Yazılar

TEMA Vakfı orman yangınlarına dikkat çekti

TEMA Vakfı yaz mevsiminde havaların ısınmasıyla birlikte artan orman yangını riskine dikkat çekti. Türkiye’de 16 – 23 Temmuz 2018 tarihleri arasında 33 ilde 90’dan fazla orman yangını çıktığına vurgu yapan TEMA Vakfı, yangınların büyük bir kısmının insan kaynaklı olduğunun altını çizdi.

Yaz mevsiminde orman yangınlarında belirgin bir artış görülüyor. Orman yangınlarının büyük bir bölümünün piknik ateşi yakılması, sigara izmariti atılması gibi ihmal ve kusurlardan kaynaklandığını hatırlatan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, yangınların yalnızca ağaçlara değil ormanda yaşayan tüm canlılara zarar verdiğini söyledi. Orman ekosisteminin büyük zarar gördüğüne dikkat çeken Deniz Ataç, “Orman yangınlarıyla ağaçların yanı sıra orman altı bitki örtüsünü ve ormanın içinde yaşayan çok sayıda canlıyı kaybediyoruz. Her geçen yıl iklim değişikliğinin etkisiyle yangın riski daha da artıyor. Ormanlık alanlarda çok dikkatli davranmamız gerekiyor. Yapılan yanlış bir hareket binlerce hektar orman alanının ve canlının hayatını kaybetmesine neden olabilir. Ormanda ateş yakılmaması, sigara izmaritlerinin ormana atılmaması ve bir yangın görüldüğünde hemen ALO 177’nin aranması gerekiyor” dedi.

Günde ortalama 11 orman yangını çıkıyor

Orman Genel Müdürlüğü’nün web sayfasında yer alan bilgilere göre son günlerde ortalama 11 yangın çıkıyor. Antalya, Muğla, İzmir, Manisa ve Hatay illeri orman yangını sıralamasında ilk beş sırayı teşkil ediyor, 33 ildeki yangınların %50’si bu illerde gerçekleşiyor.

Yangına müdahale süresi 15 dakikaya kadar indi

Türkiye’de 2002 yılında orman yangınlarına müdahale süresi ortalama 40 dakika iken Orman Genel Müdürlüğü’nün yaptığı yatırımlarla bugün 15-16 dakikaya kadar geriledi. Erken haber alma sistemlerinin kurulması ve helikopterlerin de aralarında yer aldığı yangın müdahale araçlarının yenilenmesi sürenin azalmasında etkili oluyor. Orman yangınlarına erken müdahale edilmesinde yurttaşlara da önemli roller düşüyor. Yurttaşlar herhangi bir yangın ya da duman gördüklerinde ücretsiz ALO 177 Orman Yangın İhbar Hattı’nı arayarak yangına erken müdahale edilmesine destek verebilirler. Bu sayede yangınlara daha kısa sürede ulaşılıyor ve büyümesine imkan verilmeden küçük alanlarda kontrol ediliyor.

Türkiye’de ormanların %60’ı yangın riski altında

Türkiye’de 1997-2017 yılları arasında çıkan yaklaşık 46 bin 200 adet orman yangını ile 185.665 hektar  (166 bin hektarlık Tuz Gölü büyüklüğünün de üzerinde)orman yandı. Çıkan orman yangınlarının yaklaşık %90’ının insan kaynaklı olduğu görülüyor. Bu yangınların:

  • %49’u ihmal ve dikkatsizlik olarak nitelenen anız yakma, çöplük yangını, avcı ve çoban ateşi, sigara, piknik ateşi, enerji nakil hattı, trafik kazaları gibi sebeplerden kaynaklandı. Yalova ilinin 1,5 katı büyüklüğünde (yaklaşık 123.000 hektar) orman ihmal ve kusurlar nedeniyle yandı.
  • %10’u terör, kundaklama, orman açma ve diğer nedenlerle kasıtlı olarak çıkarıldı.
  • %31’inin nedeni saptanamadı. Uzmanlar bilinmeyen nedenlerin hemen hemen hepsinin insan kaynaklı olduğunu kabul ediyor.
  • Doğal nedenlerle çıkan orman yangınları, yanan ormanların yaklaşık %3’ünü oluşturuyor.

Sadece 2017 yılı verilerine bakıldığında yaklaşık 2 bin 400orman yangını çıktı. Yaklaşık 12 bin hektarlık (16 bin futbol sahası büyüklüğünde) bir orman alanı yandı. Yangın başına beş hektarlık alanın yandığı ve bu yangınların %11’inin doğal, %89’unun insan kaynaklı (%6 kasıt, %30 ihmal ve dikkatsizlik, %53 faili meçhul) çıktığı tespit edildi.

Yazları sıcak ve kurak geçen Akdeniz iklimi etkisi altındaki Türkiye’de ormanların %60’ı yangın riskiyle karşı karşıya. Kahramanmaraş’tan başlayıp Akdeniz ve Ege’yi takiben İstanbul’a kadar uzanan 1700 km’lik bandın 160 km derinliğindeki bölümü yangın açısından büyük risk taşıyor. Bu alanda yangına birinci derecede hassasiyet taşıyan 12 milyon hektar orman alanı bulunuyor.

TEMA Vakfı’ndan siyasete ekolojik çağrı

TEMA Vakfı, 24 Haziran 2018 seçimleri öncesinde EkoSiyaset 2018 Belgesi’ni hazırlayarak seçime katılan tüm siyasi partilerle paylaştı.

TEMA Vakfı, EkoSiyaset 2018 Belgesi’ni hazırlayarak seçimlere girecek tüm siyasi partilere iletti. EkoSiyaset 2018 Belgesi; toprak, tarım, gıda güvencesi, ormanlar, doğa koruma alanları, biyolojik çeşitlilik, su, iklim değişikliği, enerji politikaları, madencilik, mekansal planlama ve çevresel etki değerlendirmesi gibi konulara dikkat çekiyor. Bu kapsamda yapılması gerekenlerle ilgili hem siyasi partilere hem de seçmenlere yönelik önemli mesajlar içeriyor.

Konuyla ilgili konuşan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “TEMA Vakfı bugüne kadar beş genel ve üç yerel seçim öncesi siyasetçilere ekosistem odaklı mesajlar hazırladı ve çevre sorunlarına ilişkin çözüm önerilerini sundu. EkoSiyasetintemel amacı, doğanın ve çevrenin korunması, öncelikli odağı ise sürdürülebilir yaşamdır. TEMA Vakfı 2018 EkoSiyaset Belgesi insanın da bir parçası olduğu ekosistemin neden ve nasıl korunması gerektiği hakkında siyasetçilere ve seçmenlere yönelik önemli bilgiler içeriyor. Bu bilgilerin siyasi partiler tarafından benimsenmesini ve seçimden sonra uygulanmasını umut ediyoruz. Ülkemizi yönetecek siyasilere, ekosistemi nasıl koruyacaklarına dair rehber olmayı, seçmenleri sürdürülebilir yaşam ilkesi çerçevesinde bilgilendirerek siyasilerden bu konuda talepte bulunmalarını sağlamayı amaçladık. Seçimler öncesi ve sonrasında, bu amaçlara hizmet etmek isteyen tüm siyasal partilerimize katkıda bulunmayı sorumluluk sayıyoruz. Bu kapsamda TEMA Vakfı yöneticileri, TEMA Vakfı 2018 EkoSiyaset Belgesi’ni seçimlere girecek siyasi partilere ve Cumhurbaşkanı adaylarına sunarak çözüm önerileri hakkında bilgi paylaşımında bulundu” dedi. 

İçeriğinde doğa ile ilgili yapılması gerekenler için öneriler bulunuyor

TEMA Vakfı 2018 EkoSiyaset Belgesi ile toprak başta olmak üzere tüm doğal varlıklar, iklim, enerji, madencilik ve çevre politikaları kapsamında mevcut durum incelendikten sonra, başlıca sorunlara dikkat çekilerek çözüm önerileri özetleniyor. Tarım topraklarının azaldığına dikkat çekilen belgede toprakların amaç dışı kullanımının önlenmesi ve sürdürülebilir toprak ve mera yönetiminin hayata geçirilmesi öneriliyor. Dikkat çekilen diğer bir konu ise 2B uygulamalarıyla yaşanan orman tahribatı. 2B uygulamalarının sona erdirilmesi çözüm olarak sunulurken Orman Kanunu’na istinaden verilen izinlerde ise “kesin zorunluluk ve üstün kamu yararı” koşulu aranması gerektiğine vurgu yapılıyor. Türkiye’nin zengin tür çeşitliliğine sahip olduğunun ve korunan alanlarla ilgili son yıllarda artış yaşandığının altının çizildiği belgede, 2016 yılı istatistiklerine göre Türkiye’de korunan alanların ülke yüzölçümüne oranının yaklaşık %9 olduğuna dikkat çekiliyor. Bu oranın gerek dünya gerekse AB ortalamalarının altında kaldığına vurgu yapılırken konuyu bir kurumun sahiplenmesi ve koruma altına alınan alanların mevcut biyolojik çeşitliliği kapsayacak şekilde planlanması, yapılacak boşluk analizlerine göre yeni koruma alanlarının belirlenmesi gerektiği dile getiriliyor.

Türkiye’nin iklim değişikliği için yapabilecekleri var

TEMA Vakfı 2018 EkoSiyaset Belgesi’nde, şiddetli kuraklıkların yaşanması ve su talebinin en yüksek olduğu aylarda su potansiyelinin önemli miktarda azalmasına dikkat çekilerek çözüm olarak Türkiye’de suyu koruma altına alacak bir su yasasına ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor. Türkiye’nin iklim değişikliğinin etkilerinden en fazla etkilenecek ülkelerden biri olmasına rağmen, sera gazı emisyonlarını en hızlı arttıran ülkelerden olmasına dikkat çekiliyor. “Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkı Niyet Beyanı”nın büyüme senaryolarıyla güncellenmesinin ve Paris Anlaşması’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanmasının çözüm yolunda önemli adımlar olduğu üzerinde duruluyor. Enerji politikaları ile ilgili bilgilere de yer verilen belgede Türkiye’nin fosil yakıtları kullanarak enerji üretmek yerine güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesine çağrı yapılıyor. Madencilik faaliyetlerinin çevreye azami duyarlılık gösterilerek yürütülmesi gerektiğine dikkat çekilen belge ile üstün kamu yararına vurgu yapılıyor. Ormanlarda ve korunan alanlarda madencilik faaliyetlerine izin verilmemesi gerektiği ifade ediliyor. 

Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nde iyileştirmeler yapılmalı

İmar planlarının su, toprak varlıkları ve biyolojik çeşitliliği etkilediğine yer verilen TEMA Vakfı 2018 EkoSiyaset Belgesi’nde, mekânsal planlama ile ilgili çözüm önerilerine de değiniliyor. Bu kapsamda ekosistem anlayışının benimsenmesi, tarım ve mera alanlarının amaç dışı kullanımının önlenmesi, iklim değişikliğini önleme ve uyum konularının göz önünde bulundurulması, doğal ve kültürel kimliklerin korunması, sürdürülebilir arazi kullanım politikalarının hayata geçmesinin temel şartı olarak altı çiziliyor. Bugüne kadar 20 kez değiştirilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’nde ve uygulamalarda iyileştirilmeye ihtiyaç duyulduğu ifade edilirken Stratejik Çevresel Değerlendirmenin (SÇD) tüm sektörlere etkin bir şekilde uygulanması için ise 2017 yılında yürürlüğe giren SÇD Yönetmeliği’nin Geçici 2. maddesi kaldırılması gerektiğine dikkat çekiliyor.

TEMA Vakfı, insanların mutluluğunu odağına alan siyaseti, bugünün ve gelecek kuşakların gıda, hava ve su haklarının teminatı olan toprağımızı korumaya davet ediyor. Geleceğin çağdaş Türkiye’sinde sürdürülebilir yaşam için ön koşul, “toprağın, suyun, iklimin, ormanın, biyolojik çeşitliliğin” korunarak, doğru yönetilmesidir.

2018 EkoSiyaset Belgesi’ne ulaşmak için tıklayın.

Sütaş ve TEMA Vakfı, organik ve organomineral gübre kullanımına dikkat çekti

Sütaş ve TEMA Vakfı iş birliğinde gerçekleşen “Organomineral Gübre Çalıştayı” için derlenen bildirilerin yer aldığı, tarım ve hayvancılık sektörü uygulamaları açısından referans niteliği taşıyan çalıştay kitabı tanıtıldı.

Sütaş ve TEMA Vakfı iş birliğiyle düzenlenen‘Organomineral Gübre Çalıştayı’, çeşitli üniversitelerden 20 akademisyen ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı temsilcilerinin katılım ve katkılarıyla gerçekleşti. Çalıştay kitabının tanıtıldığı basın toplantısında; tarım topraklarındaki sağlık ve kalite göstergelerinin başında gelen organik madde eksikliğine dikkat çekilerek, bu durumun toprağın verimliliğini etkileyen en önemli sorunlardan biri olduğunun altı çizildi.

Ülkemizde tarım topraklarının %99’unda organik madde içeriği düşük seviyede

26 yıldır başta toprak olmak üzere tüm doğal varlıkları korumak için çalışmalar yürüttüklerini ifade eden TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, tarım topraklarını daha verimli hale getirmek için toprağın bir ekosistem olarak canlı ve cansız tüm bileşenleri ile korunması gerektiğini söyledi. Toprağın gıda ve temiz su sağlama, biyolojik çeşitliliği koruma, karbon, azot ve su döngüsünde düzenleyici rol üstlenme gibi yaşamsal önemi olan ekosistem hizmetleri sunduğunu belirtti. Tüm ekosistem hizmetlerinin doğrudan toprak kalitesi ile ilişkili olduğunu ifade eden Deniz Ataç, “Sütaş’ın desteğiyle çok değerli bilim insanlarının ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığıtemsilcilerinin katılımıyla topraklarımız için önemli bir çalışma gerçekleştirdik. Bu çalışmada erozyon kadar önemli bir diğer toprak sorunu olan organik madde miktarı azlığına dikkat çekildi. Toprak organik maddesi, toprak kalitesini, diğer bir ifadeyle toprağın ürettiği ekosistem hizmetlerini en fazla etkileyen kısımdır. İyi bir tarım toprağının ağırlığının en az %3’ü kadar organik madde içermesi gerekir. Türkiye’de tarım topraklarının %99’u bu değerin altındadır. Yanlış tarımsal uygulamalar topraklarımıza büyük oranda zarar veriyor, toprak ekosisteminin en işlevsel kısmı olan organik madde miktarını azaltıyor. Bu nedenle topraklarımızdaki organik madde miktarını artıracak kaynakların değerlendirilmesi, organik ve organomineral gübrelerin kullanımının yaygınlaştırılması önem taşıyor” dedi.

“Çiftlikten Sofralara” iş modeliyle doğadan aldığımızı doğaya geri veriyoruz

Sütaş Grubu Tarımsal Faaliyetlerden Sorumlu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tarık Tezel, “Bizler bugün yoğun bir çalışmanın ürünü olan ve sektör için çok değerli bir kaynak olacak bu kitabı sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Sütaş’ta biz 1975 yılından itibaren ‘sütün iyiliğini ve bereketini yayma’ misyonuyla çalışıyoruz. O günden bu yana doğal varlıkları emanetimiz, işimizi sosyal sorumluluğumuz, ekonomik kalkınmayı hedefimiz olarak gördük, görmeye de devam edeceğiz.

Bu bakış açısıyla sürdürülebilirlik, aslında işimizin doğal bir parçası. Sürdürülebilirlik anlayışımızın temelini de ‘Çiftlikten Sofralara’ entegre iş modelimiz oluşturuyor. Bu model tarım, hayvancılık ve sanayiyi bir araya getiren, bu sektörlerin entegre bir şekilde yönetildiği önemli bir örnek teşkil ediyor ve aynı zamanda bölgesel bir kalkınma modeli niteliği taşıyor. Biz, işimizi sadece süt ve süt ürünleri üretmek olarak değerlendirmiyoruz. İneklerin beslendiği ottan sofralarımıza ulaşan ürünlerimize kadar olan bütün süreci yönetip denetliyoruz. Kısacası; “Çiftlikten Sofralara” iş modelimiz sayesinde doğadan aldığımızı doğaya geri veriyoruz” dedi.

Tezel sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye tarım topraklarının fiziksel, kimyasal, biyolojik özelliklerinin ve verimlilik potansiyellerinin istenen düzeyde olabilmesi için organik madde içeriği, toprak ağırlığının en az yüzde üçü kadar olmalıdır. Son yıllarda yapılan toprak analizi sonuçlarına göre topraklarımızın yüzde doksan dokuzu bu değerin altında organik madde içermektedir. Yanlış ve bilinçsiz tarım uygulamaları toprak ve çevre sağlığını etkiliyor. Oysa tüm bu olumsuzluklardan kurtulmak için elimizde güçlü bir anahtarımız var; ‘organik ve organomineral gübre’. Sütaş olarak hayvansal ve bitkisel tüm atıklarımızı enerji tesislerimizde elektrik ve buhar enerjisine çevirmekle kalmıyor, 2016 yılından bu yana biyogaz tesislerimizde işlediğimiz gübreleri yüksek kaliteli organik ve organomineral gübre haline getiriyoruz. Şimdilik yılda 6 bin ton düzeyinde üretim yapıyoruz. 2020 yılı için hedefimiz ise yılda 100 bin ton organomineral gübre üretimi.”

Toprağın tüm canlılar için hayati rolleri bulunuyor

Organomineral Gübre Çalıştayıkitabının editörü ve TEMA Vakfı Danışmanı Prof. Dr. Engin Kınacı, “Toprak kalitesinin en önemli göstergelerinden biri olmasına rağmen, bugün toprak organik maddesinin önemi yeterince bilinmiyor. Üreticiler, toprağın organik madde içeriğinin önemi, topraklarında kullanabilecekleri hayvansal ve bitkisel organik madde kaynakları ve bunların kullanılma şekilleri hakkında bilgilendirilmeli. Organik madde içeriği bakımından fakir olan topraklarımızın iyileştirilmesi için organik ve organomineral gübrelerin kullanımının ve sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması konusunda örnek arazi çalışmaları ile farkındalık çalışmalarının yürütülmesi gerekiyor. Organomineral gübreler hem organik madde kaynağı olmaları hem de bitkilerin hemen ihtiyaç duydukları mineralleri içermeleri bakımından önemli bir üstünlüğe de sahip. Bu bakımdan organik ve organomineral gübrelerin kullanımı teşvik edilmelidir” dedi.

TEMA Vakfı’nın gönüllü sayısı Türkiye’deki 50 ilin nüfusunu geride bıraktı

81 ilde örgütlü olan TEMA Vakfı’nın gönüllü sayısı 700 bini aştı. Barem Pazar Araştırma ve Danışmanlık firması tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre son yıllarda artan çevre duyarlılığı TEMA Vakfı’nın gönüllü sayısının artmasına da önemli bir ivme kazandırdı.

2017’de yaklaşık 50 bin yeni gönüllü kazanımı sağlayan TEMA Vakfı’nın toplam gönüllü sayısı 700 bini aştı. TEMA Vakfı böylece nüfus bakımından Türkiye’de 50 ili geride bıraktı. Ayrıca TEMA Vakfı gönüllü sayısı ile aralarında İzlanda, Karadağ, Malta gibi ülkelerin de yer aldığı 12 ülkenin nüfusunun da önüne geçmiş oldu.

700 bininci gönüllü Bursa’dan
81 il, 303 ilçe, 51 mahalle ve 142 üniversitedeki gönüllü örgütlenmeleri ile toplamda 577 noktada faaliyetlerini sürdüren TEMA Vakfı’nın 700 bininci gönüllüsü Bursa’dan doğaya gönül veren bir üniversite öğrencisi Buğra Aydoğdu oldu. 700 bin gönüllüye ulaşılmasından dolayı memnuniyet duyduklarını ifade eden TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, TEMA Vakfı’nın yurt çapındaki gönüllüleriyle başta toprak olmak üzere, orman, su ve biyolojik çeşitlilik gibi tüm doğal varlıkları korumak için çalışmalarını yürüttüğünü belirtti. Doğal varlıkları koruma çalışmalarında gönüllülerin çok önemli bir rol üstlendiğinin altını çizen Deniz Ataç, gücünü gönüllülerinden alan bir halk hareketi olarak daha çok gönüllünün desteğine ihtiyaç duyduklarını söyledi. ‘’TEMA Vakfı, her geçen gün büyüyen bir aile olma özelliği taşıyor” diyen Ataç, “700 bininci gönüllümüz Bursa’dan bir üniversite öğrencisi Buğra Aydoğdu oldu. Gençlerin gönüllü olarak doğa koruma çalışmalarında aktif sorumluluk alması bizlere umut veriyor. Kendisinin nezdinde bizlere bu yolu açan kurucularımıza, 26 yıldır emek veren tüm gönüllülerimize ve çalışanlarımıza teşekkür ediyorum” dedi.

Gençlere göre TEMA Vakfı aile gibi
Barem tarafından 1262 TEMA Vakfı gönüllüsü ile CAWI (Bilgisayar Destekli Web Görüşmesi) yöntemiyle gerçekleştirilen ‘Gönüllülük Araştırması’na göre gönüllüler, TEMA Vakfı’nı temsil eden ilk beş özelliği; ‘başarılı’, ‘saygın’, ‘aile gibi’, ‘toplumun her kesimini kucaklayan’ ve ‘deneyimli’ olarak ifade ediyor. Araştırmaya katılan gençlerin %67’si ilk gönüllülük deneyimini TEMA Vakfı’nda gerçekleştirdiklerini belirtirken, %80’i TEMA Vakfı’nı tanımlarken ‘aile gibi’ kavramını kullanıyor. Çevre sorunlarıyla ilgili yürütülen çalışmalarda gençlerden önemli ölçüde destek gören TEMA Vakfı’nın gençler tarafından aile gibi görülmesi motive edici bir unsur olarak öne çıkıyor.

Gönüllü olma nedenlerinin başında çevre sorunlarına duyarlılık geliyor
Araştırmaya göre, TEMA Vakfı’nda gönüllülük yapma nedenlerinin başında; ‘doğa sorunlarının çözümüne öncelik verilmesi gerektiğine inanma’ ve ‘çevresinde önemlibir çevre sorunu yaşanıyor olması’ geliyor. TEMA Vakfı gönüllüleri, gerçekleştirdikleri gönüllü faaliyetlerle doğaya karşı sorumluluklarını yerine getirdiğine inanıyor. Gönüllüler en çok katıldıkları gönüllü faaliyetleri; gönüllü kazanımı faaliyetleri, eğitim ve farkındalık çalışmaları, sosyal medyada destek verme, ağaçlandırma, tanıtım/stant ve savunuculuk faaliyetleri olarak sıralıyor.

Araştırmaya katılan gönüllüler TEMA Vakfı’nı; bilimsel ilkelerle hareket eden, gönüllülük esasına dayalı, güvenilir, herkesi kucaklayan, katılımcı, saygın, siyasi açıdan tarafsız ve şeffaf bir sivil toplum kuruluşu olarak tanımlıyor. Bu kapsamda TEMA Vakfı’nda gönüllülük yapmanın kazanımları ise; çocuklara ve gençlere rol model olmak, doğaya karşı sorumluluğunu yerine getirmiş olmak ve bunun verdiği huzur, doğa koruma konusunda aktif çalışmaların parçası olmak, doğa sorunlarının çözümünde dayanışma ruhunu hissetmek ve saygın bir kurumun üyesi olmak olarak sayılıyor.

Araştırmaya göre gönüllüler, TEMA Vakfı’ndaki gönüllülük deneyiminden mutlu, TEMA Vakfı gönüllüsü olmaktan gurur duyuyor ve yüzde 93’ü TEMA Vakfı’na yeni gönüllülerin katılması için gönüllü elçilik yapıyor.

Bazı problemleri çözmek için #BilmekYetmez

TEMA Vakfı, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde ülke çapında yürüttüğü doğa eğitimi kampanyasına destek çağrısı yaptı.

Doğa Eğitim Programları’nı duyurmak ve destek çağrısı yapmak amacıyla TEMA Vakfı, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde bir açıklama yayınladı. Doğa Eğitim Programları’na ve kampanyaya dair bilgiler veren TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Doğa bilinciyle büyüyen nesiller için TEMA Vakfı olarak Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile imzalanan iş birliği anlaşması kapsamında okullarda doğa eğitimleri veriyoruz. Çünkü inanıyoruz ki çocuklar doğayı tanımadan sevemez, sevmeden koruyamaz. Bu eğitimleri daha fazla çocuğa ulaştırmak için hazırladığımız doğa eğitimleri kampanyamız, gönüllü bir ekibin çalışmasıyla ortaya çıktı.  Medina Turgul DDB’nin hazırladığı, PToT Filmin katkı verdiği ve gönüllümüz Yiğit Özşener’in seslendirdiği kampanyamızı bugün kamuoyuyla paylaşıyoruz. Kampanya kapsamında hazırlanan filmlerle orman yangını, iklim değişikliği, toprak ve orman alanlarındaki azalma gibi çevre sorunlarına dikkat çekiyoruz ve bu sorunlara karşı önlem almanın yolunun doğa bilinciyle büyüyen nesiller yetiştirmekten geçtiğine vurgu yapıyoruz” dedi.

Doğa eğitimleri 81 ilde 100 bini aşkın çocukla uygulanıyor

Bugün karşı karşıya olduğumuz bazı ekolojik problemleri çözmek için sadece coğrafya, matematik, tarih, dilbilgisi bilmenin yeterli olmayacağı ve çocukların erken yaşlardan itibaren doğa eğitimi almaları gerektiğini vurgulayan Deniz Ataç “#BilmekYetmez kampanyamız ile çağrımız tüm ebeveynlere. Yarınlarda doğayı tanıyan, seven, koruyan; kendisini doğanın sahibi değil de bir parçası olarak gören nesiller için çocuklarımızın daha fazla doğa ile iç içe olması gerekiyor. Doğayı anlayarak ve doğaya uyum sağlayarak sürdürülebilir bir yaşam mümkün. Bu nedenle bizler Minik TEMA, Yavru TEMA, Ortaokul TEMA ve Lise TEMA adlı eğitim programlarımızı binlerce gönüllü öğretmenin desteğiyle her yıl 81 ilde 100 bini aşkın çocukla uyguluyoruz. Çocukların doğada keşfederek vakit geçirmelerini desteklemeyi, doğaya duyarlı davranış ve tutumlar sergileyen bireyler olmalarına katkı sağlamayı, fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimlerini desteklemeyi hedefliyoruz. Daha fazla çocuğa bu eğitimleri ulaştırabilmemiz için şimdi desteğinize ihtiyacımız var. 5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle herkesi TEMA Vakfı’nın doğa eğitim programlarına destek vermeye çağırıyoruz. Dileyen herkes 3464’e TEMA yazıp SMS göndererek çocuklara yönelik doğa eğitimlerine 10 TL katkıda bulunabilir. Aynı zamanda #BilmekYetmez etiketiyle konuya dikkat çekmek için hazırladığımız filmleri sosyal medyada paylaşarak sesimizi daha geniş kitlelere duyurmamıza yardımcı olabilir” dedi.

İklim değişikliğinden etkilenen aileler Avrupa Birliği’ne dava açtı

Dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan ve iklim değişikliğinin etkilerine doğrudan maruz kalan aileler, Avrupa Birliği’ne (AB) dava açtı. AB’nin iklim hedeflerinin yeterince iddialı olmadığı ve yurttaşlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmediği gerekçesiyle dava açan aileler, hükümetleri iklim değişikliğinin etkilerine karşı somut adımlar atmaya davet ediyor. Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) üyesi olan TEMA Vakfı da davanın önemine dikkat çekiyor.

AB’ye dava açan ailelere düşünce kuruluşu Climate Analytics, birçok sivil toplum kuruluşu, bilim insanı ve yurttaş ile birlikte Türkiye’den TEMA Vakfı ve İklim Ağı gibi önde gelen çevre ve iklim örgütleri destek veriyor. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Ülkeler Paris Anlaşması ile sıcaklık artışını 1.5°C ile sınırlandırmak için çalışmalar gerçekleştirmeyi kabul etti. Bununla birlikte 2030 için belirlenen iklim hedeflerinin Paris Anlaşması için yeterli olmadığı açıkça görülüyor. Dünyanın farklı ülkelerinden ailelerin açtığı bu dava AB’nin iklim hedeflerini daha da ileri götürmesinin gerekliliğini ve aciliyetini gözler önüne seriyor. Pek çoğu tarım, hayvancılık ve bölgesel turizm gibi faaliyetlerle yaşamını sürdüren ailelerin iklim değişikliği sebebiyle hem geçim kaynakları hem de yaşam şekilleri gittikçe kötüleşiyor” dedi. İklim değişikliğinin TEMA Vakfı’nın öncelikli çalışma alanlarından biri olduğunun altını çizen Deniz Ataç, “Biz, ekosistem haklarını koruma çerçevesinde başta topraklarımız olmak üzere suyu, biyolojik çeşitliliği ve iklimi korumak için ulusal ve uluslararası ortaklarımızla birlikte çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Günümüzde ekosistem haklarının yanı sıra kentin hakkı, gelecek nesillerin hakkı gibi dördüncü kuşak haklar konuşuluyor. Bu bakımdan bugün aldığımız kararlar sadece kendi hakkımızı ve bugünü değil, bizlerden çok sonra dünyada bulunacak canlı ve cansız varlıkların hayatlarını etkiliyor. Durum böyle iken alınan kararlarda ve gösterilen davranışlarda gelecek nesillerin hakkını gözetmek bir zorunluluk haline geliyor. Bu sebeple ailelerin iklim davasına yürekten destek veriyoruz” dedi.

AB’nin yüzde 40 azaltım hedefi bile yetersiz
Avrupa’dan ve Avrupa dışından aileler, Avrupa Parlamentosu’nu ve Avrupa Konseyi’ni yurttaşlarını iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden korumayı başaramadığı için dava ediyor. Aileler, yüksek sera gazı emisyonu seviyelerine izin verilmesini ve mevcut 2030 iklim hedeflerinin yetersiz olmasını neden olarak gösteriyor. Avrupa Adalet Divanı Genel Mahkemesi’ne yöneltilen şikayette, AB’nin mevcut 2030 iklim hedeflerinin, yani sera gazı emisyonlarını 1990 yılını baz alarak yüzde 40 azaltmayı hedeflemesinin, iklim değişikliğinin tehlikelerini önlemek için yetersiz olduğu belirtiliyor.

Portekiz, Almanya, Fransa, İtalya, Romanya, Kenya ve Fiji’den on aile ile İsveç Sami Gençlik Birliği, AB’yi, mevcut 2030 iklim hedeflerinin yetersiz olması nedeniyle ve yurttaşlarını iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı korumayı başaramadığı için konuyu mahkemeye götürüyor. 8 ülkeden dava açan insanlar, AB’nin daha iddialı azaltım hedefleri koyarak yurttaşlarının temel haklarını korumayı hedeflemesini istiyor. Aileler, Mahkeme’den iklim değişikliğinin bir insan hakları meselesi olduğunu ve AB’nin kendi haklarını ayrıca bugünün çocuklarının ve gelecek nesillerin de hakkını korumakla yükümlü olduğunu kabul etmesini talep ediyor.

İklim değişikliği sadece Avrupa’nın meselesi değil
Fransalı davacı ailenin büyükbabası Maurice Feschet (72), iklim değişikliği nedeniyle, altı yıl içinde yüzde 44 ürün kaybı yaşadıklarını öne sürerken, İsveç Sami Gençlik Birliği’nden Sanna Vannar (22) ren geyiklerini kaybederlerse, Sami kültürünün yok olacağını belirtiyor. Vannar’a göre Sami gençlerinin çoğu ren geyiği çobanlığı yapıp aileleriyle kalmak istiyor, ancak bir gelecek göremiyorlar.

Davacı ailelerin avukatlarından Roda Verheyen, “İklim değişikliği sadece Avrupa’nın değil, dünyadaki diğer mahkemelerin de bir meselesidir. Davacı aileler AB Mahkemelerine ve yasal sisteme iklim değişikliğinin tehlikelerini önleme, yaşam, sağlık, iş ve mülkiyet hakkını savunma konusunda güveniyor. AB Mahkemeleri bu aileleri dinlemekle ve korunduklarından emin olmakla yükümlüdür” dedi.

Ağaç Kardeşliği üç yılda 14 bin çocuğa ulaştı

TEMA Vakfı’nın 2015 yılında Adım Adım koşucularının destekleriyle uygulamaya başladığı Ağaç Kardeşliği Projesi, bugüne kadar Türkiye genelinde yaklaşık 14 bin çocuğun hayatına dokundu.

TEMA Vakfı, ağaçlandırma ve çocuklara yönelik doğa eğitimi projesi Ağaç Kardeşliği kapsamında çalışmalara devam ediyor. Türkiye’nin yedi bölgesinde uygulanarak üç yılda yaklaşık 14 bin çocuğa ulaşan proje, 2018 yılında 57 il, 189 okul, 246 sınıfta yaklaşık 6 bin çocuk ile devam ediyor.

Ağaç Kardeşliği çocukların gelişimine katkı sağlıyor

4 Mart’ta Antalya’da gerçekleştirilen Runatolia Maratonu’nda, Adım Adım koşucuları TEMA Vakfı’nın Ağaç Kardeşliği Projesi için iyilik peşinde koştu. Ağaç Kardeşliği Projesi’nin sunduğu doğa eğitimi ile çocukların psikolojik ve fiziksel gelişimlerine destek sağladığını aktaran TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, günümüzün en göze çarpan sorunlarından birinin çocukların doğadan uzaklaşması ve ona yabancılaşması olduğunu vurguladı. Deniz Ataç, “Türkiye’de 8-14 yaş arası çocukların yüzde 56’sı evdeki vakitlerini teknolojik aletlerle oyun oynayarak geçiriyor. Bu durum da çocukların doğadan kopuk büyümelerine neden olurken; obezite, algı ve duyu dünyalarında gerileme, keşfetme yeteneği, yaratıcılık ve düşünme konularında kısıtlanma gibi sorunlara yol açıyor. Buna karşın Ağaç Kardeşliği Projesi kapsamında uyguladığımız doğa eğitimi ile çocukların doğaya çıkmasını, uygulamalar yaparak öğrenmesini ve doğayla duygu bağlarının güçlendirilmesini amaçlıyoruz” dedi. Ayrıca çocukların proje ile kendi tohumlarını ekerek fidanlarının büyümesini gözlemlediğini ifade eden Deniz Ataç, “Ağaç Kardeşliği’nin hem çocukların kendi gelişimleri hem de doğal varlıkların korunması açısından önemli sonuçları bulunuyor. Bu bakımdan Ağaç Kardeşliği Projesi gelecek nesiller için umut oluyor. Ağaç Kardeşliği’ne destek veren tüm koşuculara, bağışçılara ve emek veren herkese teşekkür ediyor, herkesi Ağaç Kardeşi olmaya davet ediyorum” dedi.

Ağaç Kardeşliği büyüyerek ilerliyor

Ağaç Kardeşliği Projesi’nin her geçen gün daha da büyüdüğüne değinen Deniz Ataç, proje ile 57 ilden yaklaşık 6 bin çocuğun “Orman Ekosistemi ve Yaşamın Çeşitliliği” konulu doğa eğitim programına katılacağını açıkladı. Projeye dahil olan çocuklar için Çanakkale’de yaklaşık 6 bin fidanlık ‘Adım Adım – Çocuklar Hatıra Ormanı’ oluşturulacağını belirten Ataç, “Hem çocukların yetiştirdikleri hem de hatıra ormanı kapsamındaki fidanlarla birlikte 12 bine yakın fidan toprakla buluşacak. Ağaç Kardeşliği üç yıldır daha çok çocuğa ulaşarak uygulanmaya devam ediyor” diyerek sözlerini tamamladı.

Sanatçılar TEMA Vakfı için sahnede

Ünlü sanatçılar TEMA Vakfı’nın NTV özel yayınında çocuklar ve doğa için gönüllü olarak sahneye çıkıyor. Başta toprak olmak üzere tüm doğal varlıkların korunması için çalışan ve bugüne kadar 3 milyondan fazla çocuğa doğa eğitimleriyle ulaşan TEMA Vakfı, “Umut Yeşerten Şarkılar” özel yayınında ünlü sanatçıları bir araya getiriyor. 1 Nisan Pazar akşamı saat 22.00’de gerçekleşecek olan özel yayın NTV’den canlı yayınlanacak ve tüm şarkılar ‘çocuklar’ ve ‘doğa’ için söylenecek.

TEMA Vakfı, 26 yıldır toprak odaklı çalışmaların yanı sıra başta çocuklar olmak üzere toplumun tüm kesimlerine doğa eğitimleri veriyor. Bu bağlamda, Milli Eğitim Bakanlığı ile yapılan iş birliği kapsamında her yıl okul öncesinden lise eğitimine kadar her yaştan yüz binden fazla çocuğun katılımıyla ücretsiz doğa eğitimleri gerçekleştiriliyor. Yayın öncesi ve sırasında gerçekleştirilecek kampanyayla 60 bin çocuğun daha TEMA Vakfı’nın doğa eğitimlerinden faydalanması için bağış çağrısı yapılacak. TEMA Vakfı’nın 3464 SMS hattına gelecek bağışlarla doğa eğitimleri için kaynak sağlanması hedefleniyor. Dileyen herkes 3464’e TEMA yazıp SMS göndererek TEMA Vakfı’nın çocuklara yönelik doğa eğitimlerine 10 TL katkıda bulunabilecek. Bir çocuğun doğa eğitimlerinden faydalanabilmesi için gerekli tutar 10 TL. Yani her SMS bir çocuğun daha doğa eğitimi alması anlamına gelecek.

Şarkılar çocukların doğa eğitimleri için söylenecek

Türkiye’nin önde gelen sanatçılarının TEMA Vakfı yararına sahneye çıkacağı gecenin sunuculuğunu Yiğit Özşener ve Gülay Afşar üstleniyor. “Umut Yeşerten Şarkılar” özel yayınında; Aybüke Pusat, Ayça Ayşin Turan, Aytaç Şaşmaz, Birce Akalay, Burak Özçivit, Burak Sevinç, Caner Cindoruk, Defne Samyeli, Doğukan Polat, Eren Vurdem, Gizem Karaca, Görkem Sevindik, Güldüy Güldüy Ekibi, Kadir Doğulu, Melis Tüzüngüç, Meltem Yılmazkaya, Mert Fırat, Oktay Kaynarca, Ozan Akbaba, Öykü Gürman, Özcan Deniz, Pelin Akil, Serhat Kılıç, Sinan Tuzcu, Tolga Sarıtaş, Türkü Turan ve Yurdaer Okur mesajları ve şarkıları ile sahnede olacak. Gecenin müzik direktörlüğünü Behzat Gerçeker’in yapacağı yayında, ENBE Orkestrası da sanatçılara performanslarında eşlik edecek.

Tema Vakfı dünya eğitim literatüründe

TEMA Vakfı, Yeryüzü Eğitimi: Değişen Gezegende Eğitimi Yeniden Düşünmek temalı Dünyanın Durumu 2017 kitabını ve eğitimde çocuk doğa ilişkisinin önemini bir basın toplantısıyla duyurdu.

TEMA Vakfı ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları iş birliğiyle yayımlanan Dünyanın Durumu kitap serisi, bu yıl Yeryüzü Eğitimi: Değişen Gezegende Eğitimi Yeniden Düşünmek temasıyla yayımlandı. 1993’ten bu yana TEMA Vakfı tarafından Türkçeye kazandırılan kitap, 2009’dan beri ise Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları iş birliğiyle okuyucularla buluşuyor. Worldwatch Enstitüsü’nün en bilinen yayınlarından olan kitap, 40 farklı ülkede yayımlanıyor.

TEMA Vakfı bu yıl ilk defa kitapta yer alıyor

Dünyanın Durumu kitap serisinde eğitim çalışmalarıyla bu yıl ilk defa yer alan TEMA Vakfı, düzenlediği basın toplantısında Dünyanın Durumu 2017 kitabını tanıttı ve uzun yıllardır uyguladığı doğa eğitim programlarını anlattı. TEMA Vakfı’nın kitaba yaptığı katkılardan söz eden TEMA Vakfı Eğitim Bölüm Başkanı Ali Değer Özbakır; “Kitapta farklı alanlardan eğitim uzmanları, yeni bir çağda öğretme ve öğrenmeye yenilikçi yaklaşımlar sunuyorlar. Eğitimi dönüştürecek ve tüm öğrencileri ekoloji temelli sosyal değişimin temsilcisi haline getirecek yeryüzü merkezli eğitim uygulamalarının örneklerini inceliyorlar” dedi.

20 yılı aşkın süredir okul öncesinden üniversiteye kadar eğitim sisteminin her basamağındaki çocuklara ve yetişkinlere yönelik Doğa Eğitim Programları geliştirip, yürüten TEMA Vakfı’nın bu yıl ilk defa kitapta yer aldığını belirten Özbakır, Türkiye’de Su Varlıklarına Yönelik Tehditler Haritası ve Fıstığımız Bol Olsun projesi kapsamında gerçekleştirilen çalışmaların kitapta yer bulduğunu söyledi. Ali Değer Özbakır, kitapta Haritalama Öğrenmedir başlığında yer alan su tehditleri haritasının, gerçek yaşam eğitimi ve yurttaş bilimi örneği olarak sunulduğunun altını çizdi. TEMA: Çiftçileri Tarlada Eğitmek başlığında yer alan bölümde ise mesleki eğitim ve akran etkileşimiyle öğrenme örneği olarak Nestlé DAMAK, TEMA Vakfı ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Antepfıstığı Araştırma Enstitüsü iş birliğiyle hayata geçirilen Fıstığımız Bol Olsun projesine yer verildiğini aktardı.

TEMA Vakfı bugüne kadar üç milyon çocuğa ulaştı

Vakfın 20 yılı aşkın bir süredir uyguladığı yapılandırılmış Doğa Eğitim Programları’na dair bilgiler veren TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç; “Programlar binlerce gönüllü öğretmenin desteğiyle her yıl 81 ilde yüz bini aşkın çocukla uygulanıyor. Bugüne kadar uygulanan doğa eğitimleri ve farkındalık çalışmalarıyla yaklaşık üç milyon çocuğa ulaştık. Vakfımız Minik TEMA, Yavru TEMA, Ortaokul TEMA ve Lise TEMA olarak adlandırılan Doğa Eğitim Programları’nı, Milli Eğitim Bakanlığı ile imzalanan iş birliği anlaşması çerçevesinde hayata geçiriyor. MEB’in yıllık ders programlarına ve kazanımlarına destek olabilecek nitelikte hazırlanan eğitim programları, gönüllü öğretmenler tarafından okullarda yıl boyunca sınıf içi ve dışı etkinliklerle uygulanıyor” dedi.

Programlarda yer alan etkinliklerde toprak, hava, su, biyolojik çeşitlilik, çevre etiği gibi konuların her yaş grubuna özel gelişim basamakları dikkate alınarak ele alındığından söz eden Deniz Ataç; “Doğa eğitim çalışmaları ile çocukların doğa ile olan bağlarını erken yaşlardan itibaren güçlendirmeyi, doğada keşfederek vakit geçirmelerini desteklemeyi, doğaya duyarlı davranış ve tutumlar sergileyen bireyler olmalarına katkı sağlamayı, fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimlerini desteklemeyi amaçlıyoruz” şeklinde konuştu.

Çocukların doğada olması fiziksel ve psikolojik gelişimleri için önemli

Çocukların gelişiminde ve eğitimde doğanın önemine ilişkin bilgiler veren TEMA Gönüllüsü, Eğitim Bilimci, Yazar Dr. Özgür Bolat; “Günümüzün en göze çarpan sorunlarından biri çocukların doğadan uzaklaşması, doğal dünyaya yabancılaşması, servislere ve kapalı sınıflara sıkışması. Aslında yemek yememe sorununun altındaki gizli dinamiklerden bir tanesi yiyeceklere yabancılaşmaları ve onlarla ilişki kurmamaları. Doğaya çıkmaktan veya canlılara dokunmaya korkan çocuklar bile var. Türkiye’de 8-14 yaş arası çocukların yüzde 56’sı evdeki vakitlerini teknolojik aletlerde oyun oynayarak geçiriyor. Bunun sonucunda 21’inci yüzyılın çocukları günlerinin beş saatini dijital medyayla etkileşim halinde geçirirken sadece yarım saatini açık havada geçirebiliyor. O da genelde doğadan uzak oluyor” dedi.

Çocukların doğada vakit geçirmelerinin faydalarına değinen Dr. Özgür Bolat; “Çocukları doğaya çıkarmak ve bundan gerçekten zevk almalarını sağlamak önemli. Doğadan kopuk yaşayan çocukların algı ve duyu dünyaları zayıflıyor; endişe, obezite gibi sağlık problemleri olasılığı artıyor. Doğayı tanımadan, kendisini doğanın bir parçası olarak görmeden yetişen nesillerin psikolojik gelişimleri olumsuz etkileniyor, keşif yetenekleri, yaratıcılık ve düşünme kısıtlı kalıyor. Doğada geçirilen zamanın çocukların sağlıklı kalmasını sağlamakla birlikte, odaklanma ve konsantrasyon yeteneğini desteklediği; öğrenme için gerekli anahtar becerilerini geliştirdiği ve çocukların daha iyi öğrenmelerine yardımcı olduğu biliniyor. Çünkü çocuklar doğada canlıları tanımayı ve empati geliştirmeyi deneyimler. Doğada vakit geçiren çocuklar problem çözmede daha başarılı olur, dayanışmayı ve iş birliğini öğrenir, daha yaratıcı ve mutlu olurlar. Bu bakımdan çocukların doğaya dönebilmesi için ailelerin onlara destek olması gerekiyor. Hafta sonu ailecek yapılacak bir doğa gezisi internette ya da alışveriş merkezlerinde geçirilecek zamandan daha fazla mutluluk verecektir” şeklinde konuştu.

Yapılan bağışlarla umutlar yeşerecek

Türkiye’de bireysel bağışlarla sivil toplum bilincini uyandırarak sivil toplum kuruluşlarına destek olmak amacıyla başlatılan Sosyal Bağış Hareketi’nde ekim ayında bağışlar, 25 yıldır toprağın ve doğal varlıkların korunması için çalışan TEMA Vakfı için toplanacak.

MarjinalSosyal’in girişimi ve Facebook’un destekleriyle başlatılan Sosyal Bağış Hareketi, Türkiye’de bireysel bağışlarla sivil toplum bilincini uyandırmak ve sivil toplum kuruluşlarına güç vermek amacıyla faaliyetlerine devam ediyor. Sosyal Bağış Hareketi’nde 15 ay boyunca her ayın ikinci perşembesinde bir sivil toplum kuruluşu sosyal medya üzerinde tanıtılıyor.

12 Ekim Perşembe günü bağışlar 25 yıldır yaşamın kaynağı toprağa sahip çıkan, doğal varlıkların korunması için bilim temelli çalışan, topraktan gelen toplumsal barışa inanan TEMA Vakfı için toplanacak.

“Türkiye çöl olmasın” sloganıyla yola çıkarak 1992 yılında Nihat Gökyiğit ve Hayrettin Karaca tarafından TEMA Vakfı kuruldu.25 yıldır TEMA Vakfı çalışanları ve gönüllüleriyle birlikte 12 bin 500 hektar alanda 14,5 milyon fidanı toprakla buluşturdu.

250 kırsal kalkınma, koruma ve ağaçlandırma projesi gerçekleştiren TEMA, aynı zamanda eğitim, savunuculuk ve gönüllülük faaliyetleriyle de kamuoyunun doğal varlıkların korunması konusunda bilinçlenmesi ve harekete geçmesi için faaliyetlerde bulunuyor. Vakıf, ülkemize doğayı tanıyan, doğanın bir parçası olduğunun bilincinde olan, günlük hayatındaki tercihlerinin doğaya etkilerinin farkına varan, sürdürülebilir yaşam için harekete geçen, doğa dostu nesiller kazandırmak amacıyla bugüne kadar 3 milyondan fazla çocuğa doğa eğitimleri ve farkındalık etkinlikleriyle ulaştı. 50 binden fazla öğretmene ve 35 bini aşkın kamu görevlisine çevre seminerleri verildi.

TEMA Vakfı, doğaya zarar verecek yasalara, bilimsel temellere dayanarak yasalarla karşı çıktı. Doğaya saygı duyulmasını siyaset alanında da garanti altına alabilmek için savunuculuk faaliyetleri sürdürüyor. Doğal varlıkları korumak adına açılan 239 davanın 115’i kazanıldı ve 68 dava ise devam ediyor.

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç; “Sosyal Bağış Hareketi, ülkemizde sivil toplum kuruluşlarına yönelik güveni artırmak adına çok anlamlı bir proje. Kurucularımız TEMA Vakfı’nı doğaya karşı bilgili, ilgili ve tepkili bir kamuoyu oluşturmak için kurdular. Ne mutlu bize ki bugün gelinen noktada TEMA Vakfı’nın yüz binlerce gönüllüsü ve destekçisiyle bir halk hareketi olduğunu ve toplumda her yaştan, her görüşten insanı doğa temelinde buluşturduğunu söylememiz mümkün. TEMA Vakfı olarak bizler 25 yıldır insanla, parçası olduğu doğa arasında bağlar kurmak; doğal varlıklarımızı; havamızı, suyumuzu, toprağımızı korumak için çalışıyoruz”dedi.

TEMA Vakfı’na 12 Ekim Perşembe günü TEMA Facebook sayfası bağış butonu ve BKM chatbot altyapılarıyla ya da doğrudan derneğin kendi internet sitesinden bağış yapabilirsiniz.