Yazılar

TEMA Vakfı çevre olaylarını ele aldı

TEMA Vakfı, 2018 yılında çevre ile ilgili yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

2018’de iklim değişikliği için hala alınabilecek önlemlerin bulunması, 44 yılda doğal yaşamın %60’ının yok olmasına dair rapor, plastiklerin deniz yaşamına zarar vermesi, Türkiye’de plastik poşetlerin 2019 yılı itibari ile ücretli olması için karar alınması, Sıfır Atık Projesi’nin başlatılması, kömür yatırımlarının tarım alanlarını tehlikeye atması, Artvin Cerattepe’de 240 hektarlık maden işletme izninin iptal edilmesi, Ordu’da sel felaketi yaşanması ve Gediz Deltası’ndaki tüp geçiş projesinin ÇED olumlu kararının iptal edilmesi gibi gelişmeler yaşandı.

İklimi korumak için geç kalmış değiliz

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından Ekim ayında yayımlanan 1,5 °C Küresel Isınma Özel Raporu’na göre küresel ortalama sıcaklıklar 1 °C arttı. Böyle devam ederse artış 2 °C’yi bulabilir. Bu durumda dünyadaki yoksulluğun derinleşeceği öngörülüyor. Dünyadaki sıcaklık artışında en önemli etken, sera gazlarının atmosferdeki miktarının artmasıdır. Türkiye’de de iklim değişikliğinin ciddi etkilerine maruz kalıyoruz. Bununla birlikte rapora göre henüz geç kalmış değiliz. Sıcaklık artışının 2 °C yerine 1,5 °C’nin altında sınırlandırılması ile iklim değişikliğinin birçok etkisi azaltılabilir. Türkiye’nin sera gazı azaltım taahhütlerini iyileştirmesi ve imzacı olan diğer 184 ülke gibi Paris İklim Anlaşması’nı onaylayarak yürürlüğe koyması gerekiyor.

44 yılda doğal yaşamın yüzde 60’ı artık yok  

WWF tarafından hazırlanan “Yaşayan Gezegen 2018” Raporu’na göre (The Living Planet Report 2018), 1970-2014 arasında doğal yaşamın %60’ı küresel ısınma, hava ve deniz kirliliği gibi nedenlerden dolayı kaybedildi.

Plastikler denizlerdeki yaşamı tehlikeye atıyor

Türkiye Akdeniz’e atılan plastiğin en önemli sorumlularından biridir. Verilere göre, her gün Türkiye’de 144 ton plastik atık denizlere karışıyor.

Plastik poşetler 2019’da ücretli olacak

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yapılan düzenleme kapsamında 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren tüm plastik alışveriş poşetleri ücretli olacak. Kullanımı her geçen gün artan plastik alışveriş poşetleri hızlı bir şekilde çöpe dönüşmesi, hafif ağırlıkları nedeniyle etrafa yayılarak çevre kirliliğini önemli ölçüde artırması ve mevcut geri dönüşüm oranları çok düşük olduğundan kaynak verimliliğini olumsuz yönde etkilemesi nedeniyle ücretlendirilecek.

Sıfır Atık Projesi başlatıldı

İsrafı önlemek, kaynakları daha verimli kullanmak, atık miktarını azaltmak ve geri kazanmak, yarınlara temiz bir dünya bırakmak için Sıfır Atık Projesi başlatıldı. Atıkların kaynağında ayrıştırılması ve geri dönüşüme girmesi gerekliliğine vurgu yapan Sıfır Atık Projesi, güçlü ekonomi ve yeşil bir doğa için hayata geçirildi. TEMA Vakfı, Milli Eğitim Bakanlığı ve  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arasında imzalanan protokolle de Sıfır Atık Eğitim Projesi uygulamaya alındı.

Kömür yatırımları tarım alanlarımızı tehlikeye atıyor

2018 yılında Türkiye’de bir adet termik santral işletmeye geçti. Bununla birlikte Eskişehir’de yapılması planlanan termik santral için ÇED olumlu kararı alındı. Trakya’da planlanan iki termik santral için ise ÇED süreci başladı. Çanakkale’de ithal kömürlü Ağan ve Karaburun termik santralleri için mahkeme yeniden ÇED olumlu kararı aldı. Amasra’da planlanan Hema Termik Santrali ÇED olumlu kararı iptal davasında mahkeme iptal talebini reddetti. Adana’da planlanan Hunutlu Termik Santrali için yeniden imar planı değişikliği yapıldı. Havayı, toprağı ve suyu kirleten termik santraller canlı yaşamını tehlikeye atıyor. Diğer yandan yenilenebilir kaynaklar, kömür ve nükleer maliyetleri ile yarışır düzeylere ulaştı. Güneş enerjisinden elektrik üretme maliyetleri, 2010-2016 yılları arasında yüzde 69 oranında azaldı.

Artvin Cerrattepe’de umut veren karar

Artvin Cerattepe’de madencilik faaliyeti için ‘Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu’ raporunda 22 hektar gösterilen alana verilen işletme izninin 240 hektara çıkarılmasına karşı açılan davada, Rize İdare Mahkemesi kararını verdi. Mahkeme, ÇED olumlu raporunun 22 hektar için verildiğini belirterek, 240 hektarlık işletme izni kararını iptal etti.

Ordu’yu sel vurdu

Karadeniz sel felaketi yaşadı. En büyük zararı Ordu gördü. Ordu’nun Ünye ilçesinde Cevizdere Deresi’nin su seviyesinin yükselip taşması üzerine Karadeniz Sahil Yolu tedbir amacı ile kapatıldı. Tonlarca fındık denize aktı. Öyle ki denizde bir fındık adası oluştu. Türkiye iklim değişikliğinin etkilerine sel, dolu, kuraklık gibi aşırı hava olayları ile şiddetli bir biçimde maruz kalmaya başladı. 1 derece sıcaklık artışında gördüğümüz etkiler yaşam alanlarımızı ciddi anlamda tehdit ediyor. 2 derece artışın etkileri ise çok daha şiddetli olacak.

Gediz Deltası’nda flamingolar için sevindirici haber

İzmir’de Körfez Tüp Geçiş Projesi için verilen ‘ÇED olumlu’ kararı, mahkeme tarafından iptal edildi. Proje bölgedeki denizel ortam başta olmak üzere ekolojik dengeleri geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip edecekti. Ayrıca bu kararla flamingoların Türkiye’deki iki üreme alanından biri olan ve dünya flamingo nüfusunun yüzde 20’sini barındıran bölgenin olumsuz etkilenmesinin önüne geçildi.

Çocuklara çevre bilinci kazandıracak projede ilk adım atıldı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve TEMA Vakfı iş birliği ile okullarda Sıfır Atık Eğitim Projesi başlatıldı.

Okullarda Sıfır Atık Eğitim Projesi’nin iş birliği protokolü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, Millî Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve TEMA Vakfı tarafından 25 Aralık’ta, Ankara’da imzalandı. İlk etapta 50 bin çocuğa ulaşılması planlanan proje ile doğal varlıkların korunması, çevre dostu tüketim alışkanlıklarının kazandırılması ve atık yönetimi ile ilgili konularda çocuklara farkındalık sağlanması hedefleniyor. Sıfır Atık Projesi, TEMA Vakfı gönüllüleri ve okul öğretmenlerinin iş birliğinde ilkokul öğrencilerine ulaşacak.

İsrafın önlenmesinin önemi anlatılıyor

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Sebahattin Dökmeci; “Dünya nüfusu hızla artarken yükselen tüketim, doğal varlıklar üzerindeki baskıyı artırıyor. Bu nedenle kaynakların verimli kullanılmasının önemi bir kez daha anlaşılıyor. Son yıllarda tüm dünyada sıfır atık uygulama çalışmaları hem bireysel hem kurumsal olarak yaygınlaşıyor. Bakanlığımızın son dönemde yaptığı çalışmalarla atık konusunu bir sorun olmaktan ziyade, hammadde ve yeni ürünlere dönüşecek bir kaynak olarak görmeye başladık.Yaşanabilir çevre, marka şehirler ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde atıklarımızı kontrol altına almak, gelecek nesillere temiz ve gelişmiş bir Türkiye ile yaşanabilir bir dünya bırakmak için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarakSıfır Atık Projesi’ni başlattık. 2023’e kadar bütün ülkede sistemin yaygınlaştırılmasını hedefliyoruz. Bakanlığımızca yürütülen Sıfır Atık Projesi ile atık oluşumunu azaltacak, israfı önleyecek, atıkları kaynağında ayrı toplayarak geri dönüşüme kazandıracak ve ekonomiye katkı sağlayacağız. Sıfır atık sisteminin etkin ve verimli bir şekilde uygulanması, yaygınlaştırılması, sürdürülebilir çalışmaların gerçekleştirilmesi için eğitim ve bilgilendirme çalışmalarının yapılması gerekiyor. Bu noktada da çocuklarımızın ve gençlerimizin projeye katılım sağlaması uygulamaların gelecek nesillere taşınması açısından önem arz ediyor. Şimdi de Millî Eğitim Bakanlığı ve TEMA Vakfı ile birlikte gelecek nesillere konunun önemini anlatabilmek için okullarda Sıfır Atık Projesi’ne başlıyoruz. Çocuklara israfın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, oluşan atık miktarının azaltılmasını, etkin toplama sisteminin kurulmasını ve atıkların geri dönüştürülmesi sürecini anlatacağız. Kısacası gelecek nesle tasarrufu ve verimliliği aktaracağız” dedi.

Proje ülkemizin geleceğine hizmet ediyor

Millî Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürü İsmail ÇOLAK, “Doğayı gelecek nesillere daha yaşanabilir bir halde bırakmak en öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Bu nedenle geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızı bugünden doğa bilinci ile yetiştirmemiz gerekiyor. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde başlayan Sıfır Atık Projesi kapsamında TEMA Vakfı’nın doğa eğitimi konusundaki deneyimiyle geliştirdiği Sıfır Atık Eğitim Projesi bu noktada çocuklarımızın bilinçlenmesi için önemli bir kazanım sağlayacaktır. Sıfır Atık Eğitim Projesi’ni okullarda öğretmenlerimiz TEMA Vakfı gönüllüleriyle birlikte uygulayacaktır. Yapılan çalışmalar ülkemizin sadece bugününe değil, aynı zamanda geleceğine de hizmet ediyor. Uzun yıllar devam edecek olan proje ile tüm kademedeki çocuklara ulaşmayı hedefliyoruz” dedi.

Çocuklar 5D ile atık yönetimi felsefesini tanıyacak

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz ATAÇ; “Doğal varlıklarımızı korumaya yönelik başlatılan Sıfır Atık projesini çok değerli görüyoruz. Bu önemli projeye biz de çocuklarımıza yönelik geliştirdiğimiz eğitim projemizle katkı sağlamak istedik. İl temsilciliklerimiz ve gönüllülerimiz sayesinde Millî Eğitim Bakanlığımız ile yıllardır Türkiye’nin 81 ilindeki okullarda doğa eğitim programları yürütüyoruz. Doğa eğitimlerimizi destekler nitelikte geliştirdiğimiz Sıfır Atık Eğitim Projesi ile de geleceğimiz çocuklarımızın doğal varlıkların korunması, çevre dostu tüketim alışkanlıkları ve atık yönetimi ile ilgili konularda farkındalık kazanmasını amaçlıyoruz. Bu eğitim ile çocuklarımızı 5D olarak tanımlanan aşamalı bir atık yönetimi felsefesi ile tanıştırmak istiyoruz. 5D Felsefesi: 1-Düşün ve Gerekli Değilse Tüketme, 2- Daha Az Tüket, 3- Değerlendir ve Yeniden Kullan, 4- Değiştir ve Farklı Amaçla Kullan, 5- Dönüştür ve Doğaya Geri Kazandır gibi tüketim ilkelerinden oluşuyor. Çocukların 5D ile “Sıfır Atık” kavramlarını tanımalarını ve atık oluşumunu nasıl engelleyeceklerini fark etmelerini hedefliyoruz. İlk etabında Ankara’da başlayacak olan Sıfır Atık Eğitim Projesi’ni tüm Türkiye’de yaygınlaştırıp çok daha fazla çocuğa eriştirmek için çalışmalarımız devam edecek. Bu süreçte emeği geçen tüm kurum ve kişilere teşekkür ediyoruz” dedi.

TEMA Vakfı gönüllüsü öğretmenler doğa eğitimleri için buluştu

TEMA Vakfı, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) Temel Eğitim Genel Müdürlüğü iş birliğiyle her yıl 81 ilde binlerce gönüllü öğretmenin desteğiyle çocuklara Doğa Eğitim Programlarını ulaştırıyor.

TEMA Vakfı, MEB Temel Eğitim Genel Müdürlüğünün katkılarıyla 26 Kasım Pazartesi günü Ankara’da 2018- 2019 Eğitim Öğretim Yılı’nda gönüllü olarak sınıflarında Doğa Eğitimi Programlarını uygulayacak olan öğretmenlerle “Öğretmen Bilgilendirme ve Koordinasyon Toplantısı” düzenledi. Toplantı MEB Temel Eğitim Genel Müdürlüğü Ar-Ge ve Projeler Daire Başkanı Dr. Gülderen ÖZDEMİR, TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz ATAÇ, TEMA Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi Prof. Dr. Gelengül HAKTANIR, TEMA Vakfı Genel Müdür Yardımcısı Başak YALVAÇ ÖZÇAĞDAŞ ve TEMA Vakfı Ankara İl Temsilcisi Nevzat Özer’in katılımıyla gerçekleştirildi.

Bugüne kadar eğitim programları ve projelerle yaklaşık 650 bin öğrenciye ulaşıldı

Gelecek nesillere sağlıklı bir çevre bırakmanın en temel sorumluluğumuz olduğunu ifade eden MEB Temel Eğitim Genel Müdürlüğü Ar-Ge ve Projeler Daire Başkanı Dr. Gülderen ÖZDEMİR, öğretmenler gününü kutlayarak; “Çocuklarımız bir kâğıdın dönüşümünün, su olmadan hiçbir canlının yaşamını sürdüremeyeceğinin, ekosistemdeki her bir varlığın doğanın dengesi açısından çok önemli bir yeri olduğunun farkına varmalıdır. Çocuklarımızın doğal varlıkların tükenebilir olduğu bilinciyle davranışlarına gereken hassasiyeti de yansıtmaları gerekiyor. Gündelik hayatın her aşamasında bunun sorumluluğunu hissedebilmelidirler. Elini yıkarken suyun gereksiz akmamasından atıkların tekrar kullanılabilir olduğunu bilmelerine kadar, israfa yer vermeden doğal varlıkların verimli kullanılmasına kadar bu hassasiyeti göstermelidirler. Ülke olarak son yıllarda bu konularda çalışmalar hızla artmış ve ulusal çalışmalara dönüşmüştür. Yararlı sonuçlar alınmaya da başlanmıştır. Bu bağlamda TEMA Vakfı ile uzun yıllar süren iş birliği ile bugüne kadar 81 ilde yürütülen çalışmalarla yaklaşık 650 bin öğrenciye ulaşarak geniş bir yelpazeyi bilinçlendirmiş bulunuyoruz. Bu anlamda insana yapılan eğitim yatırımlarının dönüşümünün yine insanlığa hizmet olduğunu bilmeliyiz” dedi.

Eğitim programları öğretmenlerin gönüllü desteğiyle uygulanıyor

TEMA Vakfının MEB Temel Eğitim Genel Müdürlüğü iş birliğiyle her yıl 81 ilde gönüllü öğretmenlerin desteğiyle yüz bini aşkın çocuğa Doğa Eğitim Programlarını ulaştırdığını belirten TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz ATAÇ; “Doğa bilinciyle büyüyen nesiller için TEMA Vakfı olarak okullarda doğa eğitimleri veriyoruz. Çünkü çocukların doğayı tanımadan sevemeyeceğine, sevmeden koruyamayacağına inanıyoruz. Yarınlarda doğayı tanıyan, seven, koruyan; kendisini doğanın sahibi değil de bir parçası olarak gören nesiller için çocuklarımızın daha fazla doğa ile iç içe olması gerekiyor. Doğayı anlayarak ve doğaya uyum sağlayarak sürdürülebilir bir yaşam mümkün. Bu nedenle bizler Minik TEMA, Yavru TEMA ve Ortaokul TEMA adlı eğitim programlarımızı gönüllü öğretmenlerin desteğiyle her yıl 81 ilde yüz bini aşkın çocukla uyguluyoruz. Çocukların doğada keşfederek vakit geçirmelerini desteklemeyi, doğaya duyarlı davranış ve tutumlar sergileyen bireyler olmalarına katkı sağlamayı, fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimlerini desteklemeyi hedefliyoruz. Bu kapsamda Doğa Eğitim Programlarını çocuklara ulaştırma olanağı sağlayan başta Millî Eğitim Bakanlığı ve gönüllü öğretmenlerimiz olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.

Tema Vakfı’ndan Kömür Etme kampanyası

TEMA Vakfı, kömürlü termik santrallerin ve kömür madenciliğinin tarım alanlarına verdiği zarara dikkat çekmek üzere “Kömür Etme” sloganıyla bir farkındalık kampanyası başlatıldı.

Trakya, Çanakkale, Eskişehir, Adana, Konya ve Karaman’ın verimli tarım topraklarına kömürlü termik santraller ve kömür ocakları kurulması planlanıyor. Kömürlü termik santrallerin ve kömür madenciliğinin tarım alanlarına verdiği zarara dikkat çekmek için çalışmalar yürüten TEMA Vakfı, bu sefer de yeni başlattığıkampanya ile “Kömür Etme” diyerek kömür yatırımlarının tarım alanlarında yapılmaması için karar alıcılara çağrı yapıyor. Termik santral projelerinden biri Avrupa’daki tarım hayatının temellerinin atıldığı arkeolojik kazılarla saptanan Kırklareli’de planlanıyor. Bu kapsamda gıdayı, suyu ve hayatı tehdit eden kömür projelerinin tarım toprağına vereceği zararları yerinde görmek ve konuyla ilgili detayları paylaşmak üzere TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, basın temsilcileri,TEMA Vakfı gönüllüleri ve uzmanlar ile birlikte Kırklareli’yi ziyaret etti.

Tarım Avrupa’ya Trakya’dan yayıldı

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının önemli çalışmaları sayesinde Bakanlar Kurulu kararları ile toplam 7 milyon hektarı (yaklaşık iki Konya ili büyüklüğünde bir alan) kaplayan 257 ovanın “Büyük ova koruma alanı” ilan edildiğine değinen TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç; “Türkiye’nin gıdasının üretilmesinde önemli bir yer tutan Trakya’nın 85 bin dönümlük Kırklareli Ovası da bu ovalar arasında yer alıyor. Bu bölgedeki verimli topraklara maalesef kömürlü termik santral kurulması planlanıyor.Büyük ova ilan edilen bölgelerde projelendirilen termik santral ve kömür madenciliği projeleri Türkiye’nin gıda ve su güvencesini tehdit ediyor. Bu projeler başta toprak ve su varlıkları olmak üzere tüm doğal varlıklara geri dönülmez zararlar veriyor. Ayrıca termik santrallerin neden olacağı hava kirliliği ve su tüketimi tarımı, çiftçiyi ve halk sağlığını olumsuz etkiliyor. Öte yandan bir kömürlü termik santralin ortalama 35 yıllık ömrü bulunuyor. Ancak bu bölgenin 8 bin 200 yıl önce ilk tarımsal yaşamın başladığı ve Avrupa’ya yayıldığı topraklar olduğu biliniyor. Bu topraklar tarımsal açıdan tarihi değerini günümüzde de sürdürüyor. 35 yıllık enerji üretimi için yılların tarımsal değerinden vazgeçilmemesi gerekiyor.Ayrıca bu bölgeye planlanan termik santral için gerçekleştirilmek istenen çevresel etki değerlendirme (ÇED) kapsamındaki halkı bilgilendirme toplantısını yerel halk yaptırmadı. Çünkü bu verimli topraklara termik santral yapılmasını istemiyorlar. Tarım ve hayvancılık yaparak hayatlarını sürdürmek istiyorlar. Bu bakımdan Tarım ve Orman Bakanlığına tarım alanlarındaki kömür yatırımlarına izin vermemesi için çağrı yapıyoruz” dedi.

Enerji verimliliği ve tasarrufuna öncelik verilmeli

Uluslararası Enerji Ajansı kısa bir süre önce karbon salan herhangi bir santralin inşa edilebilmesi için artık yer olmadığını, tüm yeni enerji projelerinin düşük karbonlu olması ve mevcut altyapının emekli edilerek enerji altyapısının temizlenmesi gerektiğini açıkladı. Buna karşın bugün Türkiye’nin önemli tarım alanlarına termik santraller kurulması planlanıyor. Türkiye’nin yüzde 27 oranında toplam enerji verimliliği ve tasarrufu potansiyeli bulunuyor ve neredeyse tüketilen enerjinin üçte biri israf ediliyor. En ucuz ve temiz enerji, tüketilmeyen enerjidir. Konut ve ofislerde yüzde 29 oranında elektrik tasarrufu potansiyeli var. Türkiye’nin sanayideki enerji tüketimi birkaç sektörde yoğunlaşmış durumdadır. Sanayide tüketilen enerjinin yüzde 45’ini, elektriğin yüzde 29’unu çimento ve demir-çelik sektörü tüketiyor ve bu sektörlerde yüksek oranda enerji verimliliği ve tasarrufu potansiyeli bulunuyor. Sadece bu iki sektörde bile yüzde 20’den fazla elektriği geri kazanma fırsatı var. Tekstil sektöründe ise bu oran yüzde 57 seviyesine erişiyor. Bu nedenle elektrik üretmek için yeni kömürlü termik santraller projelendirmek yerine enerji yatırımlarında tasarruf ve verimlilik çalışmalarının önceliklendirilmesi önem kazanıyor.

TEMA Vakfı orman yangınlarına dikkat çekti

TEMA Vakfı yaz mevsiminde havaların ısınmasıyla birlikte artan orman yangını riskine dikkat çekti. Türkiye’de 16 – 23 Temmuz 2018 tarihleri arasında 33 ilde 90’dan fazla orman yangını çıktığına vurgu yapan TEMA Vakfı, yangınların büyük bir kısmının insan kaynaklı olduğunun altını çizdi.

Yaz mevsiminde orman yangınlarında belirgin bir artış görülüyor. Orman yangınlarının büyük bir bölümünün piknik ateşi yakılması, sigara izmariti atılması gibi ihmal ve kusurlardan kaynaklandığını hatırlatan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, yangınların yalnızca ağaçlara değil ormanda yaşayan tüm canlılara zarar verdiğini söyledi. Orman ekosisteminin büyük zarar gördüğüne dikkat çeken Deniz Ataç, “Orman yangınlarıyla ağaçların yanı sıra orman altı bitki örtüsünü ve ormanın içinde yaşayan çok sayıda canlıyı kaybediyoruz. Her geçen yıl iklim değişikliğinin etkisiyle yangın riski daha da artıyor. Ormanlık alanlarda çok dikkatli davranmamız gerekiyor. Yapılan yanlış bir hareket binlerce hektar orman alanının ve canlının hayatını kaybetmesine neden olabilir. Ormanda ateş yakılmaması, sigara izmaritlerinin ormana atılmaması ve bir yangın görüldüğünde hemen ALO 177’nin aranması gerekiyor” dedi.

Günde ortalama 11 orman yangını çıkıyor

Orman Genel Müdürlüğü’nün web sayfasında yer alan bilgilere göre son günlerde ortalama 11 yangın çıkıyor. Antalya, Muğla, İzmir, Manisa ve Hatay illeri orman yangını sıralamasında ilk beş sırayı teşkil ediyor, 33 ildeki yangınların %50’si bu illerde gerçekleşiyor.

Yangına müdahale süresi 15 dakikaya kadar indi

Türkiye’de 2002 yılında orman yangınlarına müdahale süresi ortalama 40 dakika iken Orman Genel Müdürlüğü’nün yaptığı yatırımlarla bugün 15-16 dakikaya kadar geriledi. Erken haber alma sistemlerinin kurulması ve helikopterlerin de aralarında yer aldığı yangın müdahale araçlarının yenilenmesi sürenin azalmasında etkili oluyor. Orman yangınlarına erken müdahale edilmesinde yurttaşlara da önemli roller düşüyor. Yurttaşlar herhangi bir yangın ya da duman gördüklerinde ücretsiz ALO 177 Orman Yangın İhbar Hattı’nı arayarak yangına erken müdahale edilmesine destek verebilirler. Bu sayede yangınlara daha kısa sürede ulaşılıyor ve büyümesine imkan verilmeden küçük alanlarda kontrol ediliyor.

Türkiye’de ormanların %60’ı yangın riski altında

Türkiye’de 1997-2017 yılları arasında çıkan yaklaşık 46 bin 200 adet orman yangını ile 185.665 hektar  (166 bin hektarlık Tuz Gölü büyüklüğünün de üzerinde)orman yandı. Çıkan orman yangınlarının yaklaşık %90’ının insan kaynaklı olduğu görülüyor. Bu yangınların:

  • %49’u ihmal ve dikkatsizlik olarak nitelenen anız yakma, çöplük yangını, avcı ve çoban ateşi, sigara, piknik ateşi, enerji nakil hattı, trafik kazaları gibi sebeplerden kaynaklandı. Yalova ilinin 1,5 katı büyüklüğünde (yaklaşık 123.000 hektar) orman ihmal ve kusurlar nedeniyle yandı.
  • %10’u terör, kundaklama, orman açma ve diğer nedenlerle kasıtlı olarak çıkarıldı.
  • %31’inin nedeni saptanamadı. Uzmanlar bilinmeyen nedenlerin hemen hemen hepsinin insan kaynaklı olduğunu kabul ediyor.
  • Doğal nedenlerle çıkan orman yangınları, yanan ormanların yaklaşık %3’ünü oluşturuyor.

Sadece 2017 yılı verilerine bakıldığında yaklaşık 2 bin 400orman yangını çıktı. Yaklaşık 12 bin hektarlık (16 bin futbol sahası büyüklüğünde) bir orman alanı yandı. Yangın başına beş hektarlık alanın yandığı ve bu yangınların %11’inin doğal, %89’unun insan kaynaklı (%6 kasıt, %30 ihmal ve dikkatsizlik, %53 faili meçhul) çıktığı tespit edildi.

Yazları sıcak ve kurak geçen Akdeniz iklimi etkisi altındaki Türkiye’de ormanların %60’ı yangın riskiyle karşı karşıya. Kahramanmaraş’tan başlayıp Akdeniz ve Ege’yi takiben İstanbul’a kadar uzanan 1700 km’lik bandın 160 km derinliğindeki bölümü yangın açısından büyük risk taşıyor. Bu alanda yangına birinci derecede hassasiyet taşıyan 12 milyon hektar orman alanı bulunuyor.

TEMA Vakfı’ndan siyasete ekolojik çağrı

TEMA Vakfı, 24 Haziran 2018 seçimleri öncesinde EkoSiyaset 2018 Belgesi’ni hazırlayarak seçime katılan tüm siyasi partilerle paylaştı.

TEMA Vakfı, EkoSiyaset 2018 Belgesi’ni hazırlayarak seçimlere girecek tüm siyasi partilere iletti. EkoSiyaset 2018 Belgesi; toprak, tarım, gıda güvencesi, ormanlar, doğa koruma alanları, biyolojik çeşitlilik, su, iklim değişikliği, enerji politikaları, madencilik, mekansal planlama ve çevresel etki değerlendirmesi gibi konulara dikkat çekiyor. Bu kapsamda yapılması gerekenlerle ilgili hem siyasi partilere hem de seçmenlere yönelik önemli mesajlar içeriyor.

Konuyla ilgili konuşan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “TEMA Vakfı bugüne kadar beş genel ve üç yerel seçim öncesi siyasetçilere ekosistem odaklı mesajlar hazırladı ve çevre sorunlarına ilişkin çözüm önerilerini sundu. EkoSiyasetintemel amacı, doğanın ve çevrenin korunması, öncelikli odağı ise sürdürülebilir yaşamdır. TEMA Vakfı 2018 EkoSiyaset Belgesi insanın da bir parçası olduğu ekosistemin neden ve nasıl korunması gerektiği hakkında siyasetçilere ve seçmenlere yönelik önemli bilgiler içeriyor. Bu bilgilerin siyasi partiler tarafından benimsenmesini ve seçimden sonra uygulanmasını umut ediyoruz. Ülkemizi yönetecek siyasilere, ekosistemi nasıl koruyacaklarına dair rehber olmayı, seçmenleri sürdürülebilir yaşam ilkesi çerçevesinde bilgilendirerek siyasilerden bu konuda talepte bulunmalarını sağlamayı amaçladık. Seçimler öncesi ve sonrasında, bu amaçlara hizmet etmek isteyen tüm siyasal partilerimize katkıda bulunmayı sorumluluk sayıyoruz. Bu kapsamda TEMA Vakfı yöneticileri, TEMA Vakfı 2018 EkoSiyaset Belgesi’ni seçimlere girecek siyasi partilere ve Cumhurbaşkanı adaylarına sunarak çözüm önerileri hakkında bilgi paylaşımında bulundu” dedi. 

İçeriğinde doğa ile ilgili yapılması gerekenler için öneriler bulunuyor

TEMA Vakfı 2018 EkoSiyaset Belgesi ile toprak başta olmak üzere tüm doğal varlıklar, iklim, enerji, madencilik ve çevre politikaları kapsamında mevcut durum incelendikten sonra, başlıca sorunlara dikkat çekilerek çözüm önerileri özetleniyor. Tarım topraklarının azaldığına dikkat çekilen belgede toprakların amaç dışı kullanımının önlenmesi ve sürdürülebilir toprak ve mera yönetiminin hayata geçirilmesi öneriliyor. Dikkat çekilen diğer bir konu ise 2B uygulamalarıyla yaşanan orman tahribatı. 2B uygulamalarının sona erdirilmesi çözüm olarak sunulurken Orman Kanunu’na istinaden verilen izinlerde ise “kesin zorunluluk ve üstün kamu yararı” koşulu aranması gerektiğine vurgu yapılıyor. Türkiye’nin zengin tür çeşitliliğine sahip olduğunun ve korunan alanlarla ilgili son yıllarda artış yaşandığının altının çizildiği belgede, 2016 yılı istatistiklerine göre Türkiye’de korunan alanların ülke yüzölçümüne oranının yaklaşık %9 olduğuna dikkat çekiliyor. Bu oranın gerek dünya gerekse AB ortalamalarının altında kaldığına vurgu yapılırken konuyu bir kurumun sahiplenmesi ve koruma altına alınan alanların mevcut biyolojik çeşitliliği kapsayacak şekilde planlanması, yapılacak boşluk analizlerine göre yeni koruma alanlarının belirlenmesi gerektiği dile getiriliyor.

Türkiye’nin iklim değişikliği için yapabilecekleri var

TEMA Vakfı 2018 EkoSiyaset Belgesi’nde, şiddetli kuraklıkların yaşanması ve su talebinin en yüksek olduğu aylarda su potansiyelinin önemli miktarda azalmasına dikkat çekilerek çözüm olarak Türkiye’de suyu koruma altına alacak bir su yasasına ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor. Türkiye’nin iklim değişikliğinin etkilerinden en fazla etkilenecek ülkelerden biri olmasına rağmen, sera gazı emisyonlarını en hızlı arttıran ülkelerden olmasına dikkat çekiliyor. “Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkı Niyet Beyanı”nın büyüme senaryolarıyla güncellenmesinin ve Paris Anlaşması’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanmasının çözüm yolunda önemli adımlar olduğu üzerinde duruluyor. Enerji politikaları ile ilgili bilgilere de yer verilen belgede Türkiye’nin fosil yakıtları kullanarak enerji üretmek yerine güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesine çağrı yapılıyor. Madencilik faaliyetlerinin çevreye azami duyarlılık gösterilerek yürütülmesi gerektiğine dikkat çekilen belge ile üstün kamu yararına vurgu yapılıyor. Ormanlarda ve korunan alanlarda madencilik faaliyetlerine izin verilmemesi gerektiği ifade ediliyor. 

Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nde iyileştirmeler yapılmalı

İmar planlarının su, toprak varlıkları ve biyolojik çeşitliliği etkilediğine yer verilen TEMA Vakfı 2018 EkoSiyaset Belgesi’nde, mekânsal planlama ile ilgili çözüm önerilerine de değiniliyor. Bu kapsamda ekosistem anlayışının benimsenmesi, tarım ve mera alanlarının amaç dışı kullanımının önlenmesi, iklim değişikliğini önleme ve uyum konularının göz önünde bulundurulması, doğal ve kültürel kimliklerin korunması, sürdürülebilir arazi kullanım politikalarının hayata geçmesinin temel şartı olarak altı çiziliyor. Bugüne kadar 20 kez değiştirilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’nde ve uygulamalarda iyileştirilmeye ihtiyaç duyulduğu ifade edilirken Stratejik Çevresel Değerlendirmenin (SÇD) tüm sektörlere etkin bir şekilde uygulanması için ise 2017 yılında yürürlüğe giren SÇD Yönetmeliği’nin Geçici 2. maddesi kaldırılması gerektiğine dikkat çekiliyor.

TEMA Vakfı, insanların mutluluğunu odağına alan siyaseti, bugünün ve gelecek kuşakların gıda, hava ve su haklarının teminatı olan toprağımızı korumaya davet ediyor. Geleceğin çağdaş Türkiye’sinde sürdürülebilir yaşam için ön koşul, “toprağın, suyun, iklimin, ormanın, biyolojik çeşitliliğin” korunarak, doğru yönetilmesidir.

2018 EkoSiyaset Belgesi’ne ulaşmak için tıklayın.

Sütaş ve TEMA Vakfı, organik ve organomineral gübre kullanımına dikkat çekti

Sütaş ve TEMA Vakfı iş birliğinde gerçekleşen “Organomineral Gübre Çalıştayı” için derlenen bildirilerin yer aldığı, tarım ve hayvancılık sektörü uygulamaları açısından referans niteliği taşıyan çalıştay kitabı tanıtıldı.

Sütaş ve TEMA Vakfı iş birliğiyle düzenlenen‘Organomineral Gübre Çalıştayı’, çeşitli üniversitelerden 20 akademisyen ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı temsilcilerinin katılım ve katkılarıyla gerçekleşti. Çalıştay kitabının tanıtıldığı basın toplantısında; tarım topraklarındaki sağlık ve kalite göstergelerinin başında gelen organik madde eksikliğine dikkat çekilerek, bu durumun toprağın verimliliğini etkileyen en önemli sorunlardan biri olduğunun altı çizildi.

Ülkemizde tarım topraklarının %99’unda organik madde içeriği düşük seviyede

26 yıldır başta toprak olmak üzere tüm doğal varlıkları korumak için çalışmalar yürüttüklerini ifade eden TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, tarım topraklarını daha verimli hale getirmek için toprağın bir ekosistem olarak canlı ve cansız tüm bileşenleri ile korunması gerektiğini söyledi. Toprağın gıda ve temiz su sağlama, biyolojik çeşitliliği koruma, karbon, azot ve su döngüsünde düzenleyici rol üstlenme gibi yaşamsal önemi olan ekosistem hizmetleri sunduğunu belirtti. Tüm ekosistem hizmetlerinin doğrudan toprak kalitesi ile ilişkili olduğunu ifade eden Deniz Ataç, “Sütaş’ın desteğiyle çok değerli bilim insanlarının ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığıtemsilcilerinin katılımıyla topraklarımız için önemli bir çalışma gerçekleştirdik. Bu çalışmada erozyon kadar önemli bir diğer toprak sorunu olan organik madde miktarı azlığına dikkat çekildi. Toprak organik maddesi, toprak kalitesini, diğer bir ifadeyle toprağın ürettiği ekosistem hizmetlerini en fazla etkileyen kısımdır. İyi bir tarım toprağının ağırlığının en az %3’ü kadar organik madde içermesi gerekir. Türkiye’de tarım topraklarının %99’u bu değerin altındadır. Yanlış tarımsal uygulamalar topraklarımıza büyük oranda zarar veriyor, toprak ekosisteminin en işlevsel kısmı olan organik madde miktarını azaltıyor. Bu nedenle topraklarımızdaki organik madde miktarını artıracak kaynakların değerlendirilmesi, organik ve organomineral gübrelerin kullanımının yaygınlaştırılması önem taşıyor” dedi.

“Çiftlikten Sofralara” iş modeliyle doğadan aldığımızı doğaya geri veriyoruz

Sütaş Grubu Tarımsal Faaliyetlerden Sorumlu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tarık Tezel, “Bizler bugün yoğun bir çalışmanın ürünü olan ve sektör için çok değerli bir kaynak olacak bu kitabı sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Sütaş’ta biz 1975 yılından itibaren ‘sütün iyiliğini ve bereketini yayma’ misyonuyla çalışıyoruz. O günden bu yana doğal varlıkları emanetimiz, işimizi sosyal sorumluluğumuz, ekonomik kalkınmayı hedefimiz olarak gördük, görmeye de devam edeceğiz.

Bu bakış açısıyla sürdürülebilirlik, aslında işimizin doğal bir parçası. Sürdürülebilirlik anlayışımızın temelini de ‘Çiftlikten Sofralara’ entegre iş modelimiz oluşturuyor. Bu model tarım, hayvancılık ve sanayiyi bir araya getiren, bu sektörlerin entegre bir şekilde yönetildiği önemli bir örnek teşkil ediyor ve aynı zamanda bölgesel bir kalkınma modeli niteliği taşıyor. Biz, işimizi sadece süt ve süt ürünleri üretmek olarak değerlendirmiyoruz. İneklerin beslendiği ottan sofralarımıza ulaşan ürünlerimize kadar olan bütün süreci yönetip denetliyoruz. Kısacası; “Çiftlikten Sofralara” iş modelimiz sayesinde doğadan aldığımızı doğaya geri veriyoruz” dedi.

Tezel sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye tarım topraklarının fiziksel, kimyasal, biyolojik özelliklerinin ve verimlilik potansiyellerinin istenen düzeyde olabilmesi için organik madde içeriği, toprak ağırlığının en az yüzde üçü kadar olmalıdır. Son yıllarda yapılan toprak analizi sonuçlarına göre topraklarımızın yüzde doksan dokuzu bu değerin altında organik madde içermektedir. Yanlış ve bilinçsiz tarım uygulamaları toprak ve çevre sağlığını etkiliyor. Oysa tüm bu olumsuzluklardan kurtulmak için elimizde güçlü bir anahtarımız var; ‘organik ve organomineral gübre’. Sütaş olarak hayvansal ve bitkisel tüm atıklarımızı enerji tesislerimizde elektrik ve buhar enerjisine çevirmekle kalmıyor, 2016 yılından bu yana biyogaz tesislerimizde işlediğimiz gübreleri yüksek kaliteli organik ve organomineral gübre haline getiriyoruz. Şimdilik yılda 6 bin ton düzeyinde üretim yapıyoruz. 2020 yılı için hedefimiz ise yılda 100 bin ton organomineral gübre üretimi.”

Toprağın tüm canlılar için hayati rolleri bulunuyor

Organomineral Gübre Çalıştayıkitabının editörü ve TEMA Vakfı Danışmanı Prof. Dr. Engin Kınacı, “Toprak kalitesinin en önemli göstergelerinden biri olmasına rağmen, bugün toprak organik maddesinin önemi yeterince bilinmiyor. Üreticiler, toprağın organik madde içeriğinin önemi, topraklarında kullanabilecekleri hayvansal ve bitkisel organik madde kaynakları ve bunların kullanılma şekilleri hakkında bilgilendirilmeli. Organik madde içeriği bakımından fakir olan topraklarımızın iyileştirilmesi için organik ve organomineral gübrelerin kullanımının ve sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması konusunda örnek arazi çalışmaları ile farkındalık çalışmalarının yürütülmesi gerekiyor. Organomineral gübreler hem organik madde kaynağı olmaları hem de bitkilerin hemen ihtiyaç duydukları mineralleri içermeleri bakımından önemli bir üstünlüğe de sahip. Bu bakımdan organik ve organomineral gübrelerin kullanımı teşvik edilmelidir” dedi.

TEMA Vakfı’nın gönüllü sayısı Türkiye’deki 50 ilin nüfusunu geride bıraktı

81 ilde örgütlü olan TEMA Vakfı’nın gönüllü sayısı 700 bini aştı. Barem Pazar Araştırma ve Danışmanlık firması tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre son yıllarda artan çevre duyarlılığı TEMA Vakfı’nın gönüllü sayısının artmasına da önemli bir ivme kazandırdı.

2017’de yaklaşık 50 bin yeni gönüllü kazanımı sağlayan TEMA Vakfı’nın toplam gönüllü sayısı 700 bini aştı. TEMA Vakfı böylece nüfus bakımından Türkiye’de 50 ili geride bıraktı. Ayrıca TEMA Vakfı gönüllü sayısı ile aralarında İzlanda, Karadağ, Malta gibi ülkelerin de yer aldığı 12 ülkenin nüfusunun da önüne geçmiş oldu.

700 bininci gönüllü Bursa’dan
81 il, 303 ilçe, 51 mahalle ve 142 üniversitedeki gönüllü örgütlenmeleri ile toplamda 577 noktada faaliyetlerini sürdüren TEMA Vakfı’nın 700 bininci gönüllüsü Bursa’dan doğaya gönül veren bir üniversite öğrencisi Buğra Aydoğdu oldu. 700 bin gönüllüye ulaşılmasından dolayı memnuniyet duyduklarını ifade eden TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, TEMA Vakfı’nın yurt çapındaki gönüllüleriyle başta toprak olmak üzere, orman, su ve biyolojik çeşitlilik gibi tüm doğal varlıkları korumak için çalışmalarını yürüttüğünü belirtti. Doğal varlıkları koruma çalışmalarında gönüllülerin çok önemli bir rol üstlendiğinin altını çizen Deniz Ataç, gücünü gönüllülerinden alan bir halk hareketi olarak daha çok gönüllünün desteğine ihtiyaç duyduklarını söyledi. ‘’TEMA Vakfı, her geçen gün büyüyen bir aile olma özelliği taşıyor” diyen Ataç, “700 bininci gönüllümüz Bursa’dan bir üniversite öğrencisi Buğra Aydoğdu oldu. Gençlerin gönüllü olarak doğa koruma çalışmalarında aktif sorumluluk alması bizlere umut veriyor. Kendisinin nezdinde bizlere bu yolu açan kurucularımıza, 26 yıldır emek veren tüm gönüllülerimize ve çalışanlarımıza teşekkür ediyorum” dedi.

Gençlere göre TEMA Vakfı aile gibi
Barem tarafından 1262 TEMA Vakfı gönüllüsü ile CAWI (Bilgisayar Destekli Web Görüşmesi) yöntemiyle gerçekleştirilen ‘Gönüllülük Araştırması’na göre gönüllüler, TEMA Vakfı’nı temsil eden ilk beş özelliği; ‘başarılı’, ‘saygın’, ‘aile gibi’, ‘toplumun her kesimini kucaklayan’ ve ‘deneyimli’ olarak ifade ediyor. Araştırmaya katılan gençlerin %67’si ilk gönüllülük deneyimini TEMA Vakfı’nda gerçekleştirdiklerini belirtirken, %80’i TEMA Vakfı’nı tanımlarken ‘aile gibi’ kavramını kullanıyor. Çevre sorunlarıyla ilgili yürütülen çalışmalarda gençlerden önemli ölçüde destek gören TEMA Vakfı’nın gençler tarafından aile gibi görülmesi motive edici bir unsur olarak öne çıkıyor.

Gönüllü olma nedenlerinin başında çevre sorunlarına duyarlılık geliyor
Araştırmaya göre, TEMA Vakfı’nda gönüllülük yapma nedenlerinin başında; ‘doğa sorunlarının çözümüne öncelik verilmesi gerektiğine inanma’ ve ‘çevresinde önemlibir çevre sorunu yaşanıyor olması’ geliyor. TEMA Vakfı gönüllüleri, gerçekleştirdikleri gönüllü faaliyetlerle doğaya karşı sorumluluklarını yerine getirdiğine inanıyor. Gönüllüler en çok katıldıkları gönüllü faaliyetleri; gönüllü kazanımı faaliyetleri, eğitim ve farkındalık çalışmaları, sosyal medyada destek verme, ağaçlandırma, tanıtım/stant ve savunuculuk faaliyetleri olarak sıralıyor.

Araştırmaya katılan gönüllüler TEMA Vakfı’nı; bilimsel ilkelerle hareket eden, gönüllülük esasına dayalı, güvenilir, herkesi kucaklayan, katılımcı, saygın, siyasi açıdan tarafsız ve şeffaf bir sivil toplum kuruluşu olarak tanımlıyor. Bu kapsamda TEMA Vakfı’nda gönüllülük yapmanın kazanımları ise; çocuklara ve gençlere rol model olmak, doğaya karşı sorumluluğunu yerine getirmiş olmak ve bunun verdiği huzur, doğa koruma konusunda aktif çalışmaların parçası olmak, doğa sorunlarının çözümünde dayanışma ruhunu hissetmek ve saygın bir kurumun üyesi olmak olarak sayılıyor.

Araştırmaya göre gönüllüler, TEMA Vakfı’ndaki gönüllülük deneyiminden mutlu, TEMA Vakfı gönüllüsü olmaktan gurur duyuyor ve yüzde 93’ü TEMA Vakfı’na yeni gönüllülerin katılması için gönüllü elçilik yapıyor.

Bazı problemleri çözmek için #BilmekYetmez

TEMA Vakfı, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde ülke çapında yürüttüğü doğa eğitimi kampanyasına destek çağrısı yaptı.

Doğa Eğitim Programları’nı duyurmak ve destek çağrısı yapmak amacıyla TEMA Vakfı, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde bir açıklama yayınladı. Doğa Eğitim Programları’na ve kampanyaya dair bilgiler veren TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Doğa bilinciyle büyüyen nesiller için TEMA Vakfı olarak Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile imzalanan iş birliği anlaşması kapsamında okullarda doğa eğitimleri veriyoruz. Çünkü inanıyoruz ki çocuklar doğayı tanımadan sevemez, sevmeden koruyamaz. Bu eğitimleri daha fazla çocuğa ulaştırmak için hazırladığımız doğa eğitimleri kampanyamız, gönüllü bir ekibin çalışmasıyla ortaya çıktı.  Medina Turgul DDB’nin hazırladığı, PToT Filmin katkı verdiği ve gönüllümüz Yiğit Özşener’in seslendirdiği kampanyamızı bugün kamuoyuyla paylaşıyoruz. Kampanya kapsamında hazırlanan filmlerle orman yangını, iklim değişikliği, toprak ve orman alanlarındaki azalma gibi çevre sorunlarına dikkat çekiyoruz ve bu sorunlara karşı önlem almanın yolunun doğa bilinciyle büyüyen nesiller yetiştirmekten geçtiğine vurgu yapıyoruz” dedi.

Doğa eğitimleri 81 ilde 100 bini aşkın çocukla uygulanıyor

Bugün karşı karşıya olduğumuz bazı ekolojik problemleri çözmek için sadece coğrafya, matematik, tarih, dilbilgisi bilmenin yeterli olmayacağı ve çocukların erken yaşlardan itibaren doğa eğitimi almaları gerektiğini vurgulayan Deniz Ataç “#BilmekYetmez kampanyamız ile çağrımız tüm ebeveynlere. Yarınlarda doğayı tanıyan, seven, koruyan; kendisini doğanın sahibi değil de bir parçası olarak gören nesiller için çocuklarımızın daha fazla doğa ile iç içe olması gerekiyor. Doğayı anlayarak ve doğaya uyum sağlayarak sürdürülebilir bir yaşam mümkün. Bu nedenle bizler Minik TEMA, Yavru TEMA, Ortaokul TEMA ve Lise TEMA adlı eğitim programlarımızı binlerce gönüllü öğretmenin desteğiyle her yıl 81 ilde 100 bini aşkın çocukla uyguluyoruz. Çocukların doğada keşfederek vakit geçirmelerini desteklemeyi, doğaya duyarlı davranış ve tutumlar sergileyen bireyler olmalarına katkı sağlamayı, fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimlerini desteklemeyi hedefliyoruz. Daha fazla çocuğa bu eğitimleri ulaştırabilmemiz için şimdi desteğinize ihtiyacımız var. 5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle herkesi TEMA Vakfı’nın doğa eğitim programlarına destek vermeye çağırıyoruz. Dileyen herkes 3464’e TEMA yazıp SMS göndererek çocuklara yönelik doğa eğitimlerine 10 TL katkıda bulunabilir. Aynı zamanda #BilmekYetmez etiketiyle konuya dikkat çekmek için hazırladığımız filmleri sosyal medyada paylaşarak sesimizi daha geniş kitlelere duyurmamıza yardımcı olabilir” dedi.

İklim değişikliğinden etkilenen aileler Avrupa Birliği’ne dava açtı

Dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan ve iklim değişikliğinin etkilerine doğrudan maruz kalan aileler, Avrupa Birliği’ne (AB) dava açtı. AB’nin iklim hedeflerinin yeterince iddialı olmadığı ve yurttaşlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmediği gerekçesiyle dava açan aileler, hükümetleri iklim değişikliğinin etkilerine karşı somut adımlar atmaya davet ediyor. Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) üyesi olan TEMA Vakfı da davanın önemine dikkat çekiyor.

AB’ye dava açan ailelere düşünce kuruluşu Climate Analytics, birçok sivil toplum kuruluşu, bilim insanı ve yurttaş ile birlikte Türkiye’den TEMA Vakfı ve İklim Ağı gibi önde gelen çevre ve iklim örgütleri destek veriyor. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Ülkeler Paris Anlaşması ile sıcaklık artışını 1.5°C ile sınırlandırmak için çalışmalar gerçekleştirmeyi kabul etti. Bununla birlikte 2030 için belirlenen iklim hedeflerinin Paris Anlaşması için yeterli olmadığı açıkça görülüyor. Dünyanın farklı ülkelerinden ailelerin açtığı bu dava AB’nin iklim hedeflerini daha da ileri götürmesinin gerekliliğini ve aciliyetini gözler önüne seriyor. Pek çoğu tarım, hayvancılık ve bölgesel turizm gibi faaliyetlerle yaşamını sürdüren ailelerin iklim değişikliği sebebiyle hem geçim kaynakları hem de yaşam şekilleri gittikçe kötüleşiyor” dedi. İklim değişikliğinin TEMA Vakfı’nın öncelikli çalışma alanlarından biri olduğunun altını çizen Deniz Ataç, “Biz, ekosistem haklarını koruma çerçevesinde başta topraklarımız olmak üzere suyu, biyolojik çeşitliliği ve iklimi korumak için ulusal ve uluslararası ortaklarımızla birlikte çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Günümüzde ekosistem haklarının yanı sıra kentin hakkı, gelecek nesillerin hakkı gibi dördüncü kuşak haklar konuşuluyor. Bu bakımdan bugün aldığımız kararlar sadece kendi hakkımızı ve bugünü değil, bizlerden çok sonra dünyada bulunacak canlı ve cansız varlıkların hayatlarını etkiliyor. Durum böyle iken alınan kararlarda ve gösterilen davranışlarda gelecek nesillerin hakkını gözetmek bir zorunluluk haline geliyor. Bu sebeple ailelerin iklim davasına yürekten destek veriyoruz” dedi.

AB’nin yüzde 40 azaltım hedefi bile yetersiz
Avrupa’dan ve Avrupa dışından aileler, Avrupa Parlamentosu’nu ve Avrupa Konseyi’ni yurttaşlarını iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden korumayı başaramadığı için dava ediyor. Aileler, yüksek sera gazı emisyonu seviyelerine izin verilmesini ve mevcut 2030 iklim hedeflerinin yetersiz olmasını neden olarak gösteriyor. Avrupa Adalet Divanı Genel Mahkemesi’ne yöneltilen şikayette, AB’nin mevcut 2030 iklim hedeflerinin, yani sera gazı emisyonlarını 1990 yılını baz alarak yüzde 40 azaltmayı hedeflemesinin, iklim değişikliğinin tehlikelerini önlemek için yetersiz olduğu belirtiliyor.

Portekiz, Almanya, Fransa, İtalya, Romanya, Kenya ve Fiji’den on aile ile İsveç Sami Gençlik Birliği, AB’yi, mevcut 2030 iklim hedeflerinin yetersiz olması nedeniyle ve yurttaşlarını iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı korumayı başaramadığı için konuyu mahkemeye götürüyor. 8 ülkeden dava açan insanlar, AB’nin daha iddialı azaltım hedefleri koyarak yurttaşlarının temel haklarını korumayı hedeflemesini istiyor. Aileler, Mahkeme’den iklim değişikliğinin bir insan hakları meselesi olduğunu ve AB’nin kendi haklarını ayrıca bugünün çocuklarının ve gelecek nesillerin de hakkını korumakla yükümlü olduğunu kabul etmesini talep ediyor.

İklim değişikliği sadece Avrupa’nın meselesi değil
Fransalı davacı ailenin büyükbabası Maurice Feschet (72), iklim değişikliği nedeniyle, altı yıl içinde yüzde 44 ürün kaybı yaşadıklarını öne sürerken, İsveç Sami Gençlik Birliği’nden Sanna Vannar (22) ren geyiklerini kaybederlerse, Sami kültürünün yok olacağını belirtiyor. Vannar’a göre Sami gençlerinin çoğu ren geyiği çobanlığı yapıp aileleriyle kalmak istiyor, ancak bir gelecek göremiyorlar.

Davacı ailelerin avukatlarından Roda Verheyen, “İklim değişikliği sadece Avrupa’nın değil, dünyadaki diğer mahkemelerin de bir meselesidir. Davacı aileler AB Mahkemelerine ve yasal sisteme iklim değişikliğinin tehlikelerini önleme, yaşam, sağlık, iş ve mülkiyet hakkını savunma konusunda güveniyor. AB Mahkemeleri bu aileleri dinlemekle ve korunduklarından emin olmakla yükümlüdür” dedi.