Yazılar

Boğaziçi Üniversitesi, Birleşmiş Milletler’in iklim kahramanı Doug Woodring’i ağırlayacak

Boğaziçi Üniversitesi, Boğaziçi Lectures etkinlikleri kapsamında, okyanuslar başta olmak üzere çevreyi kirleten plastikler konusunda tüm dünyada ses getiren çalışmalara imza atan ve pek çok ödül sahibi uzman çevreci Doug Woodring’i konuk ediyor. 

Boğaziçi Üniversitesi, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı (SDSN Turkey) ve WWF-Türkiye iş birliğiyle denizlerimizdeki plastik kirliliği sorunu ve bioçeşitliliği masaya yatırmak üzere BU Lectures etkinliklerinde yer alacak Doug Woodring, 23 Mart 2018, Cuma günü saat 15.00’da, “Plastik – Gezegeni saran madde” başlıklı bir konuşma yapacak.

Okyanusları iyileştirmek amacıyla inovatif çözümler, teknoloji ve işbirlikleri geliştiren Okyanus İyileştirme Birliği adlı kar amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşunun kurucusu ve müdürü olan Doug Woordring, 2018 yılında İnovatif Yardımseverlik dalında Prens Albert Prize ödülüne de layık görülen bir çevreci.

Wharton Enstitüsü Küresel Çevre Liderliği programında Danışma Kurulu’nda görev yapan Woordring, aynı zamanda ilk defa Rio+20 Dünya Zirvesi’nde hayata geçirilen Plastiklik Forumu’nun da kurucusu. Rio’daki BM Zirvesi’nden bugüne atık ayak izimizi düşürdüğümüz bir dünya için plastik sürdürülebilirliğinin geleceği konusunda Hong Kong, New York, Portekiz, Şangay, Londra, Dallas, Los Angeles ve Sydney’de pek çok çalışmaya imza attı. Asya’daki tek okyanus film festivali olan “Sinemada Okyanus Film Festivali”nin de yöneticisi durumunda.

Tüm Zamanların en iyi 50 Su Adamı arasında

Denizlerle ilişkisi aynı zamanda sporcu kimliğiyle öne çıkan Doug Woodring, açık deniz yüzücülüğü sporuna yaptığı inovatif katkılardan dolayı üç kez Yılın Dünya Açık Deniz Yüzücüsü seçilmesinin yanı sıra, tüm zamanların en iyi 50 Su Adamı arasında gösterildi. California Berkeley Üniversitesi Ekonomi ve Siyaset Bilimi mezunu olan Doug Woodring, hem Wharton School (MBA) ve John Hopkins Üniversiteleri’nden yüksek lisans derecesine sahip.

Turnalar için ses oldular

Anadolu’daki turna popülasyonunun korunması amacıyla Brisa ve WWF Türkiye tarafından dört yıldır yürütülen Turnalar Hep Uçsun projesine farkındalık yaratmak amacıyla Doğa İçin Çal platformuyla iş birliği yapıldı. Her iki kurumun çalışanları projeye gönüllü destek vererek Turnalar Hep Uçsun Korosu’yla birlikte Allı Turnam türküsünü çaldı ve söyledi.

Brisa ve WWF-Türkiye iş birliğiyle hayata geçirilen Turnalar Hep Uçsun projesiyle Türkiye’nin biyoçeşitliliği ve kültürü için önem taşıyan turnaların korunmasına hizmet etmek amaçlanıyor. Projenin daha geniş kitlelere erişmesi için Brisa ve WWF-Türkiye ekipleri Allı Turnam türküsünü seslendirerek bir video klip hazırladı. Doğa İçin Çal platformu iş birliğiyle gerçekleştirilen çalışmada 98 kişilik ekip farklı enstrümanlarla türküyü seslendirdi. Allı Turnam’ın stüdyo çalışmaları ve videonun çekimleri beş ay sürdü.

Turnaların Türkiye’deki yaşam alanı olan Çukurova Deltası’yla, İstanbul ve İzmit’te çekimleri gerçekleştirilen video-klip, nesli tehlike altında olan turnaların doğal ve kültürel bir değer olarak tanıtımına hizmet edecek.

Projeye katkıda bulunan Brisa CEO’su Cevdet Alemdar; “Turnalar için şimdiye dek gerçekleştirilmiş en kapsamlı projeye imza atmış bulunuyoruz. Bu sayede son dört yılda hem doğamız hem de kültürümüz için büyük önem taşıyan turnaların yaşam alanlarını korumaya aldık. Çalışmalarımızı genişletmek, turnaların neslinin devamı için daha güçlü bir adım atmak üzere 98 kişilik bir ekiple Turnalar Hep Uçsun projemize ses kattık. Bu sesin tüm Türkiye’ye yayılacağına ve turnaların huzurla yaşamlarını sürdüreceğine gönülden inanıyorum” dedi.

Doğal ve kültürel devamlılık için turnalar korunuyor

2013 yılında, Çukurova Deltası’nda başlatılan projeyle Turnalar Hep Uçsun ekibi, turnaların Çukurova Deltası’ndaki popülasyonu ve davranışlarının yanı sıra türe yönelik tehditleri araştırıyor ve gerekli önlemler konusunda yetkililerle ve yöre halkıyla görüşmeler yapıyor.

Proje kapsamında bugüne dek 21 bin km yol kat edilerek gerçekleştirilen gözlemlerde 10 bin civarı turna tespit edildi. Yöre halkıyla gerçekleştirilen çalışmalarla da turnaların korunması adına önemli bir farkındalık yaratıldı. Bölgede 30’u aşkın köy ziyaret edildi, 2 bin adet turna eğitim kitapçığı ilköğretim öğrencileriyle paylaşıldı.

Proje ekibinin paylaştığı bilgilere göre; dünya üzerinde 15 turna türü bulunuyor. Türkiye’de ise iki turna türü görülüyor; Turna ve Telli Turna. Çukurova Deltası’nda turnalar kasım-aralık aylarında uyuma noktalarına yakın bölgelerde beslenirken, ocak-şubat aylarında kuş uçuşu 100 km’ye yakın mesafe kat ediyorlar ve fıstık, pamuk, mısır, buğday tarlalarından besleniyorlar.

Turnalar koruma altında

Anadolu’daki turna popülasyonun ve biyoçeşitliliğin korunması için Brisa ve WWF-Türkiye iş birliğiyle yürütülen Turnalar Hep Uçsun projesi kapsamında nesli tükenmekte olan turnalar için gözlem ve koruma çalışmaları gerçekleştiriliyor.

Brisa ve WWF-Türkiye iş birliğiyle Anadolu’daki turna popülasyonunun ve biyoçeşitliliğin korunması için Turnalar Hep Uçsun projesi yürütülüyor. Projeyle birlikte, elde edilen verilerle Türkiye’nin biyoçeşitliliği, doğası ve kültürü için büyük önem taşıyan turnaların korunmasını amaçlanıyor. 2013 yılında, Çukurova Deltası’nda başlatılan projeyle bugüne dek 21 bin km yol kat edilerek gerçekleştirilen gözlemlerde 10 bin civarı turna tespit edildi.

Sürdürülebilirliğin tüm iş süreçlerinin odağında olduğunu belirten Brisa CEO’su Cevdet Alemdar; “Sürdürülebilirliğin bir tercih değil, gelecek nesillere karşı büyük bir sorumluluk olduğuna inanıyoruz. Bu bilinçle WWF-Türkiye’yle birlikte Anadolu’da turna popülasyonunu koruma ve güncel durumunu ortaya koyma amacıyla 2013 yılında Turnalar Hep Uçsun projesini hayata geçirdik. Türkiye’de bir kışlama alanında yapılan en kapsamlı çalışma olma niteliğini taşıyan projemiz, dört yılda önemli veriler ve bilgilere ulaşmamızı sağlarken çevrede bu türün korunması için farkındalık yaratılmasına da olanak tanıdı. Hem Türk hem de Japon kültüründe uzun ömür, iyi şans, refah ve umudu simgeleyen ve önemli bir yere sahip olan Turna, bu projenin temelini oluşturduğu gibi, aynı zamanda Sabancı Holding’le Bridgestone Corporation ortaklığında faaliyet gösteren şirketimizin de sembolü haline geldi. WWF-Türkiye’yle birlikte yaptığımız çalışmalarla turnalar, Çukurova deltasında çok daha huzurlu bir şekilde kışlıyor ve neslinin devamı için artık çok daha fazla şansa sahip. Projeyle,  gelecek nesillerin de hem doğal hem de kültürel bir zenginlik olan bu türü tanımalarına ve onunla birlikte yaşamayı sürdürmelerine katkı sağlamayı hedefliyoruz” dedi.

“Kuşların varlığı ve zenginliği, yaşadıkları doğal alanların iyi durumda olmasının göstergesi”

WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli ise; “Dünyadaki 500 bin turnanın kullandığı ana göç yollarından biri Çukurova Deltası ve bu göç yolundan yaklaşık 80.000 turna geçiyor. Yaptığımız çalışmalara göre; Türkiye’de kışı geçiren 10 bin civarı turna Çukurova Deltası’nda barınıyor. Bu rakam tahminlerin üstünde olmakla beraber aslında Çukurova Deltası’nın potansiyelinin çok altında. Kuşların varlığı ve zenginliği, yaşadıkları doğal alanların iyi durumda olmasının göstergesidir. Bu anlamda turnanın dünya genelinde sayısı oldukça fazlayken Türkiye’de tehlike altında olması hepimize önemli bir mesaj. Ülkemizdeki turnaların yüzde 95’ini barındıran Çukurova Deltası’nın bilinç ve farkındalıkla desteklenmesi, bu türün ve diğer canlıların burada gelişmelerine dolayısıyla da bölgenin biyoçeşitliliğinin korunarak zenginleşmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu, istikrarlı bir şekilde çalışmayı gerektiriyor ve Brisa’yla birlikte kararlı bir şekilde bu hedefe ulaşmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” şeklinde konuştu.

 

Doğayı koruyan yeni yıl hediyeleri

WWF-Türkiye, tehlike altındaki türlerin korunması için yürütülen çalışmalara destek sağlamak amacıyla evlat edinme kampanyası yürütüyor. WWF-Türkiye, yeni yılda sevdikleriniz adına tehlike altındaki hayvan türlerinden birini sembolik olarak evlat edinerek tür koruma çalışmalarına destek olmaya davet ediyor.

Dünya, biyoçeşitlilik konusunda kayda değer ve hızlı bir düşüş yaşıyor. WWF Yaşayan Gezegen Raporu’nun ortaya koyduğu tablo da bu durumu kanıtlıyor. Doğal yaşam geçtiğimiz on yıllık dönemin sonunda ortalama yüzde 67 gibi bir oranla endişe verici bir azalma gösterdi. Bilim insanları, yıllardır insan faaliyetlerinin yaşamı altıncı kez kitlesel bir yok oluşa sürüklediği uyarılarını yapıyor.

WWF-Türkiye, yeni yılda tüketim kültürünün ötesine geçerek dünyayı korumak üzere hediye kampanyasına katılmaya davet ediyor. Arkadaşlarınız veya aileniz adına tehdit altındaki bir türü evlat edinirken de, WWF-Türkiye’nin doğa koruma çalışmalarına destek olabilirsiniz.

Sevdiklerinize yunus, panda, turna, orfoz hediyesi

Hediye kampanyasında evlat edinebilecek türler arasında dünyaca bilinen panda, kaplan, kutup ayısı, orangutan gibi türlerin yanı sıra Türkiye’de de görülebilen deniz kaplumbağası, yunus, saz kedisi, orfoz ve turna yer alıyor. Yeni yıl hediyesi aldığınız kişi adına bir sertifika düzenleniyor ve seçeneğinize göre evlat edindiğiniz türe özel bir hediye paketi hazırlanıyor.

40 yıla 40 başarı hikayesi

Geçtiğimiz ekim ayında 40’ıncı yılını kutlayan WWF-Türkiye, doğal yaşam alanlarını ve tehlike altındaki türleri korumak için çalışıyor. WWF-Türkiye’den Doğa Koruma Direktörü Dr. Sedat Kalem’le 40 yıl temalı bir röportaj gerçekleştirdik.

40 yılda WWF-Türkiye olarak neler yaptınız?

WWF-Türkiye olarak 40 yıldır farklı alanlarda yürüttüğümüz onlarca proje ve etkinlikle en az 40 başarı hikayesi yazdık. 40’ıncı yıl gecemizde de “40 Yılda 40 Başarı Sergisi” ile bu hikayeleri paylaştık. Başta tehlike altındaki altı tür (kelaynak, caretta caretta, yeşil deniz kaplumbağası, kardelen, saz kedisi, orfoz) olmak üzere çok sayıda türün doğal yaşam alanında varlığını sürdürmesini sağladık. Çünkü kilit türlerin yok olması, temsil ettikleri ekosistemlerin temel taşlarının yerinden oynaması anlamına geliyor.

Türü korumak aslında onun yaşadığı alanın korunmasından geçiyor. Bu sebeple 20 alanın, milli park, tabiatı koruma alanı gibi çeşitli yasal statülerle koruma altına alınmasını, sekiz sulak alana ise uluslararası önemde sulak alan (Ramsar) statüsü kazandırılmasını sağladık. Türkiye’de esaret altında ayı oynatma geleneğinin son bulması ve Kaş’taki yunus parkının kapatılması gibi başarılarda da önemli payımız oldu.

Bunların yanında, Türkiye’nin çeşitli bölgelerine 5 binden fazla çiftçiye sürdürülebilir tarım eğitimi verdik. Konya Havzası’nda 1.4 milyar litre suyun tasarruf edilmesini sağladık.

Şu an vakfın gündeminde neler var ve yapacağınız projelerden nasıl bir yarar sağlamayı hedefliyorsunuz?

Şu an gündemimizde hayata geçirmek için sabırsızlandığımız beş yeni projemiz var. 40’ıncı yıl gecemizde bu projelerin tanıtımını gerçekleştirdik. Doğa Öncüleri adını verdiğimiz eğitim programı, Kaş-Kekova’da deniz çayırlarının korunması, Büyük Menderes Havzası’nda kirliliğin önlenmesi, plastik atıkların azaltılmasıyla ilgili bir kampanya ve akıllı tarım uygulamaları gündemimizdeki yeni konular.

Doğa Öncüleri eğitim programıyla teknoloji çağında yetişen çocuklarımızı doğayla buluşturmak ve kaynaştırmak istiyoruz. Doğanın karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümü için sorumluluk alan, aktif vatandaşlık bilinci gelişmiş yeni bir kuşak yaratmayı hedefliyoruz.

Programın ilk aşamasında bir ildeki 10 okul, sonraki her sene yedi ildeki 50 okul olmak üzere üç yılın sonunda 17 ildeki toplam 110 okulda çalışmalar yapacağız. Sonraki iki yıl içinde ise devlet okulları ve özel okullarda ortaokul ve lise seviyesindeki 3 bin öğrenciye ulaşarak, kuracağımız teknoloji altyapısı ve destek hizmetleriyle 120 bin öğrenciyi doğayla buluşturarak Doğa Öncüsü haline getirmeyi hedefliyoruz.

Denizlerin oksijen kaynağı olarak bilinen, denizleri berraklaştıran, kıyı erozyonunu önleyen, su altındaki milyonlarca canlının üremesi ve beslenmesi için gerekli ortamı sunan deniz çayırları, Kaş-Kekova gibi turistik bölgelerde çok sayıda teknenin demir atması sebebiyle ciddi bir tehdit altında.

Deniz çayırlarını ve barındırdığı canlı yaşamı korumak için 2004 ve 2009 yıllarında Kaş deniz koruma alanı içerisindeki 10 dalış noktasına 10 şamandıra yerleştirdik. Bu sayede artık tekneler demir atmak yerine şamandıraya bağlanıyor ve deniz tabanını tahrip etmiyor. Ancak bu sayı çok yetersiz; şamandıra sistemini tüm alanda hayata geçirmek için toplam 100 şamandıra yerleştirmemiz gerekiyor. Proje kapsamında toplanacak kaynakla maksimum sayıda şamandıranın Kaş-Kekova Deniz Koruma Alanı’na yerleştirilmesini ve deniz çayırlarının korunmasını sağlamayı hedefliyoruz.

Büyük Menderes Nehri ve etrafındaki havza, tarımsal üretim için olduğu kadar, barındırdığı biyolojik çeşitlilik, ekosistem hizmetleri ve korunan alanlarıyla çarpıcı bir coğrafya. Havzanın bu niteliklerinin korunması ve sürdürülebilirliği için nehirden akan suyun yeterli ve temiz olması kilit önem taşıyor. Oysa bugün nehrin suları deri ve tekstil sanayinin atıkları ve sulak alanlar etrafında yapılan aşırı tarımsal ilaç ve gübre kullanımından ötürü had safhada kirleniyor.

Dünyadaki toplam sayısı yalnızca 4 bin 500 olan tepeli pelikanlar 1950-1960’lı yıllarda ülkemizdeki 17 farklı sulak alanda üremekteyken Büyük Menderes Deltası artık bu türün son sığınaklarından biri olarak kaldı. Türkiye’de toplam üreyen nüfusu 340 çift olan B. Menderes deltasının bu önemli sakininin varlığını sürdürebilmesi için su kalitesinin iyileşmesi şart. Bunu sağlamak amacıyla, proje kapsamında nehirdeki su kirliliğinin önüne geçmek için havzada faaliyet gösteren sanayi kuruluşlarının temiz üretime geçmesini ve havza çevresinde yapılan pamuk tarımındaki kimyasal ilaç kullanımını kontrol altına alınarak iyi pamuk uygulamasının yaygınlaştırılmasını sağlamaya çalışacağız.

Dünya çığ gibi büyüyen bir plastik sorunuyla karşı karşıya olduğu için çalışma alanlarımızdan birisi de plastik atıklar. Okyanuslara her yıl 8 milyon ton plastik atık boşalıyor. Türkiye plastik üretiminde Avrupa ikincisi dünya yedincisi. Türkiye’deki kişi başına plastik tüketimi 50 kgla dünya ortalamasının neredeyse iki katı. Geri dönüşümde de kat etmemiz gereken çok mesafe var. Türkiye’de PET şişe geri dönüşüm oranı yalnızca yüzde 50 iken, dünya lideri Almanya’da bu oran yüzde 93,6.

WWF-Türkiye’nin hedefi, özellikle plastikteki kullan-at alışkanlığının değiştirilmesine odaklanarak hem ortaya çıkan atığı azaltmak, hem de tüketilen plastiğin geri dönüşüm oranlarının artmasını sağlamak. Bu amaçla, bir yandan özel sektör ve kamu kurumlarıyla, diğer yandan sivil toplum, bilim dünyası ve tüketicilerle birlikte çalışacağız. Bunu gerçekleştirirken de WWF’in uluslararası ölçekteki bilgi birikimi ve deneyimi bize yol gösterecek.

Hava, su, toprak gibi yaşamak için ihtiyacımız olan en değerli kaynaklarımızı en çok kullanan sektörlerden biri de tarım sektörü. Türkiye yüzölçümünün yaklaşık üçte biri tarım arazisi ve ülkemizdeki tatlı su miktarının yüzde 79’u da bu arazileri sulamak için kullanılıyor.

Bu nedenle, WWF-Türkiye olarak son yıllarda sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılmasını gündemimize aldık. Modern sulama teknikleriyle boşa harcanan suyun önüne geçmek için Konya Havzası’nda; biyolojik mücadele yöntemleriyle aşırı tarım ilacı ve gübre kullanımını durdurmak için Eğirdir Gölü çevresinde çalışmalar yaptık; birtakım olumlu sonuçlar ve tespitler elde ettik. Geliştireceğimiz “akıllı tarım” projeleriyle, Türkiye’nin farklı bölgelerinde farklı sektörlerdeki çiftçileri teknolojiyi kullanarak bilgilendirmeye, modern sulama tekniklerine ve sürdürülebilir tarım uygulamalarına geçiş yapma yönünde teşvik etmeye devam edeceğiz. Geleceğimiz için, temiz toprak ve temiz su için.

Bundan sonra neler yapacaksınız ya da neler yapmayı düşünüyorsunuz?

WWF-Türkiye olarak kendi geliştirdiğimiz ve yürüttüğümüz projelerin yanı sıra ülkemizin biyolojik çeşitliliği ve doğal değerlerinin korunmasına yönelik yerel STK projelerine de destek veriyoruz. Bu amaçla 2010 yılında başlattığımız bir kampanyayla Türkiye’nin Canı Hibe Programı’nı kurduk. Bireylerin ve kurumların bağışlarıyla oluşturulan kaynak, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde doğa koruma konusunda faaliyet gösteren yerel sivil toplum projelerine katkı sağlıyor. 2011 ve 2014 yılında gerçekleştirdiğimiz iki dönemde toplam 10 projenin hayata geçirilmesini sağladık.  Bu yıl başlattığımız üçüncü dönemde ise üç proje destek almaya hak kazandı. Bu projelerden biri Kars’ta kadife ördeklerin korunmasını, ikincisi Marmara Denizindeki mercanların restorasyonunu, diğeri ise ve Akdeniz’deki deniz memelilerinin korunmasını amaçlıyor.

WWF-Türkiye 40. Yılını kutlayacak

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), 26 Ekim’de yapılacak bir gala gecesiyle Türkiye’deki 40. yılını kutlayacak. Etkinlikte yer alacak 40 Yılda 40 Başarı sergisiyle hem vakfın başarıya ulaşan çalışmaları anlatılacak, hem de gelecekte yapılması planlanan projeler tanıtılacak.

100’den fazla ülkede 5 milyondan fazla destekçisiyle dünyanın en büyük sivil toplum kuruluşu olan World Wide Fund For Nature (WWF), Türkiye’deki 40. Yılını özel bir geceyle kutlamaya hazırlanıyor. Gecede bugüne kadar yapılan çalışmaların anlatılması ve gelecekte yapılması planlanan projelerin tanıtılması amaçlanıyor.

26 Ekim akşamı gerçekleştirilecek olan bağış etkinliğine iş dünyasının ünlü isimleri; doğa koruma destekçileri ve çok sayıda gönüllü katılacak. Kenan Doğulu’nun sahne alacağı gecede yapılacak müzayedeyle WWF-Türkiye’ye kaynak oluşturulması amaçlanıyor.

Ülkemizde Doğal Hayatı Koruma Derneği olarak 1975 yılında çalışmalarına başlayan kuruluş; deniz kaplumbağalarından, sulak alan çalışmalarına, kelaynakların korunmasından, doğal zenginliğe sahip ormanlara statü kazandırılmasına kadar geniş bir yelpazede projeye imza attı.

 

Bu ay bağışlar WWF-Türkiye için toplanacak

Türkiye’de bireysel bağış ve sivil toplum bilincini yükseltmek amacıyla başlatılan, Sosyal Bağış Hareketi’nde bu ay bağışlar, 40 yıldır doğal yaşamı koruma çalışmaları yürüten WWF-Türkiye için toplanıyor.

MarjinalSosyal’in girişimi, Facebook’un katkılarıyla başlatılan Sosyal Bağış Hareketi, Türkiye’de bireysel bağışla sivil toplum bilincini uyandırmak ve sivil toplum kuruluşlarına destek vermek amacıyla faaliyetlerine devam ediyor. 15 ay boyunca her ayın ikinci perşembesinde bir STK’nın sosyal medya üzerinden tanıtıldığı harekette, altıncı sivil toplum kuruluşu WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) oldu.

14 Eylül Perşembe günü bağışlar insanın doğayla uyum içinde yaşadığı bir geleceğin kurulması amacıyla Türkiye’de 40 yıldır çalışmalar yürüten WWF-Türkiye için toplanacak.

WWF-Türkiye, doğal kaynakların aşırı tüketimi, kirlilik, yasa dışı avcılık, doğa tahribatı gibi insan kaynaklı sorunlarla mücadele ederek doğal yaşam alanlarının azalması ve türlerin kaybıyla sonuçlanan tehditleri durdurmayı amaçlıyor.

Halen, küresel ölçekte nesli tehlike altındaki 389 türün bulunduğu Türkiye’de, biyolojik çeşitliliğin korunması önem taşıyor. Vakıf yıllardır yürüttüğü alan projeleriyle kelaynak, deniz kaplumbağası, orfoz, saz kedisi ve turna gibi tehlike altındaki canlıların korunmasını sağlıyor. Doğa koruma literatüründe şemsiye tür olarak anılan bu canlıların korunması, yaşadıkları ekosistemin bir bütün olarak varlığını sürdürebilmesi anlamına geliyor. Böylece daha geniş bir canlı topluluğu için yaşanabilir bir ortam sağlanmış oluyor.

Yaban hayatı koruma çalışmalarının yanı sıra denizler, ormanlar, tatlı su kaynakları, gıda, iklim ve enerji konularında da birçok proje yürüten WWF-Türkiye, Büyük Menderes Havzası’nda da çalışmalar yaptı. Yapılan çalışmalar, Türkiye’nin en verimli tarım arazilerinin bulunduğu havzada ekolojik değerleri tehdit eden su kirliliğinin önlenmesi ve bölgede yaşayan 2,5 milyon kişinin yeterli miktarda temiz suya erişiminin sağlanmasını amaçlıyor.

WWF-Türkiye Kurumsal İlişkiler Müdürü Neyran Akyıldız; “Sosyal Bağış Hareketi, sosyal medyanın ortak fayda için kullanımına güzel bir örnek. Sivil toplum için bireysel bağışın önemine vurgu yapan bu hareketin bir parçası olmaktan mutluluk duyuyoruz. Yapılacak her bağış yaşamın çeşitliliğini korumaya katkıda bulunacak” dedi.

WWF-Türkiye’ye 14 Eylül Perşembe günü WWF-Türkiye Facebook sayfası bağış butonu ve BKM chatbot altyapılarıyla ya da doğrudan derneğin kendi internet sitesinden bağış yapabilirsiniz.

Işıklar gelecek için kapatılıyor

Her yıl milyonlarca insanın, bir saatliğine ışıkları kapatarak küresel iklim değişikliği konusunda önemli bir farkındalık oluşturmasını sağlayan Dünya Saati etkinliği bu yıl 25 Mart Cumartesi günü, 20.30-21.30 saatleri arasında gerçekleşecek.

Küresel ısınma tehlikesine karşı farkındalığı artırmak amacıyla oluşturulan WWF-Türkiye’nin Dünya Saati kampanyası bu yıl 25 Mart 2017 Cumartesi akşamı 20.30-21.30 saatleri arasında, küresel iklim değişikliğini hatırlamak ve hatırlatmak için gerçekleşecek. Aynı zamanda doğal kaynakların kullanımının sınırlarını çizmek ve daha yaşanılabilir bir dünya için bir saat süresince ışıklar kaptılacak.
Bu sene Roche Türkiye, Kanyon ve VİKO by Panasonic gibi firmaların da katıldığı Dünya Saati etkinliği için Boğaz Köprüleri, Dolmabahçe Sarayı ve Sultanahmet Camii gibi anıtsal yapıların yanı sıra Efes Antik Kenti, Selimiye Camii ve Peri Bacaları ışıklarını kapatacak.

İlk olarak Mart 2007’de WWF-Avustralya’nın önderliğinde Sidney kentinde başlayan ve 2008 yılında küresel bir kampanyaya dönüşen Dünya Saati hareketi kapsamında, milyonlarca insan, küresel iklim değişikliğinin önüne ancak gezegendeki tüm insanların desteğiyle geçilebileceğini göstermeyi hedefliyor. Bu sembolik ve görsel mesajla, bir saat boyunca tüm dünyanın ışıkları kapanıyor. Kampanya kapsamında Sidney Liman Köprüsü, Toronto’daki CN Kulesi, San Francisco’daki Golden Gate Köprüsü, Roma’daki Kolozyum ve Çin Seddi gibi küresel öneme sahip birçok simge de karanlıkta kalacak.