimiyle finansal okuryazarlık eğitimi veriyoruz. Kadınların gelir sağlamak için bize getirdikleri ürünlerin tasarımını iyileştirerek, dükkanımız Nahıl ve e-ticaret sitemiz aracılığıyla satışa sunuyoruz. Hem afete hazırlık hem de afetten sonra yapılacaklar konusunda kadınlarımızdan destek alıyor ve çalışmalarımızı birlikte yürütüyoruz. Tüm bunların yanında KEDV olarak, mültecileri ekonomik olarak güçlendirmek için ürün geliştirme çalışmaları yapıyor ve girişimcilik konusunda mültecilere destek veriyoruz.

 Kadın ve Çocuk Merkezlerinde neler yapılıyor?

Vakfı kuran kadınlar ilk olarak çalışmaya başladığında kadınların genelde evde çocuk bakımıyla meşgul olduğunu ve kendilerini gerçekleştirebilecekleri, güçlenebilecekleri birtakım faaliyetlere katılım gösteremediklerini görüyorlar. Kadınların daha aktif bir hayatı olması amacıyla KEDV mahallelerde Kadın ve çocuk merkezlerini kuruyor. Kurulan merkezlerde çocuklara okul öncesi eğitim hizmeti verilirken de bu merkezler kadınlar için birer dayanışma alanı oluyor. KEDV tarafından geliştirilmiş bir modelle merkezlerde çocuklara okul öncesi eğitim veriliyor. Bu model Türkiye’deki toplum temelli hizmet konusunda sayılı örneklerden bir tanesi ve biz erken çocukluk eğitimini yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Kadın ve çocuk merkezleri şu anda Mardin, Çanakkale, Diyarbakır, Çanakkale, İzmir, Düzce ve İstanbul’da faaliyet gösteriyor. Kadın ve çocuk merkezlerinde çocukların bakım hizmetini ve eğitimlerini mahalledeki kadınlar yapıyor. Kadınların ekonomik güçlenmeleri, politik olarak kararlara katılmak için merkezlerde eğitim programı da uygulanıyor.

Şu anda KEDV Kadın ve Çocuk Merkezleri açıyor mu veya merkezlere nasıl bir destek sağlıyor?

Daha önce bu kadın ve çocuk merkezleri, KEDV bünyesi altında açılıyordu ama bizim için bu merkezlerin kadınlar tarafından yürütülüyor olması daha önemli. Zaman içinde bize bağlı olan merkezler kadın kooperatifleri olarak kurulmaya başladılar ve bu kapsamda çalışmalarını yürütmeye devam ediyorlar. KEDV olarak kadın kooperatiflerine teknik eğitim ve maddi destek veriyoruz. Şu an Türkiye’deki birçok kadın kooperatifiyle mümkün olduğunca projeler yürütmeye çalışıyoruz. İki yılda bir kadın kooperatifleriyle ulusal toplantı yapıyoruz. Ulusal ve bölgesel toplantılarda bütün kadın kooperatiflerini bir araya getirip deneyimlerini paylaşacakları bir alan sağlamaya çalışıyoruz.

 Bu ulusal toplantıları sadece siz mi düzenliyorsunuz, kimler destek oluyor ve kadın kooperatiflerine ulaşımı nasıl sağlıyorsunuz?

Kadın kooperatifleri arasında sorunları paylaşmak üzere kadın kooperatifleri iletişim ağımız var. Buradan diğer kadın kooperatifleriyle sürekli iletişim halinde kalarak ihtiyaçlarını ve önceliklerini öğreniyoruz. Örnek verirsek iki yıl önceki uluslararası toplantıda kadın kooperatiflerinin normal işletme sayılmasıyla ilgili kooperatiflerin mevzuatla ilgili değişiklik talepleri vardı. Yasada ilgili kadın kooperatifleri şu an normal bir işletme şeklinde görünüyor ve herhangi bir muafiyetleri yok, vergi indirimleri yok halbuki toplum yararına çalışmalar yapıyorlar. Dernek ve vakıf olmadıkları için birtakım ayrıcalıklardan faydalanamıyorlar o yüzden bu yasal çerçevenin iyileştirilmesi için bakanlıktan toplantıya yetkilileri çağırarak sorunlarını dile getirmelerinde aracı olduk. Finansmanını da KEDV olarak çeşitli vakıflardan ve kurumlardan temin ediyoruz.

Maya ve Nahıl oluşumunu anlatabilir misiniz?

KEDV olarak 2002 yılında girişimcilere mikro kredi desteği sağlamak amacıyla Maya İktisadi İşletmesini kurduk. İlk önce depremden etkilenmiş ve işini kaybetmiş kadınlara kendi işini kurmaları amacıyla açtığımız Maya işletmesi altı şubede destek verirken şu an sadece Eskişehir’de devam ediyor. Vakıf olarak destek bulabilirsek Maya şubelerini yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Dar gelirli kadınların ürünlerini iyileştirerek piyasaya sunmak için Nahıl dükkanımızı 2002 yılında kurduk. Aynı zamanda Nahıl’da yapılan satışlardan da hem kadınlara hem de vakfın programlarına gelir sağlıyoruz.

 Devam eden projelerinizden bahsedebilir misiniz? Gündeminizde neler var?

Mültecilere yönelik projelerimiz devam ediyor. Suriyeli ve Türkiyeli kadınlara girişimcilik eğitimleri ve farklılıklara saygı eğitimi veriyoruz. Bunun dışında Uluslararası Çalışma Örgütü iş birliğiyle Mardin ve Harran’da mülteci kadın kooperatifleri içinde örgütlenmeleri için çalışıyoruz. Petrol ofisiyle beraber “Gönül Ağacı” projesini yürütmeye devam ediyoruz. Proje kapsamında kadınların ürettikleri ürünler iyileştirilerek piyasaya sunulur hale getiriliyor, sonrasında Petrol Ofisi istasyonlarında ve çeşitli kanallarda satışa sunuluyor. Işık Üniversitesi desteğiyle mikro kredinin kadınlar üzerindeki etkisini anlamak için bir araştırma yapıyoruz. Ayrıca mikro girişimcilik konusunda farkındalık yaratmak amacıyla da özel bir bankanın iş birliğiyle bu sene dokuzuncusu verilecek olan Mikro Girişimcilik Ödül Törenini düzenliyoruz. Ödül törenine mikro kredi kuruluşlarından mikro kredi almış kadınlar başvuruyor. Kadıköy Belediyesi ile beraber kadınlara yönelik liderlik, girişimcilik gibi eğitim programları uyguluyoruz ve ürünlerini iyileştirilmeleri için Kadıköy Bölgesinde kadınlara destek veriyoruz. Bunun dışında Sultanahmet’te Ahır Kapı’da ikinci el satış şenliğimiz devam ediyor.

 

Yerel yönetimler ve üniversiteler paydaşımız

 İş birliği yaptığınız kurum ve kuruluşlar var mı?

Belediyelerle birçok projeyi ortak yürütüyoruz. Örnek olarak Eskişehir’de kurduğumuz Maya Mikro Kredi Şubesi için Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ile beraber çalıştık ve birçok konuda bize destek oldular. İzmir’de Urla Belediyesi, Mardin Valiliği ve birçok yerel yönetimle iş birliği içindeyiz. Üniversitelerde paydaşlarımız arasında. Üniversitelerdeki uzmanlarla da beraber çalışıyoruz.

Türkiye genelinde şu anda hangi illerde faaliyet gösteriyorsunuz?

Çalışmalarımızı yaygınlaştırmak için şubeleşmek yerine yereldeki kadın gruplarıyla beraber çalışıyoruz. Çanakkale, Düzce, İzmir, Muğla, Mardin, Diyarbakır, Trabzon, Artvin, Adıyaman, Hatay ve Manisa’daki kadın gruplarıyla çalışmalar yürütüyoruz.

Yakın zamanda uygulayacağınız proje fikriniz var mı? Varsa projenin amacı nedir, proje hayata geçince ne gibi yararlar sağlayacak ve ne zaman sonlanacak?

Vakfa kaynak sağlamak için İstanbul Maratonu’nda koşacağız. İzmir’de Nahıl şubesi açıldı. Şubenin tanıtımıyla ilgili çalışmalar yapıyoruz ve önümüzdeki haftalarda bir açılış gerçekleştirilecek. Mülteci çalışmalarına ve kooperatiflerle çalışmaya devam edeceğiz. Yine yıl sonunda kadın kooperatifleri için ulusal toplantı düzenlemeyi hedefliyoruz.

 

 

22 yıldır hayat kurtarmaya devam ediyor

1995 yılında bir grup dağcı tarafından kurulan AKUT Arama Kurtarma Derneği, arama kurtarma çalışmalarıyla binlerce insanın hayatını kurtarmaya devam ediyor. Bugüne kadar 2 bin 578 adet arama kurtarma operasyonuyla 2 bin 581 vatandaşın hayatının kurtarılması ve bin 183 canlı hayvanın güvenli ortama alınması için hiçbir karşılık beklemeden görev alan AKUT Arama Kurtarma Derneği’nin Yönetim Kurulu Üyesi Meriç Şahin’e derneğin genel yapısını, faaliyetlerini ve gündemlerinde yer alan projeleri sorduk.

 AKUT’un kuruluşundan bahsedebilir misiniz?

1994 yılında Bolkar Dağlarında kaybolan iki üniversite öğrencisinin 14 gün arandığı ancak sonuçsuz kalan arama çalışmaları akabinde, dağları iyi bilen fakat arama-kurtarma konusunda bilgileri sınırlı olan bir grup dağcı bir araya gelerek 1995 yılında AKUT’u kurdu. Bu grup, aynı yıl AKUT ismi altında, Uludağ’da ilk kurtarma faaliyetini gerçekleştirdi. Dernek, 14 Mart 1996 yılında AKUT Arama Kurtarma Derneği adı altında resmî kuruluşunu tamamladı. 1998 Adana-Ceyhan depreminde gösterdiği yararlılıklar nedeniyle, Bakanlar Kurulu kararıyla 19 Ocak 1999’da Kamu Yararına Dernek statüsü aldı. 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen depremde de 200’den fazla insanın hayatını kurtardı.

Derneğin genel faaliyetleri hakkında bilgi verebilir misiniz?

Dağ ve doğa koşullarında meydana gelen kaybolma ve kaza olaylarında, deprem, sel gibi doğal afetlerde ve büyük kazalarda, tamamen gönüllü olarak, amatör bir çalışma ve profesyonel bir yaklaşımla başı dertte olan kişilere en kısa sürede ulaşmak, yardım için gereken uygun koşulları yaratmak, doğru arama ve kurtarma çalışması yaparak, kazazedelere temel ilkyardım desteğini sağladıktan sonra emniyetli ortam koşullarına nakillerini sağlamak, genel faaliyetlerimiz arasındadır. Bunlar gibi olaylarda can kaybını en aza indirmek ve arama kurtarma konularında toplumu bilgilendirmek de derneğimizin temel amaçlarındandır.

Tüm bunların yanında AKUT, sosyal sorumluluk anlayışıyla toplumu bilinçlendirme faaliyetlerine de aralıksız devam etmektedir. Seminer birimimiz bu kapsamda yılda ortalama 2 bin oturumla, 100 bin kişiye ulaşarak “Temel Afet Bilinçlendirme” ve “Deprem Bilinçlendirme” seminerleri vermektedir. Yine Lise Afet Bilinçlendirme Eğitimleriyle lise çağındaki çocuklara dolayısıyla ailelerine farkındalık kazandırmaktadır.

Gönüllülük, karşılıksız yardımseverlik, başta insan hayatı olmak üzere tüm canlıların hayatına değer vermek, dürüst ve güvenilirlik değerleri doğrultusunda yüzlerce gönüllümüzle bize ihtiyaç duyulan her alanda çalışıyoruz.

 AKUT’un değerleri arasında yer alan başta insanlar olmak üzere tüm canlıların hayatına değer vermek, hayvanların yardıma ihtiyacı onlara ulaşım ve yardım nasıl sağlanıyor?

İhbarlar olayın meydana geldiği bölgedeki ekibimize ya da genel merkezimize gelebiliyor. Genel merkezde gündüz ofis personelimiz bulunuyor, geceleri ise gönüllülerimiz nöbet tutuyorlar. Genel merkeze gelen ihbarlar en yakın bölgedeki ekip liderine iletiliyor. Ekip liderinin bilgileri değerlendirerek operasyona çıkılıp çıkılmayacağına karar veriyor. İhbar direkt bölgedeki ekibe giderse ekip, merkeze operasyona çıktığını, operasyon bittikten sonra da operasyonun bittiğini haber veriyor. İhbarı bazen kazazedenin kendisi veya yakınlarından, bazen yerel mülki amirler ya da ortak çalışmalar yapmak için protokol imzaladığımız kurumlardan alıyoruz.

Aynı zamanda AFAD veya devlet kurumlarından veya güvenlik birimlerinden (Polis, Jandarma) ihbar veya destek talepleri de gelebiliyor. Ülkemizin karşılaştığı bir afet durumunda ise AKUT kendi planlamasına uygun olarak ön hazırlıklarını tamamlayarak acil durum yönetim merkezini işletmeye başlar.

Bu operasyonlarda kullanılan tüm malzemelere, vatandaşlarımızın bize yaptıkları bağışlarla ya da AKUT gönüllülerinin kurumlara verdiği eğitimlerle mali kaynak sağlanıyor. AKUT’taki bütün faaliyetler Dernekler Kanunu kapsamında, tamamen gönüllük esasına göre yürütülüyor ve bu faaliyetlerin karşılığında herhangi bir maaş veya ücret alınmıyor. Yönetim Kurulumuz da dahil olmak üzere ofis personellerimizin haricindeki herkes Derneğimizde gönüllü olarak görev alıyor.

 Farkındalığı arttırmak için ünlü isimlerle proje gerçekleştiriyor musunuz?

Dönem dönem böyle çalışmalar yapıyoruz. Mesela 20’nci yıl şarkımızın sözlerini Aşkın Tuna yazdı. Görme ve işitme engelli bireylere uygun hale Sesli Betimleme Derneği getirdi. 20’nci yıl filmlerimizde Kenan Ece, Dolunay Soysert, Songül Öden, Rıza Kocaoğlu yer aldı.

Yakın zamanda yeni bir proje fikriniz var mı? Varsa kimlerle yapmayı düşünüyorsunuz, projenin amacı nedir, proje hayata geçince ne gibi yararlar sağlayacak ve ne zaman sonlanacak?

12 Kasım 2017 tarihinde Vodafone İstanbul Maratonu koşulacak. “Her Adım Bir Hayat” sloganıyla koşacağımız maratonda ADIM ADIM kapsamında ünlü isimler ve şirketler de bizimle koşacaklar. Bizim için bağış toplayacaklar ve toplumda farkındalık yaratmaya çalışacaklar. AKUT Arama ve Kurtarma Derneği olarak 12 Kasım 2017 Vodafone İstanbul Maratonu ve 4 Mart 2018 Runatolia koşularına katılıyoruz.

 

27 bölgede gönüllü faaliyeti

AKUT Gönüllüleri kaç ilde faaliyet gösteriyor?

27 bölgede yüzlerce gönüllümüzle faaliyet gösteriyoruz. Her ekip kendi bölgesinin ihtiyaçları doğrultusunda çalışıyor. Bu çalışmalar bazen yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmek bazen de seminerler vererek halkı bilinçlendirmek olabiliyor.

Gönüllü olmak isteyenleri neye göre belirliyorsunuz? Gönüllü olmak isteyenlerin ne yapmaları gerekiyor?

Gönüllü olmak isteyenler öncelikle her ayın ilk çarşambası düzenlediğimiz gönüllü tanışma toplantısına katılıyor. Gönüllü tanışma toplantısına katıldıktan sonra Afet Bilinçlendirme Semineri, AKUT Etik ve Disiplin seminerlerine katılıyorlar. Bu seminerleri tamamlayanlar aramıza katılmak isterlerse başvuru için istediğimiz bazı belgelerle birlikte başvuru formunu doldurarak süreci tamamlıyorlar. Ardından kendileriyle bir mülakat yapılıyor ve hangi bölümde çalışmak istediklerine karar veriyorlar ve ekibimize dahil oluyorlar.

Yurt dışında da faaliyet gösteriyor musunuz?

1999 yılından beri Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında bulunan Arama Kurtarma Danışma Kurulu INSARAG’ın üyesi olan AKUT, tüm dünyada uluslararası standartlara uygun, arama-kurtarma ekipleri içinde deprem konusunda en deneyimli ve bilgili ekiplerden biri haline geldi. INSARAG standartlarına göre Ağır Arama-Kurtarma Ekibi (Heavy) ve Orta Ölçekli Arama-Kurtarma Ekibi (Medium) olmak üzere gerçekleşen sınıflandırma içerisinde AKUT, “Sınıflandırılmış Orta Seviye Ekip” grubunda Türkiye’de bu sertifikayı ilk kez aldı.

INSARAG üyesi olmak gerekli eğitimini tamamlamış gönüllü ve operasyon ihtiyacını karşılayan ekipmanla beraber ülkeye ilk birkaç saat içerisinde gidip arama-kurtarma çalışması yapabilen yapabilecek ve kendi kendine yetebilen yani  kendi iaşenizi (yemek, barınma gibi) karşılayabilecek kapasitedeki ekipsiniz demektir.

Yurt dışında bir afet olduğunda afetin yaşandığı ülke yetkililerinden uluslararası yardım çağrısı  geldiğinde INSARAG üyesi ülkeler yardıma gidebiliyor. Bu çağrıdan sonra AFAD’a hazır olduğumuzun ve gidebileceğimizin bilgisini veriyoruz. Devletin imkanlarıyla ya da kendi imkanlarımızla gidiyoruz. Mesela, Nepal depremi sonrasında Nepal’e THY’den aldığımız sponsor biletlerle uçmuştuk. Pakistan depreminden sonra ise Pakistan’a yardımsever birisinin biletlerimizi alması sayesinde gidebilmiştik.

AKUT’un yurtdışında da arama ve kurtarma yaptığı birçok afet bulunmaktadır.

Eklemek istediğiniz bir şey ve/veya vermek istediğiniz bir mesaj var mıdır?

Aramıza katılmak isteyenlerin zaman zaman bazı çekinceleri olduğunu görüyoruz. Gönüllü olduklarında mutlaka operasyona çıkacaklarını, eğitimlerin kendileri için ağır olabileceğini düşünebiliyorlar. AKUT’a katılmak için bir sporcu olmak şart değil. Herhangi bir okul bitirmiş olmak, dil bilmek, belirli boy veya kiloda olmak gibi kriterlerimiz de yok. Gönüllülerimiz arasında birçok meslek ve yaş grubundan üyemiz mevcut. Zira AKUT’ta insan kaynakları, mali-idari işler, basın ilişkileri, bilgi teknolojileri, sosyal medya, dış ilişkiler gibi pek çok yönetimsel departman bulunuyor ve bu tür işleri de gönüllülerimiz gerçekleştiriyor. Yalnız, operasyonel eğitimleri alıp operasyon kadrosuna katılabilmek için performans testleri ve sağlık kontrollerinden sorunsuz şekilde geçmek gerekir. AKUT bu güne kadar 2578 adet arama kurtarma operasyonuyla 2581 vatandaşımızın hayatının kurtarılması, 1183 canlı hayvanın güvenli ortama alınması için hiçbir karşılık beklemeden görev aldı. Bundan sonra da halkımızdan aldığı destekle bu görevini yerine getirmeye devam edecektir.

 

“Engel ya da hastalık değil yaşam biçimi”

23 yıldır engellilerle ilgili çalışmalar yapan ve Engelsiz Hayat Dayanışma Derneği Kurucusu Adem Kuyumcu’yla engelli bireylerin karşılaştıkları zorlukları ve bu alandaki farkındalığın sağlanması için neler yapılabileceğini konuştuk.

Engellilere yönelik projeler yapmaya nasıl karar verdiniz? Bu projelerle nasıl bir fayda sağlamayı düşünüyorsunuz?
Benim bir gözüm görmüyor, doğuştan engelliyim. Abimin de epilepsi nöbetleri ve otizmi vardı. 2001 yılında geçirdiği trafik kazası sonucu eşiyle birlikte hayatını kaybetti. O günden sonra babam da ağır bir felç yaşadı. Babamın sosyal hayatta var olabilmesi için engelleri kaldırmaya çalıştım. Kısacası hayat beni buna sürükledi, engellilik konusunun içinde doğdum. 1994 yılından beri engellilerin eğitimi ve rehabilitasyonu, bakımı, engelli sporları ve erişilebilir kentler konularındaki projelerimle bu alanda çalışıyorum.

Engelli bireylerin karşılaştıkları zorluklardan bahsedebilir misiniz?
Engellilerin de bir birey olduğunun kabullenilmesi gerek. Toplum olarak acıma duygusuyla bakmak gibi bir özelliğimiz var. Ancak kimse kimseye acımamalıdır. Engelliler ötekileştirildiği ve kabullenilmediği sürece bu sorunlar devam edecek. Mesela, zihinsel engelliler eğitim alamıyor, bedensel engelliler mimari engeller yüzünden sokağa çıkamıyorlar. Biz de bu sorunların çözümü için çalışıyoruz yıllardır.

Toplumun engelli bireylere karşı bakışı nasıl? Demin dediğiniz gibi kabullenememe sorunuyla karşılaşıyor musunuz hala?
Bazı insanlar başka bir yerde engelli vatandaşımızı görünce durup bakıyor ve bu o kişiyi psikolojik olarak da etkiliyor. Bu bakışı atmamıza gerek yok. Bu tarz acıma anlamında bir bakış sadece aşağılamaktır. Geçmiş olsun denmemelidir. Bu bir yaşam biçimidir, geçici bir hastalık değil. Herkes kabullenip engellilerle yaşamayı becerebilir.

Gerçekleştirdiğiniz projelerden bahsedebilir misiniz?
İlk olarak bir başvuru kitabı oluşturmak gerekiyordu. Bunun için Engelsiz Şehirler kitabını yazdım. Kitap internetten de satışa sunuldu, isteyenlere ücretsiz de veriyoruz. Toplumun konuya duyarlı olması için üniversitelerde konferanslar veriyorum. Bunun dışında Engelsiz Mimari kapsamında Engelsiz Turizm talebimiz var. Ayrıca okulların, caddelerin engelsiz hale gelmesi için çalışmalar yapıyoruz. Bir de aktivistlerimiz var. Bunlarla dışarı çıkıp fotoğraflar çekiyoruz ve engelleri gösterip bir yüzleşme sağlıyoruz. Genel olarak AVM’lerde buluşuyoruz; çünkü, engellilerin gelebileceği ve ihtiyaçlarını giderebileceği ortamlar içinde en ulaşılabilir alanlar AVM’ler oluyor.

Engelsiz Hayat Aktivisti olmak isteyenler için gönüllülük esaslarınız neler?
Eşitliğin ve saygının olduğu bir ortamda, ötekileştirmeden birlikte yaşanması için engelliler de, engelli olmayan duyarlı insanlar da Engelsiz Hayat Aktivisti olabilir.

 

Girişimcilik Vakfı Genel Müdürü Mehru Aygül: “Üç yılda 90 bin kişiye dokunduk”

2014’te Türkiye’nin önde gelen girişimcileri, iş insanları ve fikir önderleri tarafından kurulan Girişimcilik Vakfı, nüfusunun yarıdan fazlası genç olan ülkemizde girişimcilik kültürünün gelişmesi için gençlerle çalışıyor. Türkiye Girişimcilik Vakfı Genel Müdürü Mehru Aygül’e Fellow Programı hakkında merak edilenleri sorduk.

Girişimcilik Vakfı nasıl ortaya çıktı?
Girişimcilik Vakfı, Sina Afra ve kurucularımızın toplumdan aldıklarını geri vermek istemelerinden ortaya çıktı diyebiliriz. Girişimcilik, henüz Türkiye’de insanlar tarafından benimsenmiş ve yer etmiş bir kavram değil. Oysa ki dünyada büyüme ve kalkınma konuşulurken hep girişimcilik üzerinden konuşulur hale geldi. Bizim de dünyayı takip etmemiz gerekiyor. Bu toprakların potansiyelini ortaya çıkaracak en önemli aracın girişimcilik olduğunu bildiğimiz için girişimcilik kültürünü her alanda yaymaya ve özellikle gençler arasında geliştirmeye ilk olarak üniversitelerden başladık. Gençlerin, kendilerini keşfedip, yeni şeyler öğrenerek ilham aldığı seneler üniversite dönemleri oluyor. Girişimcilik Vakfı da, üniversite öğrencilerinin bu dönemlerini desteklemek, girişimcilik kültürünü öğretmek ve onlara ilham vermek ve yeni fırsatlar sunmak amacıyla 2014 yılında kuruldu.

40 kişilik bir mütevelli heyetiniz var. İlk etapta onlara nasıl ulaştınız, zorlandığınız noktalar oldu mu?
Mütevelli heyetimiz Türkiye’den ve dünyadan girişimciler, yatırımcılar ve iş dünyasının önemli isimlerinden oluşuyor. Her yıl sayımız artıyor. Girişimcilik Vakfı’nın etkisi arttıkça, büyüdükçe, bize inananların da sayısı artıyor doğru orantılı olarak. Mütevelli heyetimizde çok şanslıyız hem Vakfa inanıyorlar hem de zaman ayırıyorlar. Genelde Türkiye’de mütevelli heyetleri yılda bir kez bir araya gelmek dışında aktif olarak STK’ların içinde yer almazlar. Bu durum bizde fellowların verdiği ilhamla değişti. Her iki ayda bir fellowlarımızla buluşup hem ilham veriyorlar hem de Türkiye’nin geleceğine şekil verecek bu gençlerden ilham alıyorlar.

Projeyi üç yıldır sürdürüyorsunuz. Geri dönüşler nasıl?
Üç yıldır Fellow programımıza seçilen, Türkiye’nin farklı şehirlerinden toplam 136 kişi oldu. Sadece programla dokunduğumuz insan sayısı ise 90 binin üzerinde. Program dahilinde farklı şehirlerde gerçekleştirdiğimiz Youngpreneurs gibi girişimcilik etkinlikleri de organize ediyoruz. Her gün dünya değişiyor, farklı alanlar ve konular ortaya çıkıyor. Bunları takip etmek çok önemli, bizler de yaptığımız etkinliklerle, insanların bu değişime ayak uydurmasını destekliyoruz. Dolayısıyla, hem fellow programımızda olan fellowlardan hem de Youngpreneurs etkinliğimize gelen insanlardan olumlu geri dönüşler alıyoruz. Fellowların etraflarında yarattıkları olumlu etki aslında bizim en önemli geri dönüşümümüz. Bize destek veren, beraber bir şeyler yapmak isteyen birçok kişi ve kurum oluyor.

Programla nasıl bir fayda sağlamayı amaçlıyorsunuz?
Girişimcilik Vakfı, üç yıl önce kurulduğunda ilk amacını, Türkiye’de girişimcilik kültürünü yaygınlaştırmak ve bunun için ülkedeki gençleri desteklemek olarak belirlemişti. Gençleri kendi yollarını çizebilmek için desteklerken, bir yandan da toplumda iz bırakmalarını sağlamak amacıyla da birçok proje ortaya koyduk. Fellow programında yer alan fellowlarımızla kurumsal şirketler bir araya gelerek inovatif projeler oluşturarak, tüm ekosisteme girişimcilik kültürünü yaymayı sağlıyor. Artık sadece gençlerin olduğu alanlarda değil, farklı sektörlerle, fellowlarımızı bir araya getirerek, sorunları konuştuğumuz ve girişimcilik ekseninde çözüm ürettiğimiz bir süreçteyiz.

Fellowların seçimi ve başvuru süreci nasıl ilerliyor?
Fellow programına katılmak isteyen öğrenciler temelde keşfetme merakı taşıyan, dünyaya bakabilen, eleştiriye açık, geri verme motivasyonuna sahip ve kendi yolundan giderek iz bırakmak isteyen gençler. Biz seçim sürecimizin hiçbir aşamasında fellow adaylarına iş fikri sormuyoruz. Çünkü biz iş fikirlerine değil, insana yatırım yapıyoruz. İnanıyoruz ki fark yaratacak olan bireylerdir. Altı aşamadan oluşan seçim sürecimiz, 17-24 yaş arası T.C. vatandaşı olan tüm üniversite öğrencilerine açılıyor. Sırasıyla, önce CV değerlendirme, video değerlendirmesi, kişilik testleri ve en son yüz yüze mülakatlarla fellowlarımızı seçiyoruz.

Fellow program içeriğinden bahseder misiniz?
Girişimcilik Vakfı Fellow Programı üç temel öğe üzerine kurgulandı; ilham, network ve giveback. Fellow programına seçilen fellowlar, iki ayda bir başarılı bir girişimciyle buluşup o girişimcinin hikayesini dinleme ve karşılıklı sohbet etme fırsatını buluyor. Bu etkinliklerin olabildiğince açık ve samimi olmasına özen gösteriyoruz. Konuşmacılarımız da hayat hikayelerini, önlerine çıkan zorlukları, başarılarını içten bir şekilde anlatıyorlar. Fellowlarımız da bu sayede merak ettikleri soruları sorabiliyorlar. Ayrıca kendi yollarını çizebilmeleri için burs desteği sağlıyoruz ve hem Türkiye’deki hem de dünyadaki girişimcilik etkinliklerine katılmalarını sağlayarak başarılı girişimcilerle tanışıp yeni fikirler, yeni ilhamlar almalarını destekliyoruz. Sonrasında da bizden ve ekosistemden aldıkları ilham ve motivasyonla bu kültürü yaymalarını ve topluma geri kazandırmalarını istiyoruz.

 

 

Trafik mağdurları haklarını öğreniyor

Trafikte Haklarım Derneği, 2015 yılında Trafik Haftasında kuruldu. Trafik mağdurlarının hukuk, engelli hakları ve psikoloji alanlarında farkındalıklarını artırmak için çalışmalar yapan Trafikte Haklarım Derneği Kurucusu Yasemin Usta, derneğin kuruluş aşamasından bugünlere uzanan hikayesini anlattı.

Trafikte Haklarım Derneği nasıl ortaya çıktı, hikayenizden bahsedebilir misiniz?
Derneğin çıkış noktası, 2012 yılında gerçekleşen ölümlü trafik kazasına dayanıyor. 19 Ekim 2012 tarihinde kardeşim dediğim tek yumurta ikizi kuzenim 18 yaşındaki Gökhan Demir geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Ehliyetsiz bir şoförün, aşırı hızla hatalı sollama yapması, Gökhan’ın hayatına mâl oldu. Trafik kurallarını ihlal eden bu ehliyetsiz şoförün adil yargılama sonucu hak ettiği cezayı alacağını düşünürken, gerçekte kaza soruşturma dosyasında olayı aydınlatacak delillerin eklenmediğini öğrendim. Adil bir yargılama için delil bulmak zorundaydım ve özel bir şirketteki işimden istifa edip, hukuk sürecini takip etmeye başladım. Bu uzun ve zorlu süreçte yaşadıklarım bana çok şey öğretti, hâlâ da öğrenmeye devam ediyorum. Bu tecrübeleri ve öğrendiğim bilgileri doğru bir şekilde diğer trafik mağdurlarına da aktarmak istedim; çünkü trafik kazaları nedeniyle sevdiğini kaybeden veya engelli kalan daha milyonlarca kişi var. Ne yapabilirim diye düşünürken trafik kazalarına dikkat çekmek amacıyla çalışmalara başladım. Daha sonrasında da 2015 yılında derneği kurduk.

Dernekleşme aşamasında zorlandığınız noktalar oldu mu?
O kadar çok zorlandım ki. Çünkü maddi yönden hiç destek almadan kurulduk. Hâlâ derneğimize bireysel bağış yok denecek kadar az. Hibelere de yeni kurulan dernek olarak başvuramıyoruz; çünkü belirli bir gelirin üzerindeki derneklere sadece destek veriliyor. Sponsorluk deseniz o da tanınmış derneklere veriliyor, kısacası yeni kurulan derneklerin maddi destek bulmadan ayakta kalması çok zor. Şu an sadece İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’nun bir projemize verdiği destek var.

Derneğimizin maddi destek olmadan iki sene ayakta kalma nedeni benim hiçbir gelir elde etmeden gece gündüz profesyonelce tam zamanlı çalışmamdan kaynaklı. Genel anlamda, derneklerin faaliyetlerini sürdürebilmeleri için profesyonel çalışanlara ve  kurumsallaşmaya ihtiyaçları var. Yoksa yaptığımız işler kişisel vicdan tatmininden öteye gidemez. Kaynak geliştirme dışında çalıştığımız alanda özellikle trafik mağdurlarının tazminat haklarını almak için kurulmuş hasar danışmanlık firmaları ve dernekler var. Maddi kaygı güden bu tarz oluşumlarla karıştırılmamak ve iyi niyetimizin sorgulanmaması için faaliyetlerimiz dışında kendimizi ispat etmemiz gereken kamu kurumları ve özel sektör vardı. Tabii bir de tazminat hakları için bizimle çalışmak isteyen sözde gönüllü birçok insan vardı. Çok ciddi sınavlar verdik, veriyoruz.

Lise ve üniversite gençlerine yönelik düzenlediğiniz Empatik Themis Trafikte Seminerleri nasıl geçiyor? Geri dönüşler nasıl?
İstanbul’daki üniversitelerde görme ve bedensel engelli arkadaşlarımızla verdiğimiz seminerlerde gençlerin neden trafik kurallarına uyması gerektiğini ve trafikte engelli haklarını anlatıyoruz. Trajikomik anlattığımız bu seminerde geri dönüşler çok iyi ancak şu an mevcut kapasitemizle talepleri karşılayamıyoruz. Amacımız sponsor destek bulup profesyonel kadroyla Türkiye’deki tüm üniversitelerde bu eğitimi vermek. İstanbul Üniversitesi Engelli Koordinasyon biriminde düzenlediğiniz seminer sonrası geri dönüşler müthişti. Anketten sonra üniversitesinin tüm fakültelerinden teklif geldi ama ne yazık ki hepsine olumlu cevap veremedik. Maddi manevi kapasitemizin üzerinde bir seminer talebi var. Bunu karşılamanın tek yolu da profesyonel bir kadro kurup devam edebilmekten geçiyor.

Trafik mağdurlarının haklarını öğrenmelerini sağlayacak dijital bir platform projeniz var. Bu platformla nasıl bir fayda sağlamayı düşünüyorsunuz?
Bu proje, trafik mağdurlarına hukuk, engelli hakları ve psikoloji alanında uzman video anlatımlarıyla haklarını öğrenmelerini sağlayacak bir dijital platform projesi. Günümüzde internete erişim doğudan batıya neredeyse her yerde var. Haklarımızı bilmediğimiz için bu süreçte hak kayıplarına uğruyoruz. İnternet sitemizle mağdurların ihtiyacı olan tüm bilgilerin olduğu bir yol haritası hazırlıyoruz. Gönüllülük esaslı yüzlerce avukat destek verse bile her mağdura tek tek bilgi anlatmamız, erişmemiz mümkün değil ama ihtiyacı olan bilgileri internette aradıkları an uzman videolarıyla erişebilecekler. Hatta bazı konular genel bilgileri içerdikleri için trafik mağdurları dışında birçok kişiye rehber olacak.

Trafik kazalarına yönelik gerçekleştirdiğiniz başka farkındalık projeleri var mı?
Ünlü oyuncular Emre Altuğ, Ecem Özkaya ve Olgun Toker’in yer aldığı Can Kaybediyoruz kamu spotumuzu İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü iş birliğiyle gerçekleştirdik. Aralık 2016 tarihinde RTÜK onayından sonra tüm kanallarda gösterilen spot filmimiz, basında da oldukça ses getirdi. Ünlü oyunculara trafik kazasında vefat eden kuzenimin fotoğrafıyla birlikte otopsi raporunu verdik. Fikir benden çıktı, yönetmen arkadaşım Ali Vatansever senaryolaştırdı ve ünlü oyuncuların da gönüllü desteğiyle filmi hayata geçirdik.

Ayrıca trafik haftasına özel üniversitelerde farkındalık çalışmaları yapıyoruz. Sosyal medya kampanyaları, yol güvenliği eğitimleri, halk röportajları, trafik kazalarına yönelik farkındalık videoları, engelli ve engelsiz öğrencilerle birlikte sosyal sorumluluk projeleri ve alanımızda yer alan farklı dernek ve kurumlarla iş birliği yaparak gerçekleştirdiğimiz daha birçok projemiz var.

Gönüllülük esaslarınız neler, gönüllü olmak isteyenler nasıl bir yol izleyebilir?
Öncelikle kurulduğumuz günden bu yana bize destek veren tüm gönüllülerimize canı gönülden çok teşekkür ederim. Tek başıma çıktığım bu yolda her gün çok farklı uzmanların desteğiyle devam ediyoruz. Bu zamana kadar zamanını ve uzmanlığını bağışlayan 250’den fazla gönüllü uzmanla çalıştık ve yaptığımız işlerin maddi değeri çok yüksek. Birçok dernekte hâlâ gönüllü çalışan bir dernek kurucusu olarak herkesin her derneğe gönüllü olamayacağını, her derneğinde rastgele gönüllü almaması gerektiğine inanıyorum. Nasıl gönüllülerin dernek seçim kriteri varsa, derneklerinde gönüllü seçim kriterleri olmalı. Çalıştığımız alan din, dil, ırk, siyasi görüş, genç yaşlı cinsiyet vb. ayrımı asla yapılmayacak bir alan. Bu yüzden herkese eşit mesafede yaklaşıyoruz.

Mağdurlara destek olurken hiçbir maddi beklentimiz söz konusu değil, böyle maddi beklentilerle veya siyasi kimlikleri ön planda olan kişilerle de çalışmıyoruz.

Derneğin etik kurallarına, değerlerine uygun, çalıştığımız alanlardan birinde uzman olan kişilerle karşılıklı anlaşıyorsak çalışıyoruz. Öyle gönüllülerimiz var ki toplantılarda konuşmaya gerek yok, bakışarak anlaşıyoruz veya çok büyük tartışmalar yapsak bile biliyoruz ki yaptığımız işin daha iyi olması için.

Son olarak trafikte hayatta, her yerde, her zaman birbirimizin haklarına saygı gösterebilmemizi, ülkemizde de gelişmiş ülkelerdeki gibi trafik kazalarından kaynaklanan ölüm ve yaralanma vakalarının azalabilmesi diliyorum. Sosyal faydanız bol olsun!